"Yüz gün üst üste söyle"...


Sınırsız merhametini istismar eden hıyanet ehli düşmanlara misliyle mukabele edilmesini Peygamber'ine vahyedip bildirdiği nice ayetleriyle emretmiş olan ezelden galip Allah'ın adıyla.

"Allah hainleri sevmez"... Hainliği sevmediğini buyuran Allah'ın adıyla dikte ettiğini hatırlamaktan çekinenler mi var? Sözü bütün sözlere galip Allah'tan güya korkan, ama istilacı kâfir-kukla münafık ittifakından daha çok korkanlara yazıklar olsun!... Ahirette "Sözüne sadık mücahitlerim cellâtların önünde bana şehâdet ederken, gözünüz ekranda, şarap çanaklarını tokuşturup kahkahalar atıyordunuz, unuttunuz mu?... 'Allah deyince aklımıza Amerikan savaş uçaklarından başka bir şey gelmiyor' diyordunuz, şimdi ne geliyor?... Hadi çağırın ilâhlarınızı; yerinde yeller esen İncirlik'ten gelip, sizi kurtarsınlar" diye hatırlatacak olana, bakalım o cehennem kütükleri ne cevap verecekler.

Allah'la ABD'yi birbirine karıştıranların hallerine bak, ne milletten olduklarını şaşırdılar. Sayıklayan sayıklayana... Sadece ilk beş yılda, 91-96 yılları arasında, yarım milyon Iraklı çocuğun kanına giren düşman ambargosuna yıllarca erketelik yapmanın; Irak'ı gece-gündüz bombalayıp, tahrip eden düşman uçaklarını vatan topraklarında barındırmanın; istilâcı kâfire, meyva suyu, kebap, şehvet hapı, şarap, dansöz taşımanın sonu budur: Feleğini şaşıran, milletini de şaşırır; köküyle dalını birbirine karıştırıp, soyunu sopunu sapıtır. Hem misilleme öyle olmaz. "Sen de eskiden Cezayir'de soykırım yapmıştın, ben de o soykırımı tanırım" diyen birisi, soykırım yapıldığını kabul ediyor demektir. Allah'ın ahlâkına uygun bir misilleme, ilgili ülke yanlıştan dönünce iptal etmek üzere, "olup bitenleri soykırım olarak adlandırmayı suç kabul eden" bir kanun çıkarıp, yürürlüğe koymakla olur... Türk, ya ruh köküne dönüp kurtulacak ya da "Ah! Batı memleketimizi parçalamasa! Toprak bütünlüğümüzü 'Erbil-Erivan-Tahran Ortak Nüfuz Bölgesi' olarak korusa!" diyenlerle; "Batı tarafı 'Öncelikli Katılım Bölgesi' olsun, başka bir şey istemeyiz. Gerisi zaten dağlık, çakıllık... Sırtımızda yük" diye düşünenler arasında ezilip, tarihe karışacak. Türk kurtulacak...

Denizin karşı kıyısında Amerika'da iki kulenin yer seviyesine indiği günün akşamına kalmadan suyun Avrupa yakasında yaşayan başkaları yumruklarını sıkıp, bizim tarafa doğru sallayarak gazete manşetlerinden şöyle bağırmışlardı: "Bugün Hepimiz Amerikanız!"... Hatırladın mı?. Onların gazeteleri, televizyonları, siyaset adamları, yorumcuları, yazar-çizer takımı böyledir; birbirleriyle mücadele ederler ama İslâm milleti karşısında tek millet olduklarını hiç unutmazlar; ülkelerinden birinin ayağına diken batınca, "Fırsat bu fırsat, üzerine çullanıp soyup soğana çevirelim" diye hesaplar yapıp, hançerlemezler. Aksine, "Biz Büyük Batıyız. Tek milletiz!. Birimize yapılan, hepimize yapılmış demektir; yanınıza bırakmayacağız!" diye seslerini yükseltirler. 91 yılı Ocağında, Şehit-Mücahit Saddam Hüseyin Şehri'nin (Bağdat) bombalandığı gecenin sabahında, Türkiye'de "Bugün Hepimiz Arabız!" başlığıyla çıkan bir gazete hatırlıyor musun? Dört yıl önce istilâ başladığında "Bu saldırı hepimize yapılıyor. Çünkü biz tek milletiz!. İstilâcılara karşı müttefikimiz Irak'la birlikte savaşacağız!" diye sesini yükseltebilmiş bir siyasetçi?... "En düşük rütbeli neferinden en üst rütbeli generaline, hepimiz Mücahit Memetçiğiz. Mücahitler! İlk hedef, vatan topraklarını bir ahtapot gibi saran işgal-terör üslerini zaptetmek. Bağlı olduğun din, millet ve vatan, senden bunu bekler; sana atalarını, Çanakkale'yi, Sakarya'yı, Büyük Taarruzu unutturduğunu zanneden düşmanı bu topraklarda boğmak için silâh başına!" emrini vermekten korkmamış gerçek bir Türk subayı, gerçek bir Ordu Komutanı?... Peki ya Irak Cumhurbaşkanı ve Irak Silâhlı Mücahit Orduları Başkomutanı Şehit-Lider Saddam Hüseyin'e, Amerikalı terörist istilâcılarla Safevi gizli servis elemanları tarafından suikast yapıldığı 30 Aralık sabahı?...

