"Benim amaçlarım var, hem de çok yüce amaçlar. Bunlar yalnız önemli mevkiler kazanmak, manevî zevklere erişmek ya da çok para kazanmak için değil. Amaçlarımın gerçekleşmesi yüce bir ülkünün gerçekleşmesine bağlı. Bu gerçekleştiği an yurdum bundan yararlanacak ben de önemli bir görev yapmanın mutluluğunu tadacağım. Bütün hayatım boyunca bu benim tek prensibim olmuştur. Bu ülküyü tasarladığım sıralarda gençtim ama, son nefesime kadar caymayacağım"
 

 


"En ufacık ayrıntılar bile onun dikkatini çekiyordu. Yeter ki onda ilgi duyup yararlanabileceği bir şey ya da bir düşünce uyandırabilsin. Bir gün öğleden sonra olağan gezintilerinden birine çıktı. İlkbahar yağmurlarının ıslattığı Vitoşa caddesini geçerek bu caddeyi kesen ve üzerinde Türk elçiliğinin bulunduğu sarı taşlarla döşeli Çar Osvoboditel bulvarından yürüdü, şehir parkının yanındaki Grand Otel Bulgaria'nın pastanesine oturup kahvesini içerek gelip geçenleri seyretmeye başladı. Masalar her zaman ki gibi devlet memurları, avukatlar, gazetecilerle doluydu.

Bir ara kapıda, üzerinde şayaktan bir giysi, kalpak ve çarıklarıyla yaşlı bir köylü belirdi. Herkesin bakışları ona çevrildi, onun girmemesi gereken yere girdiği için kapılacağı korkuyu ve şaşkınlığı görmek istiyorlardı. Ama köylü hergün buraya gelen bir insanın rahatlığı içinde kalabalığı geçip masalardan birine oturdu. Garsonlar uzun süre onu görmezlikten geldiler. Ancak köylünün inatçı çağırmaları sonunda birisi gelerek kabaca, ona burada servis yapamayacağını söyledi. Köylü diretiyordu. Az sonra pastanenin sahibi de gelerek bir şeyler söyledi. Öfkelenen köylü elindeki değneğini kaldırarak herkesi, özellikle Mustafa Kemal'i şaşırtan bir sesle haykırdı:

'Beni buradan kovma yürekliliğini nereden buluyorsunuz? Bulgaristan benim alnımın teri ile doyuyor, onu koruyan da benim tüfeğim'

O sırada, çağrılmış bulunan polis de köylü ile başa çıkamayınca garsonlar artık servis yapmak zorunluluğunda kaldılar. Aradan yıllar geçip Türkiye'de devrim yapıldıktan sonra Mustafa Kemal arkadaşlarına bu olaydan hayranlıkla söz edecektir:

'İşte Türk köylüsünün de böyle olmasını istiyorum. Bizim köylümüz yurdun efendisi olmadıkça Türkiye ilerleyemeyecektir'..."
 



Ev Ödevi
 


"Oh, ne âla!... Mücadele yerine mandayı kabul edeceğiz ve rahata kavuşacağız!... Bu ne gaflet, ne körlük ve hatta budalalık!... İstanbul'un yüce kişileri de bu fikirde.

İçlerinden biri çıkıp da 'Ya istiklâl, ya ölüm' diyemiyor"

 


Mustafa Kemal Atatürk
S
ıvas Yollarında...

 

"Başkaları için savaş bitmiş olabilir. Ama bizi ilgilendiren Milli Kurtuluş Savaşı esas şimdi başlıyor"



 


"Gerçekten düşüncelerimi en iyi savaş alanlarında uygulayabiliyorum. Bu savaş sırasında kendimle ilgili iki özellik buldum.

Vatan savunmasından söz edilirken, her karış toprağın savunulması gerek, belirli bir bölgenin savunması değil. İkincisi hiç bir savaş kendi kendine amaç olamaz. Askeri zafer, ancak kutsal bir amacı gerçekleştirmesi gerektiğinde genel bir araç olmaktadır. Askeri zaferin değeri, izlenen amaca bağlıdır. Belirli bir ülküyü gerçekleştirmeyi hedef almayan askerî bir zaferin sağlam yapısı olamaz.

Her büyük dövüşten sonra yeni bir dünyanın doğması gerek. Yalnızca askerî bir zaferi düşünmek boşuna bir çabadır"...
 



3 Mayıs 2002