Türkiye
Normunu Konuşturuyor
   





 


"Baylar, yüzyıllardır Türkiye'yi yönetenler çok şeyler düşünmüşler, fakat yalnızca bir şeyi düşünmemişlerdir. Bu düşüncesizlik yüzünden Türk vatanının, Türk Milletinin uğradığı zararları bir yoldan giderebiliriz: O da Türkiye'den başka bir şeyi düşünmemek... Ancak, bu görüşle hareket ederek her türlü esenlik ve mutluluğa varabiliriz"

Atatürk
Kurucu Ulusal Önder

 

 

29 Ekime Doğru...


...

Bugün, ABD saldırganlığıyla savaş halindeki Irak'taki merkezi otoriteyi tanımayan Kuzey Irak'taki "kukla rejim"in devlet olduğunun Sayın Başbakan tarafından, dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından kabulü, akla şu soruları getiriyor.

1- Bu "kukla idare"nin 11 yılda adım adım kurulması hangi sürecin eseridir? Adı nedir bu sürecin?

Biz adını koymuştuk. Türk milliyetçiliğini, akıllarınca, etnikçilerle birlikte ona karşı "demokrasiyi, hatta Ankara'yı koruyacakları" bir "tehlike" olarak göstermeye çalışan, bu doğrultuda manevra yapan Türk siyasi hayatındaki, medyasındaki "gizli Sevrciler" telaffuz dahi edemediler, biliyorsunuz.

2- Türkiye Cumhuriyeti Devletinin en önemli organlarını işgal altında tutan, Türkiye'ye "rejim değisikliği ihracı"nda atlama tahtası vazifesi görecek, ki görüyor, bu "kukla yapı"nın kuruluşunda önemli rol oynayan, aktif görev alan, adeta Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne kurduran, 91'de oynadıkları "göç dalgası" oyununu Türkiye'ye yine oynamaya çalışan federalistler dokunulmazlığamı sahiptir?

3- Yine etnik ayrılıkçılığı, 15 yıl evvel kamuoyunu bilgilendirme adı altında röportajlarla, kitaplarla Türk Milletinin beynine taşıyan, ancak millicilere, vatanseverlere sistematik olarak saldıran Türk medyası içindeki etnik parçalanma yanlısı Sevrci unsurların saltanatına daha ne kadar seyirci kalınacaktır?...

Bunları artık sıkıştırmalı...

Gündem, işte gerekeni tedbirleri almak üzere, bu soruları cesaretle ortaya koyup, cevabını vermektir, ürkerek, korkarak, "Eyvah, etnikçilerin tabanı var, aman biz televizyon kanalıyız" diye düşünerek, ticari kaygıları ön plânda tutarak, mevcut mücadele şartlarında Türk medyası olunamaz arkadaşlar... Öyle etnikçiyle etnikçi, mutlak liberalistle liberal...olunursa... inatla birlikte olunursa... geçen gün söyledikleri gibi, "mütareke medyası" olunur... Yani sadece "Orda devlet kuruldu" demekle yetinilir, gereği yerine getirilmezse, bu ya bir güçsüzlüğün, ya da Türkiye'ye bir "gevşek federasyon" modelinin kabul ettirildiğinin işareti olarak anlaşılır.

Bu "gevşek federasyon" lâfını daha evvel duymuş gibiyim... Mart ayımıydı acaba?... Son haftaları?

Türk Milletinin siyasi birliğinin korunması, Türk Milletinin gözünün içine baka baka, ABD saldırganlığını cesaretlendiren medyadaki bazı kuruluşlar üzerinde "1922 ruhu"nun hakim kılınması, merkezi otoritenin tesisi, iyi komşuluk ilişkilerin kurulması ve Türk siyasetinin her türlü ipotekten kurtarılması mücadelesinde Yaratıcı hariç bu dünya üzerinde, "tanrı ABD"de dahil bizi korkutacak hiç bir kuvvet, kişilik yoktur, en fazla öldürülürüz, bize verecekleri zarar bundan fazla değildir, mücadelemizin aleyhine filânda olmaz... Mustafa Kemal Atatürk'ün, Sıvas Kongresinde Amerikalı generale söylediklerini hatırlamalısınız.