Düşman Irak'a ilk defa saldırdığı zaman, o kış günü bir tek sen vardın meydan yerine çıkıp yüksek sesle kardeşine elini uzatan. Sen ve arkadaşların. Ama diğerleri?... "Pastadan ufak bir pay kaptık, zıkkımlanıyoruz. Bu çerez.... Masaya oturunca, daha yağlı parçalar atacaklar önümüze" diye yalanıp duruyorlardı. On altı sene geçti... Fazlasıyla hak ettikleri o yağlı pasta, Hâviye'nin dibinde şimdi onları bekliyor. Hamuru, mücahitlerin düşürdüğü Amerikan savaş uçaklarının erimiş leşlerinden yoğrulmuş Hâviye pastası. Yanında çerez olarak mücahit silâhlarından kızgın mermiler ve nar gibi şarapnel parçaları... Yer misin, yemez misin... Varil kadar büyük şarap çanaklarına alevli petrol yağı ırmaklarından doldurulmuş Hutâme şarabı da hazır... Pasta parçalarını yutup hararet bastıkça, kana kana içsinler, başlarına dökünüp serinlesinler diye... Üzerinde yaşadıkları topraklar üzerinde, AB bayrakları sallayacaklarına; yuvalandıkları merkezlerde ziyaret ettikleri terörist düşman askerlerini yazı dizileriyle millete sevimli göstermek için paralanacaklarına; ABD bayrağı altında suratlarını bile gizlemeye gerek duymadan resim çektirip, altına çiziktirdikleri " İşte korkusuz deniz piyadesi!...İşte Arapları, Kürtleri, Türkmenleri kurtaran gözü pek rambo! Onu gören terörist direnişçiler çil yavrusu gibi kaçışıyor!"... gibi ibarelerle yayınlayacaklarına, keşke vaktinde yapılan ikaza kulak vermiş olsalardı: "Şehit kanı ağır olur. Midelerini, memelerini onunla doldurup semirenleri dibe çeker".

Mücahitlere yıllardır "terörist", Direniş Hareketi'ne "terörist hareket", cihadist çizgide İstiklâl Savaşı'na "şiddet olayı", Silâhlı Mücahit Kuvvetlerin askeri operasyonlarına "şiddet eylemi" diyen propaganda makinesini Allah kahretsin, tuzla buz etsin! Allah kahretsin çöreklendikleri köşelerde vatanseverlere "ABD'yle savaşmak, Allah'la savaşmaya eştir" demeye getiren deccal borazanlarını...

Batının çok kuklalı bol şaklabanlı şekil demokrasisi, zehiri ilaç gibi gösteren sihirli kaptır. O kabı bir vuruşta gürültüyle kır ki, horultuları semayı tutanlar "Nedir bu kalpleri dağlayan ses? N'oldu, niye hatırlamıyoruz?" diye dehşet içinde uyanıp, ayağa kalksınlar. "Korkacak bir şey yok" dersin. "Kalpleriniz ve dilleriniz, Allah'a şehâdet eden gerçek kahramanları kukla, aciz kuklaları ise başbakan, Cumhurbaşkanı zannettiren gaflet uykusuyla perdelenmişti; o perde yırtıldı, şimdi cihada uyandınız"...

Allah'ın adıyla dikte ettiği ayetlerini hatırlamaktan çekinenler çıkacaksa hemen kuklalardan tarafa yok olsun. Unutmayanlar bölünmeyip bu tarafa toplansın. Çekinenlerden olmadığınızı bilin. Din, millet - vatan ve devlet... Din Allah'ın oluncaya, vatan kurtuluncaya...

Selâm'ın adı Silâh...