-Tren sesi.

-Aferim. Benzetmenin sahibi henüz dünyada yok fakat hayali tren hep var. Osmanlı okumuşu bu sevdaya Baltalimanı'nda bir yakalandı, sonra Gülhane Parkında da...

Hattakiler;

-Sakallı Celâl'in "içinde ters yöne koşulan taşıt" benzetmesi yok muydu daha önce?

-Ama onun benzetmesindeki vasıtaya tren diyende var, gemi diyende.

-O benzetme pop oldu. Okumuşlar arası muhabbetlerin en "biz adam olmayız" anında, katılımcılardan birisi "Sakallı Celâl demiş zaten canım, biz aslında şu yöne giden tramvayın içinde öbür yöne koşuyoruz" diye iç geçirir karamsar karamsar, görmediniz mi hiç?

-
Yalnız Sinop halkı adına İtilâf  devletleri temsilcilerine verilen 3 Haziran 1919 tarihli dilekçeden Atatürk'ün Nutuk'ta okuduğu satırlarda sesini duyduğunuz trenle, Sakallı Celâl'in benzetmesindeki tren veya gemi aynı değil. O satırlarda sesini duyduğunuz tren veya gemi her neyse, satırları yazan ve yazdıran Hürriyet ve İtilâf Partisi ikinci Başkanının Baltalimanı'nda veya Gülhane Parkına bitişik Sirkeci garında gelmesini beklediği vasıtanın adı. Sakallının benzetmesinde ise içinde olduğun hareket halindeki vasıtanın vagonunda yada güvertesi üzerinde ters istikamete koşuyorsun. "İstikamet meselesi", içinde veya üzerinde koşulan vasıtanın ne tür olduğundan daha mühim çocuklar. Tramvay, tren, gemi, vapur...

-At arabası, kâğnı...

-Sözümü kesme. "Kağnı" belli bir istikameti tutturmuş vasıtanın süratine ilişkin bir sıfatlandırma. "Kâğnı hızı"yla derler hani... "Jet hızı"nın karşılığı olarak.

-"Eller Ay'a, biz yaya"... "Herkes gider Mersin'e, biz gideriz tersine" gibi pop-darbımeselleri meselâ.

-Sizin dediğiniz gibi işte. İçinde olunan vasıta, gerçekten "şu yöne"mi gidiyor da yolcuları "öbür yöne" koşuyorlar, yoksa bir şeytan aldatmasıyla "şu yöne" gittiğini sandıkları vasıta aslında "öbür yön"e gittiği halde tam tersi istikamete koşuyorlar veya koştukları istikametin mi doğru olduğunu sanıyorlar, belli değil. Türü gibi gittiği istikamette hatırlayanın istikametine göre "şu yöne" ya da "öbür yöne" 180 derece ters olabilen sakallının benzetmesindeki vasıta, eğer ondan daha sonra, 60'larda yapılan benzetmedeki "istikamet" anlamındaki "vasıta-tren"e gidiyorsa, bilin ki "uzun ince bir yol" üzerinde.

-Bu "uzun ince bir yol" üçüncü benzetme.

-"Vasıta benzetmeleri" amaç ve araçla ilgili, peki bu?

-Güzergâhla ilgili.

-Ne zaman ve ne sebeple ortaya atılmıştı? Bunu da bilirseniz, size bir aferim daha. Çünkü yaş olarak...

-Yine dilekçe verilirken,
90'ların başında söylenmişti. Bildim mi?

-Aferim. Hatta dilekçenin Delors'a verildiği "o anda" alınmış bir fotoğrafmıydı, tam hatırlamıyorum ama gözümün önünde şöyle bir sahne; dilekçeyi veren, bir dizini diğer dizine değdi değecek şekilde hafifçe kırmış, bir elinin dört parmağı diğer elinin işaret ve baş parmakları arasında, yüzünde sonucun ne olacağını henüz bilemediği hayırlı bir işin başlangıcında bulunduğunu farkında olduğu anlamında buruk ama mutlucuk bir gülümseme... Bir benzetme yapmak gerekirse, aynı şey gibi...dersine yine de tam çalışamadığını bir tek kendisi bilen, sözlüye kalkmış kız öğrenci mahcubiyeti. Veya ev ödevini gösterdiği öğretmenin vereceği notu bekleyen öğrenci tedirginliği. Acaba bir kusur bulacak mı, yoksa "Yine de çok güzel olmuş, aferim"mi diyecek gibisine bir tedirginlik.