Bu arada, bir milletin onurunu temsil eden Devlet Başkanı makamındaki insanlara suikast tertiplemeyi bir devlet politikası olarak sürdüren, onları aşağılamaktan, yatak odalarında "kitle imha silâhı" aramayı teklif etmekten yüzü kızarmayan "Straw Dogs" tıynetli ABD yönetiminin yeni nesle mensup bir sözcüsünün "Saddam Hüseyin'in suikastle öldürülmesi olumlu bir gelişme olur" şeklindeki açıklaması ardından, Irak Devleti'nin, Başkan Saddam Hüseyin'le, Başkan Bush'un kozlarını düelloyla paşlaşması teklifi arkadaşlar, tarihte bir çok misalleri bulunduğu üzere, bu sayede yüz binlerce masum insanın ölümden kurtulduğu, doğusuyla batısıyla dünya savaş kültüründe yeri olan bir uygulamadır. Amerikan kovboy kültüründede yeri var, "televizyon"un şu sıralar göstermeye ara verdiği filmlerden biliyorsunuz.

ABD Başkanı Bush'un, "babasını öldürmeye çalışmakla" suçladığı düşmanının düello teklifini kabul etmesi gerekir, kaldıki dünyanın en kuvvetli "savaş makinası"yla yüzbinlerce insanı katletmenin erkeklik olduğunu söyleyecek tek kişi çıkmayacaktır.

Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin'den çok daha genç ve şüphesiz daha kuvvetli olan Başkan Bush'un bu düellodan kaçması, Amerikan Başkanlık tarihi kayıtlarına, ataları arasında bulunduğuna hiç şüphe etmediğimiz şövalyelerin, Jefferson'un, George Washington ve silâh arkadaşlarının kemiklerini sızlatacak bir korkaklık örneği olarak geçecektir.

Ellerini piyano tuşları üzerinde dolaştırmak yerine, parmakları tuhaftır hep silâhın horozunda, ya da nasıl demeli, "trigger" da bulunan Bayan Condoleeza Rice, ki hatırlayacaksınız, Venezuela'daki "haber bültencileri"ninde katıldığı başarısız teşebbüsten sonra, kameralar önünde, Başkan Chavez'e "ikinci şansını iyi kullanmasını" söylediğinde "demokrasinin onurlu gülü" sıfatını kazanan Bayan Rıce'ın düet yapma teklifini ELO'dan "Showdown"la kibarca reddetmiştik, Başkan Bush'a, Aaron Burr, Alexander Hamilton'ın hikâyesini anlatmalı...

Bu paragrafa bir başlık koy deselerdi, "Happiness Is a Warm Gun" olurdu.

Biz onlardan güçlüyüz arkadaşlar, ruh olarak güçlüyüz...çünkü haklıyız...Bizim, öyle bombalarımız, güçlü uçaklarımız, uzaydan, bilmem kimin rujunun numarasını, kopçasını, stüdyosunun dekorunu tespit eden uydularımız yok, fakat biz inanıyoruz... Büyük bir ihtimalle tek bir gününü göremeyeceğimizide bilsek, yani bu kadarda gerçekçiyiz ha, nerede olursak olalım, "güneş ülkesi"ne inanıyoruz. Var!...Onu gördüm!... Başkan Bush, Bayan Condoleeza Rıce'da olmayan, tek ve bizden hiçbir zaman alamayacakları bir silâh bu...

Biz, inanıyoruz...

