-"Ulusal yaşayışı ve bağımsızlığı bozan düşman"a karşı "yurt bütünlüğümüzün korunması ve sürdürülmesi"ni istediği Havza Talimatı'nı 28 Mayıs'ta ilgili Kolordu Komutanlıklarına, Konya'daki Ordu Müfettişliğine, valilere ve bağımsız mutasarrıflıklara gönderdikten sonra 12 Haziran'da geçtiği Amasya'da, 21-22 Haziran gecesi emir subayı Cevat Abbas'a ilk maddesinde o vaktin hükümet merkezinin "İtilâf devletlerinin etki ve denetimi altında kuşatılmış bulunduğundan üzerine aldığı sorumluluğun gereklerini yerine getiremediğini" ve "bu durumun ulusu yok olmuş gibi gösterdiğini" tespit edip, yeni bir "Meclis" ve "hükümet" ihtiyacından açıkça bahsetmese de Ordu komutanlarını Sıvas'ta bir Milli-Ulusal kongre toplanması, kongreye katılacak temsilcilerin seçimi ve Sıvas'a ulaşmalarının sağlanmasıyla görevlendirdiği Amasya Genelgesi'ni-Bağımsızlık Bildirisi'ni yazdıran Mustafa Kemal, 26 Haziran'da Amasya'dan ayrılıp bir gün sonra Sıvas'a intikal eder.

Onu, 2 Temmuz'da Erzincan'da bulunduğu sırada bir telgrafla "geri çağıracak" olan Istanbul hükümetinin Sıvas halkını Mustafa Kemal ve milliciler aleyhine kışkırtmakla görevlendirdiği Elâzığ valisi Ali Galip'in 23 Haziran'dan beri şehirde adamlarıyla birlikte hazırlamaya çalıştığı "Halk Mustafa Kemal'e ve Millicilere karşı" adlı "müsamere"ye fırsat vermez, 28 Haziran'da Sıvas'tan çıkar, 3 Temmuz'da Erzurum'a varır.

-"Gürültü patırdıya yer vermeden" yalnız.

-Nasıl?

-"Sıvas'ta bir Milli-Ulusal kongre toplanması, kongreye katılacak temsilcilerin seçimi ve Sıvas'a ulaşmalarının sağlanması" kısmı... Orada  "Her ihtimale karşı bunun bir milli-ulusal sır halinde tutularak gürültü patırdıya yer verilmemesi ve gerekli görülen yerlerde yolculuğun kendini tanıtmadan yapılması gerekir" uyarısı var sanıyorum.

-Söylemedim mi? Demek atladım.

-O "milli-ulusal sır" vicdanında taşıdığı?

-Karıştırma, o başka "sır". Hazır aklımdayken... Çocuklar, demin 91 yılında Irak'ta  ABD'ye karşı vatanını savunan Irak yönetimini işbirlikçileri kullanarak devirmeye çalışıp, başaramayan küçük Bush'un babasıyla o zamanın Ulusal Güvenlik Danışmanı Scowcroft'un bu gerçeği örtmek için ortaya attıkları "Saddam Hüseyin'i 91'de yerine geçecek adam olmadığı için devirmedik" yalanına dikkat edin, kurdukları tuzağa düşmeyin... "Yerini alacak bir lider bulunsaydı, 91'de devrilmesi doğru olurdu" veya "Şimdi devrildiğine göre eh, Irak halkının da kabul edeceği bir lider ortaya çıkarsa, neden olmasın" şeklinde anlamayın sakın... Irak'ın yeraltı, yerüsü zenginliklerini sömürgecilerin yağmasına açan hiç kimse, bir an için  "Irak halkına benimsetildiğini" kabul etsek dahi meşru olmayacak, mücadele devam edecektir. Bu yüzyılda Merkezdoğu'da meşruiyetini sömürgeci işgalinden alan hiç bir rejim değişikliğine, lidere yer olmayacak, mevcut "kukla rejimler" ise yerlerini Saddam Hüseyin gibi millici, millileştirmeci liderlere, yönetimlere bırakacak. Türk Ordusunun ABD'de, İngiltere'de, İsrail'de "rejim değişikliği" yapması, Türk askerlerinin bu ülkelerin baş şehirlerinin sokaklarında dolaşması bir Amerikalı, bir İngiliz, bir Yahudi için ne kadar kabul edilebilir ise bugün Irak'ta güya gerçekleştirilmeye çalışılan "rejim değişikliği"nin kabul edilebilirliğide bizim nezdimizde o kadardır. Kabul edilemez. Edilmeyecektir. Rezaletten başka bir şey değil.  K.999, evet?

-Demin Jack Engelhard adlı yazarın okuduğunuz yazısında, "Üzerimize 'Yanke Evine Git' Bir milyon Adam Yürüyüşüyle geldikleri zaman değil" cümlesine takıldım. İlk paragrafta...

-Nesine, neresine?..