-Bu da mı kız öğrenci?

-Efendim?

-Erkek öğrenciler arasında sözlüye kalktığında benzetmedeki gibi davranan, dizini kıran hiç olmaz mı ki?

-Zaten dilekçeyi verende erkekti. Erkek öğrenciler kuru kuru öksûrûrler.

-?

-15 yıldır gözümün önünde, bir türlü silinmedi gitti dinine yandığımın sahnesi.

-Sakallının benzetmesindeki vasıta, eğer ondan daha sonra, 60'larda yapılan benzetmedeki "istikamet" anlamındaki "vasıta-tren"e gitmiyorsa?  "Uzun ince bir yol" üzerinde değilse peki?

-"Düşünmek bile istemiyorum, işte o zaman felâket olur"cular, ona "yoldan çıkmak" diyorlar. "Yoldan çıkmak" İstiklâl Savaşı'nın adı. "Felâket olur" dedikleri ise bağımsız Türkiye. Doğru... Bağımsız Türkiye, kuklaların, "kalpaksız" İkitellinin felâketi olur.

-İşaret zamiriyle konuşuyorsunuz hep.

-KADEP nasıl?

-Diliniz sürçtü.

-Yoo, dilim, milim sürçmedi. "Kalkınma ve Demokrasi Partisi". Sömürge tipi Atatürkçülük, sömürge tipi mukaddesatçılık, sömürge tipi Kürtçülüğün şemsiyesi altında. "Atatürkçülükte yoktur"cularla, "dinde yoktur"cular aynı. Bunun adı da "Özalizm" olsun mu?...

-İyi olur.

-Çiçek gibi olur.

-Olur mu olur.

-...Meclis duvarına İstiklâl Savaşı'yla yazılmış "kayıtsız şartsız millet egemenliği"ni tanımayan kukla hükümeti, meclisi, medyası da dahil... Arada bir düşman kardeşleri oynasalar da böyle. Ne gerek var bu milleti aptal yerine koymaya, birleşsinler.

-Bu şartlarda seçimin bir yararı olmaz o zaman.

Yılmaz;

-Mektupları tercüme ettim.

-Yok canım bu şartlarda  ne seçimi? O Şeytan aldatması olur. İki ayrı blok halinde meydana çıkılırsa, eh... bir ihtimal. Yeni meclis, yeni hükümet, İstiklâl Savaşı sorunu. Evet, Sinop halkı adına İtilâf  devletleri temsilcilerine verilen 3 Haziran 1919 tarihli dilekçeden Atatürk'ün Nutuk'ta okuduğu satırlarda 28 Mayıs 1919 Havza Talimatı'ndaki temel düşünceye aykırı olan ne?

-Saltanat devam etsin diyor.

-
Ama Mustafa Kemal o günlerde saltanata açıkça tavır almış değil. Neydi 28 Mayıs 1919 Havza Talimatı'ndaki temel düşünce?... Şurada yarım saat olmadı okuyalı, n'oldu böyle birden?... Yaz geldi diye gevşemediniz değil mi?

-Hayır, hiç de değil.

-Dinleyin o zaman;

"İzmir'e ve daha sonra ne yazık ki Manisa'ya ve Aydın'a düşmanın girişi, gelecek tehlikeyi daha açık olarak duyurmuştur. Yurt bütünlüğümüzün korunması için, ulusal tepkilerin daha canlı olarak gösterilmesi ve sürdürülmesi gerekir. Ulusal yaşayışı ve bağımsızlığı bozan düşmanın yurda girişi ve yurt parçalarını koparıp alması gibi olaylar, bütün ulusa kan ağlatmaktadır"