Türk siyasi yapısında yer alan yapılanmalardan, Türk medyası içinden etnikçiliğe nasıl göz kırpıldığına bir misal... Kelimesi kelimesine değil, anlam olarak şöyle bir iktibas, "Trapeza'yı Trabzon yaptınız, 'Silopi'de 'Güzel yurt'mu olacak?"...

Olurmu, şimdiden bilmem... fakat Türkiye Cumhuriyeti sınırları dahilinde bulunan Silopi, gerekirse "Güzel yurt" olur... Hem de çok güzel olur, bir mahzurumu vardı?... Vatan sınırları dahilinde bir yerleşim biriminin adını değiştirmeye gücü yetmiyorsa, o devlet bir güç ve karar merkezi olarak zaten yok demektir.

Her kesimden Türk millicilerinin birlik ve bütünleşmesinin "Türk" adı altında nasıl önlenmeye çalışıldığına bir başka misal... şöyle diyorlar;

"...sonunda militarizmde karar kıldı, Kemalist oldu".

Şimdi burada "militarizm" ve "Kemalizm" kavramları yanyana getirilerek esas saldırılan hedef, Türk ordusudur. Türkiye'de arkadaşlar, "anti-militarizm" edebiyatının, felsefi derinliği, kaygısı filan yoktur, "sınır tanımayan gazeteciler örgütü" türünden "sivil toplumculuk" gibi, sadece Türk Ordusu düşmanlığı anlamına gelir, bu maksada hizmet eder. "Türk" adı altında faaliyet gösterildiği için, bazan Türk Ordusu düşmanlığını açıkça kurum adı vererek yapmak uygun düşmez. "Militarizm" ve "Kemalizm" adlarının yanyana getirilmesi, işte bu ihtiyacı, Türk adı altında, her zaman kurum adı verilerek açıkça yapılması mümkün olmayan Türk Ordusu düşmanlığı yapma ihtiyacını karşılar...

"Anti-militarizm"in ve "sivil toplumculuğun" bu türünün "sivil toplumculuk"la alakasının hiç olmadığını söylemek insaf ölçülerine sığmaz, meselâ dünyanın en büyük ve etkili "sivil toplum kuruluşu"nun Amerikan ordusu olduğuna inanırlar... "haber"i olmayan varmıydı?

...

Daha evvelce;

"Birincisi, en önemlisi ve temel olanı doğrudan doğruya milletin kendisi"...

İkincisi "milletin, varlığı ve bağımsızlığı için gönlünde, bilincinde beliren ve gelişen istek ve dilekleri...milli-ulusal isteği... direnç ve yiğitlikle... dayanışma ve birlik içinde göstermekle" yükümlü...millet adına iş gören Meclis"...

Ve üçüncüsü, "milletin silâhlı evlâtlarından meydana gelip düşman karşısına çıkarılmış bulunan ordumuz" olmak üzere, "...hazırlamak ve tamamlamak zorunda bulunduğumuz...tam üç araçtan" bahsetmiş, "bu üç türlü araç veya gücün düşmana karşı kurduğu cepheleri, iç cephe, dış cephe olmak üzere ikiye ayırmış, temel olanın iç cephe olduğunu" söylemiştik. "Ülkeyi temelinden yıkan, milleti tutsak kıldıran(ın) iç cephenin çökmesi" olduğunu, "Meclisin anlayışı, yürütümü ve durumu düşmana umut vermedikçe iç ve dış cephelerimiz(in) hiçbir zaman yerinden oynatılamayacağını belirtmiştik.

Konuştuklarımız, bu cephelerin, özellikle iç cephenin yeterince sağlam olup olmadığıyla ilgili. "Küskünler" adı altında dayanışma gösteren mevcut Meclisin, işbirlikçilere ve dış düşmana karşı, ikinci maddede işaret olunan, 1920'lerin Meclisi'nin gösterdiği "dayanışma ve birliği" gösterdiğini söylemek zor... Tatile çıkmadan evvel bunu bir bildiriyle yapabilirler, iç cephenin sağlamlığını işbirlikçilere ve dış düşmana karşı ,ikinci maddede işaret olunan "kararlılıkla" sergileyebilirlerdi.

