<  
İftarla Sahur Arası...
 
"Atmanın Tam Anıymış"
 
 
-Belli... Çanakkale Boğazına yönelik saldırıda olduğu gibi yine dar bir üçgene sıkışıp kalan sömürgeci teröristlerin bir bölümü apar topar ABD'ye geri gönderiliyorsa belliki sinirleri lâçka oldu. Bağdat'tan Ankara'ya Diyarbakır'dan İstanbul'a, duvar yazıları örnekleri üzerine konuşurken "Altı ay oldu" dedik demedik, teker teker dağılmaya, savuşmaya başladılar.
 
-Riad, Kabil, hep dahil.
 
-Noel'i bahane ediyorlar. İrademiz kırıldı diyemezler tabii.
 
-Polonyalı gurkalar, Bulgarlar çoktan savuşup gittiler diye duyduk... Bu ülkelerin hali de 40'ların sonundaki "işgüzar türkiye"ye benziyor ha... Ölü örgüt NATO'ya bağlanıyorsun, demokrasiye geçilmesi koruma altına alınıyor,  o vakte kadar  öyle boş duran çakıl taşları değer kazanıp arsa oluyor. Bu peşkeşin adına da ticaret diyorlar. Ama peşkeş de ticaret.
 
-Hem de siyaset.
 
-Ticaretine karşı çıkılınca şikâyeti diğerinin "önünü tıkıyor" diye yapılan siyaset...
 
-K.999 olsaydı, soruyu hemen yapıştırırdı, "Bunun adı ne peki?"...
 
O.T;
 
-İyi, hemen yapıştırıyorum soruyu ben de o zaman. Bunun adı ne?
 
-Vizyon sahibi olma... Makinelerin "besini" petrol onlar için besin maddesi pirinçten daha önemli ve de bu "yağ"ı yok pahasına elde etmeye o kadar alışmışlar ki, kendilerini başkalarının yaşadığı topraklarda bulunan o yağı adeta emme hakkıyla doğmuş devletler, ülkeler, milletler olarak görüyorlar. Toprakları altında petrol bulunan devletleri, ülkeleri, milletleri ise, kurtarılması gereken serbest petrol yatağı, petrol varili... Onlar "oil-state... oil-nation... oil-field"...Yağ tarlası...  "Amerikan ordusunun masraflarını karşılamaktan kaçınıyorlar! Üstelik bunlar 'oil state'!... İnanamıyorum!" diye hayret ediyorlar ya ekranlarda... Yani petrol yanlış yerde bulunuyor...
 
-?
 
-...Üzerindeki topraklarda yaşayan devletlerden, milletlerden kurtarılması gereken, yanlış yerde doğmuş bir insan hakları kurbanı o...  Vietnam'ın adına niye "pirinç devleti" demedikleri sorusunun cevabıydı, kimmiş o olsaydı "helva tabağında kabak" benzeri bir şey söyleyecek olan peki?
 
-?
 
-Ses tonunu değiştirmiş! Tanıdım.
 
O.T;
 
-Ben de diyorum bir yerden tanıyorum bu sesi ama... Bir çıktın, üç gecedir yoksun, dün gece de gelmedin usta?...Hayrola?
 
-Uzun süredir görmediğim bir çocukluk arkadaşıma rastladım, o da kahve almaya çıkmış, tesadüf işte... İllaki sahura davet etti. Bugün de iftara kaldık.
 
-Bu gece?
 
-"Ay kent biliivit! Ay kent biliivit! Üstelik bunlar 'oil-state!' diye hayretini yüksek sesle çığlıklandıran FOX'ın "İkindi Şekerleri"nden ortada olanı... Şimdi hatırladım, tamam.
 
-?
 
O.T;
 
-Bu, yeni arkadaş. Dün gece katıldı.
 
-Bakalım artık bu gece olur mu... Ev şehrin dışında... uzak.
 
-Ne var sahur menüsünde?
 
-Ne mene mesü de?...
 
-Menüyü soruyorum.
 
-Pek bir şey yok. Felafel dediği bir yemek, biraz hurma, sert kahve...
 
