-İyi komşuluk ilişkisi olamaz, komşu değil.

-Komşu dayanışması değil diyorsun.

-Arada Okyanus var. "Batılı dayanışması"mı yoksa?

-Bir nevi.

-Dayanışma...Dayanışma...Nasıl bir "solidarnos" olabilir acaba?...

-
Çok belli, ipucu istemeyin.

-"Hıristiyan dayanışması!"

-Ve kabaca tarif edersek, halkı başka bir medeniyete, dine, özelikle İslâm dinine  mensup Doğu ülkelerinden biri veya birkaçıyla şu ya da bu yanıyla bir çatışma ortaya çıktığı zaman, söz konusu çatışmada taraf durumunda bulunan batı ülkesi haksız bile olsa, Batı ülkeleri arasında onun aleyhine davranış ve tutumlardan kaçınmak, insani değerlere ilişkin hangi din, sistem olursa olsun hepsince genel kabul görmüş ahlâki-hukuki prensipleri, bu prensiplerin ölçülerini o ülke lehine yorumlamak, bu mümkün olmuyorsa çiğnemek, yok farzetmek şeklinde eyleme dökülüp kendini belli eden bir ruhi hali bu dayanışma, yan tutma... Bu dayanışma, eğer komşu iseler kendi aralarındaki mücadeleyi ertelemekten tutun, Polonya ve onun gibi davranan diğer ülkeler örneğinde olduğu gibi taraf durumundaki Batı ülkesinin haklı olup olmadığına aldırmadan omuz omuza fiilen yardım etmeye kadar varır çocuklar.

-Danimarka'da Irak'a savaş ilân etmişti, o da ABD'nin komşusu değil.

-Komşu olsa da olmasa da farketmiyor ki, Doğu'yla batının şekillendiği tarih boyunca bu böyle... Meselâ Sobieski'yi hatırlamıyormusunuz?  Hani Ortaokulda, lisede, tarih derslerinde "Nerden çıktı bu Sobieski denen adam, son dakikada" diye söylenirdi öğrenciler? Yoruldunuz, belli.

-Lehli mi?

-"Dayanışma"yı bilen arkadaş da olmasa... Lehli evet.  Papa'nın "Osmanlı bütün Avrupa'ya cihat ilân etti, Avrupa'nın kalbi Viyana düşüyor! Birleşip, bütünleşin ne duruyorsunuz, siz nasıl din kardeşisiniz," çağrısına, kaybettiği Podolya'nın acısı hâlâ üzerindeyken uyup, Jan Sobieski komutasında ordusuyla komşusu Avusturya'nın imdadına yetişerek Osmanlı ordusunu bozguna uğratan da 20 Mart Saldırısında Amerikalılarla, İngilizlerle, Anzaklarla, Irak'a saldıran aynı Polonya... Polonya değişse bile aynı kalan o dayanışma ruhu... Habsburg'un hasmı Fransa dahi, Polonya, Venedik, Alman prensleri, işte o zamanın diğer Avrupa güçleri gibi yardım etmese de hiç olmazsa fırsatçılık yapmadı, bu da bir dayanışma.

Hattakiler;

-Biz de Irak'ın komşusuyuz güya.

-Komşusu muyuz gerçekten...

-"Komşusu açken tok yatan bizden değildir" diyen aynı dine mensup olduğumuz bir komşu ki ambargo etkili olsun, daha çok insan ölsün diye 13 yıl boyunca sadece siloları bombalamakla yetinmeyip, ekin tarlalarını bile yakan Amerikan uçaklarının topraklarında üslendiği bir "Türkiye" ile komşu...

-Doğunun gözbebeği Bağdat bombalanırken villasının balkonunda, arabasında bangır bangır mehter kaseti çalıyordu adam. Kuşatılan, insanlığın kalbi Bağdat değil de sanki Viyana.

-91 Saldırısında da Kadıköy'de Amerikan bayrağıyla balkonda gösteri yapanlar vardı.

-Bir veleddi.