"Millet adına iş görmekle" mükellef meclis yenilendikten sonrada iç-dış etnik federalistlere bu kararlılığı gösteremezse, bu vahim bir hata olur. Meclisler, bizim meclisimiz, kayıtsız-şartsız millet egemenliğini temsil etmek, milli-ulusal devlet yapısını, Cumhuriyetin kurucu temel niteliklerini, siyasi birliği kararlılıkla, kıskançlıkla sahiplenip korumak için vardır, "federal Anayasa taslağı" hazırlamak için değil. Ve Türk Milletinin iradesi, hiç şüphesiz, kendi seçtiği meclisin iradesi üzerindedir.

Seçtiği meclis, onun değil, başka iradelerin çizdiği projelerin temsilciliği yoluna saparsa, sapmanın olduğu noktada, iradesini tıpkı 1920'lerde olduğu gibi yeni bir meclisle temsil yoluna gidecektir.

Bir milletin aleyhine olan durumun "demokratik" olması onu kabulenmenin gerekçesi olamayacağı gibi, lehine olan bir yeni sürecin "demokratik bulunmaması"da kabul görmeyecektir.

Yok oluşun "demokratik yoldan olanı"...olamaz!...

Kimse kendisini aldatmasın.

...

-Türkiye'yi düşünmek demek arkadaşlar, işbirlikçi hareketleri, bunların medya içindeki uzantılarını kullanarak Merkezidoğu coğrafyasında, mevcut devletlerin niteliklerini, ülkelerin siyasi birliklerini kendi menfaatlerine göre değiştirmeye uğraşan her türlü yabancı projeye yiğitçe karşı çıkmak, bu projelerin temsilcilerini Türkiye'den Irak'a her ülkede yenilgiye uğratmak demektir.

Mücadelemizin niteliğinin siyasi yanı, siyaseti, siyasi hedefi budur: Türkiye Cumhuriyetinin güç ve karar merkezi olarak bağımsızlığı üzerindeki etnik ipoteklerin yerle bir edilmesi, 1922 ruhunun egemen kılınmasıdır.

Merkezidoğu coğrafyasında, her türlü yabancı projeye karşı milli-ulusal varlığın temsilcisi kurumların bağımsız güç ve karar merkezi olmaları için mücadele edenler, her kesimden milli kişilikler, yurtseverlerdir. Etnik ipotekleri savunanlar ise, Sevrci 2.Cumhuriyetçiler...


-Türkiye'yi düşünmek demek arkadaşlar, '... zayıflarla güçlüleri yarışmada (şartları hakkaniyet ölçülerine sığmayan yarışmada) karşı karşıya bırakan'... kamu ve devlet düşmanı, mutlak liberalist, vahşi pazar anlayışına karşı, sağlıktan eğitime, 'genel yarara hizmet eden genel kurumların çoğaltılmasını', kuvvetlendirilmesini ilke edinen güçlü sosyal devleti savunmak...kurmak demektir.

Mücadelemizin iktisadi yanı, iktisadi hedefi, en genel çizgisiyle budur: askeri, sivili, işçisi, köylüsü, avukatı, doktoru, milletvekili, sanatçısıyla, "Milli Kararlılık" etrafında kenetlenen "ordu-millet gerçeği"ne katılmayan, yüksek semtlerin "şöminelileri"inin Taşlıtarlaların "çulsuzları" üzerindeki iktisadi tahakkümüne kesin olarak son verilmesidir.

'Genel yarara hizmet eden genel kurumların çoğaltılmasını', kuvvetlendirilmesini, güçlü sosyal devletin yapılandırılmasını savunanlar, milli kurtuluşçulardır, vatanseverlerdir. Devletin sosyal niteliğini tanımayan, kamu kuruluşlarını kuralsız bir özelleştirmeyle yağmalayan, sömürgeleşmeyi kader olarak propaganda edenler ise, etnik parçalanma sürecinin başlatıcısı 2. Cumhuriyetçiler...