Anadolu'yu, Trakya'yı işgal eden İtilâf devletlerinin "düşman" olarak niteliyor, bu düşmanın "ulusal yaşayışı ve bağımsızlığı bozduğunu" söylüyor. Şimdi de Hürriyet ve İtilâf Partisi ikinci başkanının, Sinop mutasarrıfı tarafından "zavallı halka gürültü patırdı arasında imza ettirdiği uzun yazılar içinde gizlenen satırlarını" bir daha okuyorum;

'Türkler ilerleyip gelişemediyse ve Avrupa'nın uygarlık ilkelerini kabul edip sindiremediyse bu, şimdiye değin iyi bir yönetime kavuşamadığından ileri gelmiştir. Türk ulusu, ancak kendi padişahının buyruğu ve egemenliği altında olmak koşuluyla Avrupa'nın gözetim ve denetiminde kurulacak bir yönetim örgütü ile yaşayabilir'.

Görüyorsunuz işte, adam sömürge olmayı teklif ediyor, onu imzalatıyor. Bağımsızlık aklında yok. Avrupanın veya başka bir gücün gözetimi denetimi altında olduktan sonra ha sultanlık olmuş ha Cumhuriyet ne farkeder ki? İşgal'in adı "Özgürlük operasyonu", işgale karşı direnmek ise "demokratik değişim ve dönüşüme karşı gereksiz bir gerici direnişte ısrar" oluyor.

-Bugünlere geldiniz!

-
Benzetebiliriz, doğru. Fakat bu durumda, Cumhuriyetin kuruluşundan sonraki isyanların "Demokratik değişim ve dönüşüm sürecine dahil olmamakta direnen gerici unsurların veya feodal kalıntıların gereksiz ısrarı" olduğu da söylenmiş oluyor. Ve...

Yılmaz;

-Atatürk, Anadolu'yu, Trakya'yı işgal eden İtilâf devletlerini "düşman" olarak niteleyip, bu düşmanın "ulusal yaşayışı ve bağımsızlığı bozduğunu" söylerken, Hürriyet ve İtilâf Partisi ikinci başkanı, Mustafa Kemal Atatürk'ün düşman dediği güçlerin "gözetimi ve denetimi altında yönetim kurmayı" düşünüyor.

-Peki Havza Talimatı'ndaki temel düşünceye aykırı bu satırların çelişkisi nerede? Hanginiz söyleyecek?

-
Bir koşul olarak "Türk ulusunu buyruğu ve egemenliği altında tutacak" Padişah "Avrupa'nın gözetim ve denetiminde kurulacak bir yönetim örgütü"nün başında. Çelişki burada. Bu padişahın kukladan bir farkı kalır mı? Ne işe yarar bu durumda ki bir padişah?

-Cuma namazında, Bayram namazlarında boy göstermeye, Osmanlı Devleti devam ediyor duygusu uyandırmaya yarar. Seremoni padişahı olur. Mostralık...

Hattakilerden;

-Fakat unutmayın, İngiltere Kraliçesi, İsveç Kralı'da seremoni kraliçesi, kralı.

-Fakat sizde unutmayın ki bahsettiğiniz durumu ideal kabul etsek bile, batıda kendi iç dinamikleriyle oluştu. Doğu ülkeleri, meselâ Irak veya Türkiye, İngiltere'ye yıllarca ambargo uygulayıp,"Özgürlük Operasyonu" düzenlemediler, rejim ihraç etmediler. Bir vali atayıp "Millet inşa" etme rezilliğine  kalkışmadılar. Ben duymadım, ya siz?

Joe;

-"Nation building". İllet oluyorum bu lâfa. Bir milleti, ulusu meydana getiren unsurlar sanki lego parçaları. Oyuncak ev yapar gibi, sök-tak "millet inşa ediyorlar".

-Halbuki binlerce yıllık tarihi birikime sahip Iraklılar çoktan millet oldu. Anavatan toprakları işgal edilen bir devlet, o devletin başındaki Padişah, devlet başkanı, meclis, her neyse, düşman işgaline karşı milletini seferber eder, sömürgeci düşman ordularını, işbirlikçileri vatan toprakları dışına atıncaya kadar savaşır, Allah'ın yardımıyla da muzaffer olur.