-O mehter kaseti neşesinin sebebi başka çocuklar.. Amerikalılar çiçeklerle karşılanacak, iki günde bitecek, aklınca o da gidip Irak'ı yağmalayacak, mehter kaseti neşesi bundandı. Bunların öbür tarafta işi bayağı zor. Amerikan kuruluşlarının rakamıyla ambargo nedeniyle Irak'ta 1.5 milyon insan öldü.  "Sen inanan adamdın, sana verdiğimiz ömrü sürerken, etrafındakilere, sözlerime inandığını söyledin... söz verdin... Peki 13 yıl boyunca niye yardım etmedin aynı dine mensup olduğun komşuna?" diye sual olunduğunda bakalım ne cevap verecekler. Öyle hık-mık yok, huzurdasın.

-"Demokratik piyasa toplumunu kurup, özgürleştirmek için" cevabını verirler bangır bangır.


-Orada da medya varsa, Yaratıcı da Irak petrolünün kaderini, galonuna 30 sent olarak Amerikan şirketlerine doğru özgürleştirmek için yardımcı olunmasını takdir eder belki...  olur a, Yaratıcı televizyona, gazete başlıklarına müptelâdır, o zaman olabilir tabii. Bana kalırsa, kendi ahlâkıyla bağlı Yaratıcı, başka dine mensup veya maddeci fakat vicdan taşıyan adamları, 13 yıl boyunca haklının yanında yer aldıkları için muhtemeldir ki cennetine alacak fakat öbürlerini... Cehennemin en cehennem yeri o sahtelere... Dün de bugün de  komşu olsun olmasın insanlarıyla aynı dine mensup olduğu batılı bir ülkenin yardımına koşan Polonya gibi, üstelik hem komşu, hem de aynı dine mensup olduğun Irak'a niye Doğunun Sobieski'liğini yapmadın, yapmıyorsun? Yani Polonya, din devleti olmadığı halde Irak'a yönelik sömürgeci istilâya fiilen katıldığı gibi böyle yapmış olmakla din devletine de dönüşmedi. Batı ülkeleri arasında doğuya karşı dayanışma ruhu, Doğu ülkeleri arasında, hükümetler, devletler seviyesinde batıya karşı sözkonusu olması gereken dayanışmaya kıyasla  son bir kaç yüzyıldır çok daha güçlü. Maddi çıkarın elbette rolü var. Peki Amerikan-İngiliz istilâsından önce Irak'taki petrol değersizmiydi? Bir batı ülkesi, o zenginliğin kendi dünyasından bir gücün kontrolunda olmasını tercih ediyor.

-Bu "Hıristiyan dayanışması" tespiti, Huntington'ın "medeniyetler çatışması"nı kabul ettiğiniz anlamınamı geliyor.

-Çaktırmadan El-Kaide bağlantısı sorar gibi...

-Hayır, ne münasebet!

-Olurmu öyle şey...Huntington söylemeden öncede medeniyetler çatışması vardı, "çatışma"dan ne anladığınız önemli. Bize göre ortaya atıldığı bu haliyle "medeniyetler çatışması", kendini "kopyalamaya" çalışan iflâs halinde ki bir medeniyetin, kurallarını, zeminini ve zamanını kendisinin belirlediği tek yanlı bir topyekün saldırının, bir yeni-sömürgecilik teşebbüsünün formülasyonu.  K.999, evet?

-İyi akşamlar, sanırım haberiniz yok, Irak'ın Süleymaniye şehrinde Türk askerleri Amerikan askerleri tarafından Amerikanın Bağımsızlık Bayramına denk gelen 4 Temmuz Cuma günü gözaltına aldı.

-Ne demek o "gözaltına alındı"?

-Bulundukları büroyu basan Amerikan askerleri tarafından tutuklandılar.

-"Tutuklandı" ne demek?

-?

-Irak'ı işgal eden, merkezi otoritenin görevini yerine getirmesine engel olan, dolayısıyla suç işleyen kanundışı Amerikan işgal askerleri, Türk askerlerini tutuklayamaz, aynı şekilde "gözaltına da alamaz". Bunun adı esir almaktır. Siz, "Amerikan askerleri için işgalci sıfatını kullanırsam, Irak'ın Kuzeyindeki Türk askerlerinede işgalci demiş olurum" diye düşünüyorsunuz sanırım.

-Öyle diyenler var zaten.