-Türkiye'yi düşünmek demek arkadaşlar, kadın ve erkek arasında, yaradılıştan mevcud "ruhi-fiziki bütünleşme kabiliyeti" olan gerçek aşk"ı, hiç bir zorlama olmadan, tam bir sorumluluk duygusuyla, yüzde yüz çılgıncasına bağlılıkla, sadakatle, heyecanı, şehveti bir ömür boyu sürecek bu gerçek aşkın zirvesi, zirvedeki sarayı, bir bakıma Cumhuriyeti olan tek eşli evliliği, sadece gerçek aşklar için bir yuva olan tek eşli evliliği, onun varlığını ve süresini bir takım kimyasal süreçlerin fonksiyonuyla sınırlı, heyecanı pörsümeye mahkûm bir kaba cinsel ilişki olarak gören, dolayısıyla da "iki kişinin birbirine yüzde yüz sahip olması heyecanı öldürür" gerekçesiyle yanaşmadıkları tek eşli evliğin yerine, ileri sürdükleri bu "gerekçeye"de ters düşerek, bu defa da "herkesin herkese sahip bulunduğu, birlikte olduğu" sorumsuz, insan doğasına, yaradılışın ruhuna, ahlâkına aykırı ilişkileri öneren... aşkın bulunmadığı, boşanmanın şart haline geldiği, "aile" olma keyfiyeti kâğıt üzerinde kalmış "birliktelik"leri ise, eşlerin birbirlerini "aldatarak" heyecanların tazelendiği, devam ettirildiği "beraberlikler" olarak propaganda edip, özendiren... -dikkat edin, bizim durumumuzda dahil, "çulsuzların" başına hep geldiği üzere, aradığını nihayet bulmuş gerçek aşıkların birleşmelerini, kavuşmalarını, evlenmelerini, sırf "ömür boyu sürecek bir aşkın mümkün olduğu ispatlanacak korkusuyla" önlemeye çalışan- anlayıştan kurtarmak demektir...

Sevdiğine bütün varlığıyla yönelen, sapına kadar gerçek aşkın zirvesi, zirvedeki sarayı, bir bakıma Cumhuriyeti olan tek eşli evliliği, "aile"yi savunan, yücelten, bizim milli kurtuluşçuluğumuzdur... "Aile" olma keyfiyeti kâğıt üzerinde kalmış "birliktelik"lere, eşlerin birbirlerini "aldatarak" heyecan katmalarını, medyayı kullanarak propaganda edip, özendirmek ise, 2. Cumhuriyetçilik...

Mücadele, " Allah'ın dağıdır, çakıl taşı bilmem nesidir, bir karış toprak uğruna değermi, sat gitsin, ver gitsin" ve yine, "Boş ver, kullan gitsin, bir kadın uğruna değermi?" diyen, siyasetten aşka, hayata böyle bakan tam teslimiyetçi 2. Cumhuriyetçilikle, "Değer!. Bir karış toprak uğruna değer... Bir aşk uğruna değer, bin kere, milyon kere değer!" haysiyetli tavrını yükselten vatanseverlik arasındadır.

Biz, kadınıyla erkeğiyle, ahlâki...siyasi...iktisadi, bölünmez bütün teşkil eden bir "gelecek uğruna, bir hayat uğruna" mücadele ediyoruz arkadaşlar.

"Ya bağımsızlık ya teslimiyet şiarını Türk çocuğunun zihinlerinden kazıdıklarını sananların akıllarına şaşarım"...

Biz ne vatandan vazgeçeriz, ne de aşktan... Burnu bir kaç karış havada olsada...

Birlik ve Bütünleşme


.........

 

 

* Beatles şarkısı