-Ama milletin şerefini temsil etmiyor mu? Istanbul'da kalmakla...

-İşgal altına girmiş bir Istanbul'da kalmakla neyi temsil ediyorsun? Bir Padişah işgalci düşmanın aşağılamasına uğramadan neredeyse sokağında yürüyemediği, Cuma namazına gidemediği bir şehirde kalmakla milletin haysiyetini nasıl koruyacak? Son Osmanlı Sultanı, Anadolu'ya geçecek, İstiklâl Savaşını örgütleyecek, komutanlığını yapacak, cetleri Osman Gazi'ye, Yıldırım'a, Fatih'e lâyık olacaktı. Yapamadı, milleti temsil meşruiyetini yitirdi.

Bütünlüğünü, birliğini korumakla görevli olduğu vatan toprakları düşman işgaline uğrayan, parçalara ayrılmaya, sömürgeleştirilmeye çalışılan bir yönetim, "Ya istiklal Ya ölüm!" der silâha sarılır, aksi halde meşruiyetini kaybeder, o sloganı hayata geçiren güç merkezi ise meşruiyet kazanır. Tıpkı İstiklâl Savaşımızda  Mustafa Kemal ve silâh arkadaşlarının meşruiyeti düşmanla savaşarak adım adım kazanmaları gibi. Tıpkı Mecliste reddedilen tezkereye rağmen yabancı elçilere, ABD'ye "Siz Irak'a saldıracaksanız saldırın, biz milletin sokağa dökülmesini önleriz" hesabı destek verip, milleti-ulusu temsil meşruluğunun yitirilmesi gibi.

-Ve bırakalım hukuken zaten meşru yönetim olmalarını, Saddam Hüseyin ve silâh arkadaşlarının Irak halkı nazarında meşruiyetlerini işgale direnerek muhafaza etmeleri, mücadele ederek kazanmaları gibi değil mi?

-Evet, kural bu. Doğu'nun iç dinamikleri öyle icap ettiriyorsa, kıyamet gününe kadar batının ve doğudaki kuklalarının "diktatörlük" dediği rejimlerle idare olunur, batı bunu değiştiremez. K.999, Evet?

-"Özal-Bush kardeş, Atatürk-Saddam kalleş!"...(Çıt!)

-
Bunu da artık gecenin çeşidi niyetine... Yılmaz mektupları tercüme etmedin mi daha?

-Söyledim ya demin hazır diye.

-Oku o zaman.

-"Esirgeyen ve bağışlayan Allah'ın adıyla

 Sırt çevirmeyeceklerine dair Allah'la sözleşmiş olanlar; Allah'a verilen söz mutlaka tutulmalı.

28 Nisan 2003, Irak. Saddam Hüseyin'den büyük Irak halkına, Arap ve İslam milletinin evlâtlarına ve bütün namuslu, dürüst kimselere... Allah'ın selâmı, merhameti ve inayeti üzerinize olsun.

Bush, Bağdat'a Hülagu gibi aynı şekilde, bir Alqami*, birden fazla Alqami sayesinde girdi.

Onlar sizleri... işgali ve hakareti reddeden sizleri ve kalplerinde Arabizm ve İslâm olanları sadece hainlikle yenebilirler. And olsun ki, direniş kalplerinizde var olduğu müddetçe, bu bir zafer değildir.

Şimdi hakikat, bizim söylediğimiz gibi. Siyonist ucube varlık Arap toprağında bulunduğu müddetçe huzur ve güvenlik içinde yaşayamayız. Dolayısıyla Arap birliği mücadelesinde bir bölünme söz konusu değil.

Büyük milletimizin evlâtları, işgalciye karşı ayağa kalk ve Sünniler ve Şiiler hakkında konuşanlara itimat etme. Anavatanın büyük Irak'ın şimdi karşı karşıya olduğu tek mesele işgaldir.

Hainler ve ajanlar haricinde şeref sahibi tek bir kişinin bile elini sıkmayacağı, kafir, cani, ölüm saçan yüreksiz işgalciyi kovmaktan başka hiç bir öncelik yoktur.