-İşbirlikçiler diyor. Küçük parçası oldukları Irak'ın merkezi otoritesini yıkıp, birbiriyle ihtilâflı etnik idareciklere bölmek için saldıran ABD ve İngiltere ile müttefik olan bu işbirlikçilerin, asıl onların Bağdat'ta işgalci durumunda olduklarını gözden kaçırmayın. Kuzey Irak'ta bulunan Türk askerine "işgalci" demiş durumuna düşmemek için "asıl işgalci" Amerikan güçlerine işgalci demekten kaçınmanın zararı çok daha fazladır, ona göre. Kürtçülerin Batıdan yönelen "asıl sömürgeci" saldırganı değilde,  60 yıldır bu sömürgecilerin boyunduruğu altında adım adım "sömürgeleşen" Türkiye'yi "sömürgeci", Güneydoğu Anadolu'yu ise "sömürge" olarak nitelemelerine benziyor, aynı taktik...

Hattakilerden biri:

-Asıl sömürgeciyi  "kurtarıcı" olarak görüyorlar.

-
90'ların başlarında yapılmış röportajlardan hatırlıyorum, Kürtçüler "bizim tek sermayemiz 'sömürge' tespitiydi" diye, kendileride söylüyorlar. Haberimiz yoktu gerçekten. Peki hükümet ne diyor Süleymaniye'de yapılan saldırıya?

-Bildiğiniz türden "Müttefiklik ilişkisine yakışmaz, ABD ayıp etti" edebiyatı işte. "Kore'de omuz omuza savaştık" benzeri şeyler. Waşington rejimi  "Evet haberimiz var ama yorum yok" diyor, Dış işleri bakanı Gül ise, "ABD yönetiminin haberi olmadığını" söylüyor. "Colin Powell, "Gözaltına aldığımız Türk askerlerini Bağdat'a gönderdik" diye bir açıklama yaptı. 

-Askerler serbest bırakılınca, "50 bin yıllık Türk -Amerikan dostluğunun bir yanlış anlama sonucu yaşanan bu üzücü hadiseden  güçlenerek çıktığını" söylerler.

Hattakilerden biri:

-Hatta "yara almadan güçlenerek çıktığını" söylerler.

-Peki Ordu nasıl adlandırıyor Amerikalı işgalcilerin bu saldırısını? Saldırımı diyemi niteliyor, yoksa üzücü bir hadisemi? Misilleme yapılacağını millete ilân ettimi?

-Genelkurmay 2. Başkanı Org Büyükanıt sanıyorum, "Maksatlarını anlayamadık, niyetlerini kestirmeye çalışıyoruz" diye bir açıklama yaptı.

-Daha neyi kestirecekler?... 80 küsur yıl önce olduğu gibi düşmanın düşman olduğunu kabul etmek için illede bakanlıklara asker çıkarıp işgal etmesini beklemek mi lâzım? Adam, "Bak" diyor, "Irak'ın Kuzeyinde sana 4 Temmuz günü saldırmakla, askerlerini esir almakla, bu bölgenin ABD'ye bağlandığını ilân ediyorum, müttefik değil düşmanım. Müttefikim burada kurduğum yapılanmadır" diyor, maksadını ilân ediyor.

-Molla Mustafa Barzani'nin gerçekleşmesini istediği gibi.

-O istiyordu, rüyasıydı evet. Mustafa Kemal Anadoluya geçince, Meclis açıldıktan sonra yanılmıyorsam, nasıl İngiliz subaylarını tutuklanmasını istediyse, sende, Erzurum-Sivas Günlerinde, Amerikan subaylarını tutuklar, "Nereye götürdünüz?" diye soran Amerikalı gazetecilere "yorum yok, Erzurum- Sıvas kongrelerinin yıldönümüne denk geldi, bilmiyorum" cevabını verirsin. Bırak onlar kestirsin. Silâha karşı silâh, fetvaya karşı fetva. Sizi adım adım tasfiyeye çalışan medyanın kışkırttığı türden "laikliğin bekçisi" tuzağına düşmeden "manevi kuvvetleri" seferber edeceksiniz.


Devam eder


dolun__ay@hotmail.com