-Yani Bağdat'ta Amerikan-İngiliz işgal güçlerine karşı tertiplenmiş,  "Bir Milyon Adam"ın katıldığı bir gösteriden mi bahsediyor?

-ABD'de yaşayan siyahların bir-iki yıl evvel tertipledikleri büyük bir yürüyüşün adıydı sanıyorum. O yürüyüşe gönderme yapıyor.

-Anladım, peki  Bush Engelhard gibi düşünen insanların beğenmesi gereken bir başkan değil mi?

-Beğeniyor işte..  "...Başkan Bush Araplar için Musa'nın İbraniler için yaptığını yaptı, onları kölelikten özgürlüğe kurtardı, bu küçük bir şey mi?" diye övüyor ya küçük Bush'u?

-Ama yine aynı yazıda "yanlış başkan" diyor Bush için?

-?

-Hemen o tekrarladığınız cümlelere yakın bir yerlerdeydi.

-Bakayım... "...Nerede sevgi?"... Hayır, "Geçen gün bir arkadaşım öğle yemeği boyunca bana bütün meselenin petrol olduğunu anlattı. O anda şimşek çaktı. Çarpıldım".

Joe;

-Yani "Demokrat Partili liberaller Başkan Bush sırf karşı Partiden olduğu için Irak'ta ki işgali takdir etmiyor beğenmiyor, partizanlık yapıyorlar" demek istiyor, "yanlış başkan"dan kastı bu.

-İşte şurası... her okuyuşumda şaşırıyorum, adam bir de tazminat istiyor, "işgal masrafı"nı karşılamak için.

Okumamış olan Taşlıtarlalı;

-Eskiden iftar sofralarına katılanlara ödenen "diş kirası" hesabı. Irz düşmanının bilmem ne kirası istemesi gibi bir şey bu usta.

-Bizim orda aklın dimağın durur dedikleri hikâye.

-Siz de Taşlıtarladanmısınız?

-Bulunduk biraz...Çocukken. Evet, "...Veya kıymet bilmekten yoksun Iraklılardan ve köle bir halkın imdadına yetişmemizde, sırf başkanın yanlış birisi olması yüzünden hiç bir fevkalade yan görmeyen nankör liberal soldan bir geri ödeme" demiş...Joe'nun dediği gibi, anlaşılmayacak bir yan yok.

-Ben anlamıştım zaten de. Geçen gün, televizyonda "ABD Irak'ta savaşın bittiğini açıkladıktan bugüne ölen" diye...

-Bir saniye, dur orda. Bir savaş kaç taraf ister? En azından kaç taraf?

-İki taraf ister.

-ABD Irak'ta kendi kendine savaşmadığına, hemen hergün Amerikan işgal askerleri öldürüldüğüne göre, habere, söze, sadece, "ABD'nin savaşın bittiğini açıkladığı günden bugüne ölen Amerikan askeri sayısı" diye başlamak yerine, bazen, hatta savaş devam ettiğine göre, diğer tarafın mücadelenin bitmediği, sürdüğü açıklamalarıyla, mesela, "Direniş'in Irak halkını işgalciye karşı ayaklanmaya, onu vatan topraklarından atana kadar mücadeleye çağırdığı filanca tarihten bugüne öldürülen Amerikan işgal askeri sayısı"... diye başlamak gerekmez mi?

-Hiç aklıma gelmedi.

-Gelmesi lâzım ama... Aklıma gelmişken... 

-Hayır efendim, yeni bir soru daha yok...

-Siz uyuyorsunuz sanmıştım. Bu bir soru değil, "Köşe"

-Olsun, "köşe"de açmayın.

-"Köşe" ama öyle değil.

-Kendinizi bizim yerimize koyun. Lütfen.

-Bir saniye izin verin... Ağzınızı bir açtınız mı... Bu bir sefer "Bilgi Notu köşesi", ben söylüyorum, siz dinliyorsunuz, hepsi bu... Aklıma gelen ilk "bilgi notu". ABD'de şarbon mikrobu bulaştırılmış mektuplar sadece Irak'a yönelik saldırıya karşı çıkanlara gönderildi. İkinci bilgi notu, Paul Bremer adlı unsurla 600 kişinin masrafı 300 milyon dolar. Bu para 24 milyon Iraklının... Alo?... Öylemi?... Göğüslerine mi asmışlar? "Al, doy!" diye. Kaç kişi?... Üç... Kapkara ha... Üzerinde de kıllar. Peki, sonuçları öğrenince bildirirsin, iyi akşamlar.

Irak'tan İHA-İstiklâl Haber Ajansı  muhabiri aradı. Üç Amerikan işgal askerini, bütün vücutlarına göz çukurlarına varıncaya kadar katran doldurulmuş bir halde elektirik direklerine asılı bulmuşlar. Katranın üzeri domuz kıllarıyla kaplıymış.


Devam eder


dolun__ay@hotmail.com

 

>



Devam eder


dolun__ay@hotmail.com