Size bildiriyorum, çevrenizdeki bütün ülkeler direnişinize karşıdır, aleyhindedir, fakat Allah sizinle... Çünkü siz kâfirlere karşı mücadele ediyorsunuz ve haklarınızı savunuyorsunuz.

Bir utanç olduğu halde, hainler hainliklerini açıkça konuşur oldular. İşgalciyi, büyük Irak, millet,  İslâm ve insanlık aşkına reddettiğinizi açıkça ifade edin, seslendirin.

Irak, milletin evlâtları ve namuslu insanlar galip gelecek ve yağmalanan eski medeniyetlerden zenginliklerimizi geri alıp onların parçalara ayırmak istedikleri Irak'ı yeniden kuracağız, Allah onları kahretsin.

Saddam'ın, kendi kayıtlı malı mülkü olmadı. Her kimse, sarayların Irak devleti haricinde herhangi bir isme kayıtlı olduğunu ispatlamaya çağırıyorum. Onları uzun zaman önce küçük bir evde yaşamak için terk ettim,

(Başka) herşeyi unut ve işgale diren. İşgalciden ve onun kovulmasından başka öncelikler olduğu anda hata başlar. Hatırla; birbirleriyle dövüşenleri, Irak zayıf kalsın ve onlarda diledikleri gibi yağmalayabilsinler diye ithal etmeye çabalıyorlar.

Partin, Arap Sosyalist Baas Partisi gururlu, elini Siyonist düşmana uzatmadı, korkak Amerikalı, İngiliz saldırgana teslim etmedi.

Irak'a karşı çıkanlar, ona karşı entrika çevirenler ABD'nin elinde huzur bulamayacaklar.

Direnen herkese selâmlar, büyük Irak'ımızdaki haysiyetli her Irak vatandaşına, her kadına, çocuğa ve yaşlıya selâmlar. Birleşin, düşman ve onunla gelen hainler sizden kaçacaklar.

İşgal güçleriyle gelenler ve sizi öldürmek için uçurmuş oldukları uçaklar, size sadece zehir getirecekler, farkında olun.

İnşallah, kurtuluş ve zafer günü gelecek, başka her şeyden önce, millet ve İslâm.  Her zaman olduğu gibi hakikat bu defa da kazanacak ve istikbal daha güzel olacak.

Malınızı mülkünüzü, mahallelerinizi, okullarınızı koruyun. İşgalciyi boykot edin; onu boykot edin, zira bu İslâmın icabıdır... dini ve vatanidir.

Yaşasın büyük Irak ve halkı. Yaşasın Ürdün Nehrinden Akdenize hür ve Arap Filistin.

Allah Büyüktür. Lânetlenmişe lânet olsun"

Saddam Hüseyin




Alqami* 1258 yılında Moğol istilacıların Bağdat'a girmesine yardım eden vezir.



7 Mayıs 2003

En müşfik en bağışlayıcı Allah'ın adıyla habercilerimize ve takipçilerine övgüler. Ahirette hak ettikleri adaleti bulacaklar.

Irak halkı, büyük Irak halkı, kadınlar ve erkekler ve Irak silâhlı kuvvetleri ve düşmanına karşı tavrını değiştirmek isteyen bütün herkes, hepinize selâm olsun. İşgalle ilgili teferruatları, nasılını, niçinini konuşmak istemiyorum, bu işgalcilere nasıl yöneliriz ve Irak'ın dışına tekmeleriz, buna odaklanacağım. Daha önce ve çok sayıda mesaj gönderdim. Bazıları kendi sesimdendi, bazıları mass medyaya (büyük, yaygın medyaya) gönderilmişti, fakat hepimizin gayet iyi bildiği gibi, mass medya (medya ağı) bütün dünyada Siyonistlerin, özellikle Beyaz Saray'daki karargâhlarının denetimi altında.

Dolayısıyla mesajlarımızı duyurabilmek için çok uğraştık, bazıları Irak valiliklerine ulaştı, bazıları da en kısa zamanda ulaşacak. Görünen o ki hayatımıza başladığımız gizli usullerle mücadeleye ne olursa olsun tekrar dönmemiz gerekiyor.