-Sulu mu?
 
-Duyamadım.
 
-Felafel yemeği diyorum, çorba kıvamında içiliyor mu, yoksa etiyle, sebzesiyle esas yemek mi?
 
-Tahıl... Kıyılmış nohutun suyla karılıp, sanki lâpa kıvamında köftelere bölünüp bir saat bekletildikten sonra kızartılmışı... Hoşuma gitti, lezzetli. Arkadaş, "Bu yokluğa aldanma, bağları, bahçeleri, tarlaları eskiden görecektin, bolluktu" diyor. Domuzlar dadanmadan önceki halini... Dadananlar yaban.
 
-Bildiğimiz normal yaban domuzları...
 
-Bunlar yabancı yaban domuzları. Besili... Ne bulurlarsa, silip süpüren cinsten. Komşuların çoğu, çiftlikte çalışanların bir kısmı, bu zararlılarla mücadelesinde arkadaşa yardım edeceklerine, fırsat bu fırsat, açık-gizli çalıp çırpmışlar, ne meyve bırakmışlar, ne ekin, hep yağmalamışlar. Yağmaya "Yabancı yaban hayvanlarını koruma derneği" müfettişi kılığında katılanlar olmuş. "Sınır tanımayan uluslararası yaban domuzları" örgütünün adeta gönüllü görevlisi kesilen bazıları, onu "yabancı yaban domuzlarına eziyet etmek"le, "yabancı yaban domuzlarına sırf yabancı yaban domuzu oldukları için cephe alıp, hayvanlar arasında ayrımcılık yapmakla" suçluyorlarmış.
 
-Şehirde duyulmadı. Medyada haberi çıkmadı.
 
-Çıkmış... Gerçek dost, komşu, böyle günlerde belli olur, kalıp yardım edeyim diyorum, evvel Allah haklarından geliriz. Çok sıkışırsak ne yapalım domuz eti yeriz.
 
-?
 
-Yaban domuzu, karga, akbaba, bunlar da yenebilir... Açlıktan ölmeyecek kadar yemeye ruhsat var. Sorusu olan yoksa sözlerimi bağlayıp, kapatıyorum. Sahi, şöyle ya da böyle Merkezdoğu'nun dışına şekillendirilecek istilacı terörist başına mükâfat vereceğini ilan eden ilk mal-mülk sahibi Kuvayı Milliyeci kim?
 
-Henüz ortaya çıkmadı. Dolunay'ı dinleyebiliyormusun, programı iyi götürebiliyormuyuz nasıl?
 
-Kapanışların, sanki okumuş adam kapanışları, güzel...
 
-Kendi aramızda toparlamalar, vurgulamalar yapıyoruz. Akla geldiği gibi, serbestçe.
 
-...de yalnız programı fazla uzatmadan, kısa kısa... Zaman Ramazan Ayı. Zorlu günler bunlar. Yaratıcı, sabrın kendi koyduğu sınırlarında. Sözüyle o sınırlardan bütün Merkezdoğu'ya taşıp, yeryüzüne yayılıyor, tamamlıyor. Düşmanın bir lâfı vardı, 91yılında "Fırıncı" söylüyordu, "Quick, massive..."... Joe?
 
-"...and decisive".  "Quick, massive and decisive". Seri, muazzam ve kararlı...
 
-Fazla uzatmadan bir vurgulamayla, toparlamayla kapıyorum, evet, doğru... vizyon sahibi olup, imkânsızı isteyeceğiz, statükoyu kıracağız; sadece Irak, İran, Kuzey Kore değil, bağımsızlığını tesis edecek Türkiye'de dahil, bütün Doğu ülkeleri, devletleri, milletleri, her türlü kitle imha silâhını üretmek, geliştirmek, satmak ve dünyanın diğer bölgelerinde şu ya da bu gerekçeyle tecrübe etmek hakkına sahiptir... tıpkı ABD gibi.
 
Gecenin pelesengi; "El Vur Tabib"



Devam eder...


dolun__ay@hotmail.com