"...görünüşte 'farklı' kelimelerle aynı anlamı savunduklarını farkında bile olmadan 'anlaşamayanlar'la, görünüşte 'aynı' kelimeleri kullanarak aslında farklı anlamları savunduklarını farkında bile olmadan 'anlaşanlar'ı görmüşmüydünüz?"





Aşk, "yapılan" değil, "düşülen" bir fenomendir...

.........


"Kahve"

-I-

 Inside


-Günaydın...ve de "Happy  Halloween", sanıyorum bayramınız...  Bu arada 6 veya 7 Kasım'ın bir yıldönümü olduğundan "haber"iniz var mıydı?... Nasıl iyi uyudunuz mu?

-Günaydın. Gayet güzel uyudum. Bir ara "Bay Vätte"yi göremeyince... "Dışarısı sisler içinde... yoksa gölün üzerinde kıyısında, sabahları danseden 'su perileri'ni seyre mi çağrılıydı? Acaba kaçırıldı mı?" diye düşünmekten kendimi alamadım. Gizli işler çeviriyor ya...Ama...

-Ama kahvaltı tepsisiyle geldiğimi görünce, böyle düşündüğünüz için...için için utandınız, yoksa yüzünüz kızarırdı... Kraliçeler niçin göz göze gelmeye tahammül edemezler sahi?...pişkin oldukları için mi, yoksa utandıklarından mı?


-Onu kraliçelere sorarsınız... "Halloween" tebrikinizi ise kabul edemem, çünkü "Cadılar bayramı" değil. Ayrıca...

-Ya ne?. Haber bültenlerinin yaptığı "kandırmak" o zaman... Teyzenizin...

-Dıdısının dıdısı... Hiç de bile kandırmak değil. Onların gösterdikleri başka.

-E, gözümle gördüm? Bak, açayım televizyonu da siz de görün...

-...Onların gösterdikleri, Amerika'daki Halloween kutlamaları ve Avrupa'daki benzerleri... Aslında, "All-Saint Days"... Bütün Azizler Günü... Katolik inancıyla ilgili sanıyorum. Yumurtayı çok güzel pişirmişsiniz, elinize sağlık.

-"Saint Valentin Days"ide "Sevgililer Günü" diye bütün dünyaya pazarladılar...beğendiniz mi?

-"Elinize sağlık" dedim?

-Duydum.

-Aşkolsun. "Eline sağlık" denen insan, "E, Duydum"mu der?

-Ya ne der?... Kızar mı?

-?

-Bilmiyorum... Ciddi söylüyorum... Teşekkür etmek haricinde, özel olarak ne denir bilmiyorum... Unuttum herhalde. Bir saniye... Bak, bak, şu program tanıtım filminde, fondaki sesin söylediklerini duydunuz mu?

-Kaçırdım...

-Şöyle diyor, "kadınca ama özgün... özgür, cesur"... Yani, neyin cesareti ve özgürlüğü?... Anladık, "...özgün...özgür ve cesur"...da neye göre, hangi anlamda meselâ... Mesaj ne?..."kadınca ama özgün... özgür, cesur" dediği anda beliren görüntüden de anlaşılmıyor.

-Göremedim iyice...

-Birde, "...özgün... özgür ve cesur"dan önceki, "kadınca ama" daki "kadınca" var... Onu sorayım bari.

-?

-Yani, ama bağlacını dikkate alırsak ki almak zorundayız,  "...özgün... özgür ve cesur"dan önceki, "kadınca ama"daki "kadınlık"tan kasıt,  "özgün...özgür ve cesur olmayan" bir "kadınlık durumu"mudur?...

-Anlamadım.

-Yani, öbür uçtan gelirsem, "her ne kadar özgün... özgür ve cesur" bir "kadınlık" ise de, aynı zamanda, "diğerleri gibi... hür olmayan ve korkak" bir "kadınlık hali"dir... de denmiş olmuyor mu sizce?... Ha?

-Aslında... Öyle değil de... Eyvah! kahve soğuyacak, buz gibi oldu.

-Donmaz merak etme... tazelerim şimdi... Evet?... Kendi kendine hakaret ediyorlar sanki? Verin kahvenizi bana... Soğumuş biraz evet...Siz de bir düşünün bakalım... Annem beni böyle görse...

-Öldürür mü?

-İnanamaz... "Erkek adam mutfağa günde dört defa girer, üçü normal yemek saatlerinde, diğeri gece yarısı... açlığını bastırmak için"... der.

-Atasözümü?

-Anasözü...Mağaraylada ilgisi var... Mutfak duvarına çekmeli bu sloganı şöyle enlemesine. Ne dersiniz?

-Sloganın uygun bir yerine, meselâ, "günde" ile "dört" arasına "kayıtsız-şartsız" şartını da eklersiniz, tam olur...

-Evet?... Bekliyorum?

-Ay, güzelim dantelin üzerine dökmüşüz kahveyi....

-Yıkarsınız sonra...acelesi ne?

-Suya tutmazsam, çıkmaz...öyle kalır. Siz durun, gelmeyin. I-ıh yinede çıkmaz bu... Çok inatçı bir leke.

-Elinizi bile sürmediniz, ekmek dilimleri yeterince kızarmamış mı yoksa?

-Nasıl gözümün içine baka baka öyle... Bu ne peki?

-Yememi o şimdi?... Fare ısırığı gibi... "Nisan faresi"...

-Fare kemirir bir defa akıllım... İri fareler ısırır. Sizin lisanınızda "rat" dedikleri... "Ekim Canavarı!"

-"Perşembe"mi?

-"Kara Perşembe!"...

-Eğer sorunun cevabını verseydiniz, bir öncekide "Güzel Perşembe" olarak tarihe geçebilirdi.

-?

-"Zülf-i Dilârâ" idi...

-Ama çok çetrefil bir soruydu... Şimdi nasıl hatırlanacak peki?

-"Aptal Perşembe!"... Ne o? Gözleriniz mi yaşardı?

-Zalimce.

-Peki, "Suskun Perşembe" diye geçerim kayıtlara... Evet?, "korkak ama cesur" anlamında bir "kadınlık"mı bu?... Fikriniz?...

-A, seçim sonuçlarını veriyor, bakın... yüzdeleri veriyor, siz oturun, şunu yıkar, kahveleri tazeler gelirim.

-Hepsi Türk Milletinin partisi..."Bağımsızlığı ve Cumhuriyeti korumak zorunluluğu"ndan kaçacak halleri yok ya. Bakarız sonra.

-Kent, Gisella'ya bahçede; "...Başlarım nazından da, muhafızından da, saklambaç oyunundan da!... Fakat bu ülke çulsuzların... sizden daha çok çulsuzların. Onlar besliyor, onlar koruyor. Aşk da onların işte!" diye bağırırken ceplerini dışarıya çıkarıp göstermişmiydi?

-?

Merak ettim...

-Lâfı değiştirme. Göstermiş... "Madem ki 'Aşk'a Varım' diyorsun, gel... Çalışır, seni geçindiririm!" diye bağırmış. "Cesur kadın, çıt bile çıkaramadı'"dedi Kent... Pencereyi "Çat!' diye çarpıp, içeriye kaçmış... Ben bağırsam, siz mutlaka gelirdiniz. Mart ayında olduğu gibi... "If I was a carpenter"... 6 veya 7 Kasım neyin yıldönümüydü sahi?

-?

-Çetrefil olan sorumu, hatırlamasımı?

-?

-Mücevherler mutfakta masanın üzerinde... Kasada.

-Biliyorum.

-?
 

 

Jethro Tull, Benefit 1970