Sizlere büyük Irak içinden bu yolla sesleniyor ve esas vazifenizi söylüyorum; Arap ve Kürd, Şii ve Sünni, Müslüman ve Hıristiyan ve her dinden bütün Irak halkı, başlıca vazifen, düşmanı vatanımızın dışına tekmelemektir.

Yabancılarla çalışanın, size karşı çalıştığını anlamalısınız. O sadece yabancıların uşağı değil, Allah'ın ve halkında düşmanıdır. Böyle kimseleri reddet... Irak halkı, sizi bölecek herşeyi reddet. Hepiniz bayrağınızın, Irak bayrağının altında, Allah büyüktür şiarında, hepiniz tek bir siperde birleşin. Irak halkı, şimdi olduğu gibi, içinde tek vatan, tek millet olarak varolduğun medeniyeti korumalı, devam ettirmelisin.

Düşmanın Irak'a, Irak halkının onları çiçeklerle karşılayacağı zannıyla geldi, fakat şaşkınlığa uğradı. Şimdi bazıları Amerikalılar ve işgal hakkında düşüncelerini değiştiriyor. Mücadele etmek ve Allah'ı ve yüce ilkeleri ve dolayısıyla kendimizi de memnun etmekten başka bir tercihimiz olamaz.

Amerikalıları ve işgali desteklemiş olan bazıları şimdi adım adım düşüncelerini değiştiriyorlar. Şimdi hepsi düşüncelerini değiştirecek, kendileri ve aileleri için neyin en iyi olduğunu biliyorlar. Onların ailesi Irak'tır.

Fakat kendileri hakkında tam gerçeği bilmedikçe herşeyi anlamaları da mümkün olmayacak.

Irak halkı 28 Nisanda Saddam Hüseyin'in doğum gününü kutlayarak bütün dünyaya gövde gösterisinde bulundu ve bu şenliğin onlara Saddam Hüseyin veya yetkililer tarafından dayatılmadığını ispatladı. Bu Iraklıların kendi kararıydı, zira onlar Saddam Hüseyin'i  bir kardeş ya da  bir baba gibi görürler. Ve bu (kutlamalar) onların hiç kimse tarafından katılmaya veya şu yada bu şekilde yaşamaya zorlanmamış hür iradelerinin kesin olarak ifade edilmesidir. Onların Saddam Hüseyin'e olan samimi tutumları da budur.

Iraklılar işgale meydan okuyor ve insanlığa şöyle diyor; 'Evet, işgalciler Irak'ı işgal edebilirler, fakat Iraklının kalbinde Saddam Hüseyin ve vatanı için duyduğu sevgiyi değiştirmeye güçleri asla yetmeyecektir'

Bazı insanlar batıya hayrandır ve onu "özgür dünya" olarak vasıflandırırlar, fakat öyle değil. Gerçek insanlar, Siyonizmin denetimi altındaki batı medyasına hiç ehemmiyet vermezler. Özellikle Waşington ve Londra'daki yönetimler, Siyonist medyanın denetimi altındadır. Hep yalan söylerler... Irak halkı, siz ahlâki savaşı kazandınız, çünkü Amerikalılar Irak'ı tahrip ettiler, Irak Milli Müzesini harab ederek Irak'ın antik hazinelerini çaldılar.

Bu sefer Amerika'ya karşı koyuyoruz, dünyaya tahakküm eden zalim, zorba bir güce. Irak halkı, Filistinlilerin Siyonistleri rezil ettiği gibi, siz de Amerikalıları rezil edeceksiniz. Siyonistler Filistin halkıyla nasıl mücadele edeceklerini şaşırdılar, acze düştüler ve siz Irak halkı, erkekler, kadınlar, omuz omuza olun ve  istilâya karşı duruşunuzu, yazabildiğinizce duvarlara yazarak veya esaslı gösteriler yaparak veya onlara hiçbir şey satmayıp, onlardan hiçbir şey satın almayarak veya tüfeklerinizle onları vurarak ve onların toplarını, tanklarını tahrip etmeye gayret ederek gösterin.

En önemli husus, her bir Iraklı erkek, kadın, çocuk, yaşlı, icabını yerine getirmekle görevli olduğu bir sorumluluğun sahibidir. Eğer bir şeyi eksik bırakırlarsa bir sonraki gün tamamlamalı, eğer bir hafta yitirirlerse takip eden hafta telâfi etmeliler. Amerikalıların Irak'a yerleşmelerine müsaade etmeyin.

İşgale nasıl direndiğinizi her gün ama her bir gün göstermelisiniz. Allah'ın nazarı sizlerin ve işgale karşı taraf olan herkesin üzerindedir. Allah kullarının derecesini arttırır, Allah sözünü tutup kendini kurtaranları sever. Üzülmemeli, çaresiz olmamalıyız, Allah zafer için çalışanları sever. Zafer, inşallah geliyor ve siz kendinizden önce Allah'ı memnun etmelisiniz.

İşte o zaman zafer Allah sevgisinden gelecek. Allah elbette görevimizi kolaylaştıracak zira Allah'ın desteği olmadan zafer kazanılamaz.

Sıkı çalışın, canla başla çalışın, cenneti hak edene kadar çalışın, işte o zaman zafer görünecek. Allah için yılmadan çalışın Irak halkı. Iraklı kadınlar, Iraklı erkekler, biz sizleyiz. Biz sizler için çalışıyoruz.

İnşallah zafer gelecek. Onlar Allah'ın ışığını dilleriyle söndürmek istiyorlar, fakat Allah zaferini tamam kılacak. Allahü ekber, Allah en büyüktür. Yazıklar olsun Amerikan yönetimine. Kıyamet gününe kadar lânet olsun onlara"

Saddam Hüseyin



-
Kalpaklı Saddam... "Kahraman Atatürk Sevr'e teslim olmadı, savaştı. Biz de  savaşıyoruz" diyor. Alo?

-Sizi kınıyorum!

-Estağfurullah...Niye ki?

-Arap milliyetçiliği yapıyor açıkça. Türkiye'ye düşman hem!

-Yapsın. Siz de Türk milliyetçilii yapın. Kalpaklılar gibi ama.

Hattakiler;

-Dış İşleri Bakanlığı bünyesinde ne "milliyetçiler" var.

-"Irak'ın Kuzeyi milliyetçileri" var

-Sahi,
Irak toprakları 12 yıl boyunca hangi "komşu"sunun topraklarından kalkan düşman uçakları tarafından bombardıman edildi, ekin tarlaları yakıldı?

-Ben Atatürkçüyüm.

-O zaman Bursa Nutku'nu götürüp oraya asın. Yalnız El-Kaide bildirisi diyebilirler, ona göre.

-Nereye?

-
Bir saniye... Çocuklar Bursa Nutku gerçekten Türkiye Cumhuriyeti devleti'nin resmi binalarında, bakanlıkların duvarlarında, vergi dairelerinde, okullarda, niye asılı değil? Kurucusunun sözlerini yasaklayan bir devlet olur mu?

-Nedir o Bursa nutku? Alay mı ediyorsunuz?

-
Rica ederim, olur mu öyle şey? Duymamakta haklısınız,sakladıkları için ben de adını ancak lisede duymuş, üniversitede, Boğaziçi'nin kütüphanesinde okuyabilmiştim. Biraz abarttım ama buna yakın bir şey. Hattakilerden ezberinde olan varsa hemen okusun, sizde dinleyin. Var mı ezbere bilen?

-Bursa Nutku

Türk genci, inkılapların rejimin sahibi ve bekçisidir. Bunların lüzumuna, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Rejimi ve inkılapları benimsemiştir. Bunları zayıf düşürecek bir kıpırtı, bir hareket duydu mu “bu milletin ordusu vardır, polisi vardır, jandarması vardır, adliyesi vardır” demeyecektir. Hemen müdahale edecek, elle, taşla, sopa ve silahla, nesi varsa onunla, kendi eserini koruyacaktır.

Polis gelecektir, asıl suçluları bırakıp suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç, “polis henüz inkılap ve Cumhuriyet’in polisi değildir” diye düşünecek fakat asla yalvarmayacaktır. Mahkeme onu mahkum edecektir. Yine düşünecek
, “demek adliyeyi de ıslah etmek, rejime göre düzenlemek lazım”. Onu hapse atacaklar. Kanun yönünden itirazlarını yapmakla beraber bana, İsmet Paşa’ya, Meclis’e telgraflar yağdırıp haksız ve suçsuz olduğu için tahliyesine çalışılmasını, kayrılmasını istemeyecek. Diyecek ki:

 “Ben inanç ve kanaatimin icabını yaptım. Müdahale ve hareketimde haklıyım. Eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı meydana getiren sebep ve amilleri düzeltmek
de benim vazifemdir”. İşte benim anladığım Türk genci ve Türk Gençliği"

-Evet?

-Yani...

-Tüyleriniz ürperdi değil mi? Bir an sanki "k
ızıl anarşist bildirisi" dinlediğiniz hissine kapıldınız.

-Yani... Ama Saddam Hüseyin dini istismar ediyor.

-Din istismarımı? Dinleyin o zaman;

"Orduya ve Millete"

Büyük Muharebeden çıktığımız en zayıf bir zamanımızda, bütün memleketi çiğnemek ve bütün halkı perişan etmek için üzerimize hücum eden düşmana karşı milletçe birleştik ve pek kıymetli ordular vücuda getirdik. Çeşitli ve birçok cephelerde eşsiz fedakârlıklarla millet hukukunu müdafaa eden ve en önde Yunanistan'ın istilâ ordularını iki defa tepeleyen bu millî ordularımız, o kadar yüksek bir azim ve imân ile muharebe ettiler ki, düşmanlar yalnız garp cephesindeki ordumuza karşı kralları başlarında olduğu halde tekmil Yunan ordusunu Anadolu'ya getirmeye mecbur oldular.

Bütün kahramanlık meziyetlerini ve yüksek vasıflarını en mühim muharebe meydanlarında tanıdığım ordumuzun tedbirli ve yüksek kumanda heyeti ile fedakâr subaylarına ve kahraman erlerine, cedlerimizden miras kalan seçkin özellikler ile kendini gösteren bütün millet fertlerine hitap ediyorum:

Millet kaderine el koymuş bulunan Büyük Millet Meclisi bugün beni ordunun başarısını sağlayacak bütün tedbirleri almak üzere tam yetki ile donatarak Meclis Başkanlığından başka bütün ordular Başkumandanlığına memur eyledi.

Sizlere bu bildiriyi yazdığım dakikadan itibaren Allah’ın yardımına dayanarak ve öğünerek, bu büyük ve şerefli görevi yapmaya başlamış bulunuyorum.

Bana bu vazifeyi veren Meclis ve o Meclis'te temsil edilen kesin millet iradesi, hareket tarzımın temelini teşkil edecektir.

Hiçbir sebep ve suretle değiştirilmesine imkân olmayan bu kesin irade mutlaka düşman ordusunu yok eylemek ve bütün Yunanistan'ın silâhlı kuvvetlerini içine alan 'bu orduyu Anayurdumuzun harimi ismetinde (mukaddes ocağında) boğarak kurtuluşa ve istiklâle kavuşmaktır.

Memleket ve Milletin maddi mânevi bütün kuvvetlerini bu sonucun alınmasına yöneltmek için, hiçbir tedbir ve teşebbüste müsamaha edilmeyecek, ne yer ve zamanla ve ne de vatan mefhumu karşısında teferruattan ibaret olan diğer düşüncelerle kayıtlı olmayarak, düşman ordusunun yok edilmesinden ibaret olan bu gayenin elde edilmesi için gereken her şey yapılacaktır.

Yardım Allah'tandır.

Bu bildirinin tâ erlere kadar bütün ordu mensupları ile bütün memurlara ve halka duyurulmasını rica ederim"...

7 Ağustos 1921


Atatürk


Kurucu Ulusal Önder


-"God, he stole the handle

 And train won't stop going

 No way to slow down"


-
Joe, tongaya basan Charlie mi?

-Old Charlie.



Devam eder


dolun__ay@hotmail.com