Türkiye 
Normunu Konuşturuyor

 

 


"Bütün milleti eylemiyle, duygularıyla, düşünceleriyle savaşa yöneltmek zorundaydım"

"Sadece düşmana karşı savaşanlar değil, köyünde evinde, tarlasında tek tek herkes kendisini özellikle görevlendirmiş olarak görmeli ve tüm varlığını savaşa adamalıydı"

Atatürk
Kurucu Ulusal Önder


 


Merkez Türkiye... (2)

-Yıllardır 'Avrupa lobisi'nin tek yanlı propagandasıyla şartlanan insanlarla yapılan anketlerin sonuçlarındaki AB yanlısı yüzdeyi, 'Türk milletine hakim görüş' olarak kabul etmek doğru değildir.

Soruya müspet cevap verenlerin hemen hepsinin, bir zamanların 'Amerikan rüyası'na benzer, 'katılınca gelirlerin beş-on kat fazla artacağı AB cenneti' propagandasından etkilendiklerini söyleyebiliriz, fakat 'AB yanlısı yüzde'nin tamamı için geçerli 'tek ve sadece iktisadi' bir maksat söz konusu değil.

'Türk halkının görüşü' olarak sunulan aynı yüzde içinde, AB'ye katılmayı 'iktisadi sebeb'ten daha fazla olmak üzere, hatta 'iktisadi sebeb'e hiç bakmadan, AB'yi Türkiye Cumhuriyeti'nin parçalanmasında bir vasıta olarak görmek şeklinde, 'etnik maksat'ta var... Anket sonuçlarında ortaya çıkan 'AB yanlısı yüzde'de ki, AB'ye 'etnik maksat'la katılmak isteyen unsurlar içinde, kendilerini Türk Milleti'ne mensup olarak görmekle birlikte, 'Türkiye'nin etnik parçalanması'nın 'ideal demokrasi' olduğuna inananlarında bulunması, maksatlarından biri 'etnik-siyasi' olan bu AB yanlısı yüzdenin görüşünü 'Türk Milletinin hakim görüşü' kılmaz, kamuoyuna da böyle sunulmasını mazur göstermez.

Merkez Türkiye'den yana hukukçular, programlarda, 'Bu anketlerin gerçeği yansıtmadığını' söyledikten sonra, aynı anketleri kasten, 'Türkiye'de akıllı olan herkes, toplumun yüzde sekseni AB'ye karşı değil, birliğe katılmak istiyor' derlerse, bu, içinde, AB'yi Türkiye Cumhuriyeti'nin parçalanmasında bir vasıta olarak görmek şeklinde 'etnik maksat'ın bulunduğu AB yanlısı yüzdenin, 'AB lobisi'nin söylediği üzere, 'Türk Milletinin görüşünü yansıttığı' iddiasını kabul etmek anlamına gelir ki, hatadır... Maksatlara göre açılımı yapılmamış 'AB yanlısı yüzde' içinde bulunmayı, 'Türk Milletinin görüşünü yansıtmak' adınada olsa kabul edemeyiz...

Referandum ise, toplum ancak 'tren kaçıyor!' edebiyatının yıkıcı etkilerinden arındırıldıktan, Türk medyası içindeki esas hastalık kronik işbirlikçilik yenildikten sonra ve o da ancak Türkiye'yi etnik adacıklara bölme saplantısından kurtulmuş bir AB'ye üyelik için düşünülebilir... Yıllar alsada, AB'yi, 'Kompartımanına binildimi gelirin beş-on kat artacağı' bir çeşit inek olarak görmeye şartlandırılan zihinler sonunda arındırılır, ancak yüzyılların içe işlemiş kolonyalist saplantıları ABD'ninkinden daha az kronik olmayan AB'nin bunlardan kurtulması pek imkân dahilinde görülmüyor.
Zihnini temizlemiş, Milli Hedef'ini kavramış, iyi komşuluk ilişkilerini anlaşmalarla kalıcılaştırmış, kendine güveni gelmiş, bağımsız-bağlantısız bir Türkiye'nin, Türk Milli Takımının sahadada ilan ettiği 'dünya yolunda' yürüyüşünü yarıda bırakıp, o sıralarda zaten yenilgiye uğratılmış olacak bugünün kayıtsız-şartsız AB yanlısı çevrelerinin rüyası hatırına, kendisini AB'ye hapsetmeside beklenmemeli.

-Herbirinin değiştirilemez esaslar oldukları Anayasada vurgulanan Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu-temel niteliklerini, devletin üniter yapısını, Meclis duvarındaki 'Egemenlik kayıtsız şartsız ulusundur' ilkesini tanımadıklarını, gazetelerde, televizyonlarda, tartışmalarda ilân ettikleri halde, başka durumlarda hatırladıkları görevlerini yerine getirmeyip, bu değiştirilemez esasları savunan vatanseverler hakkında takibat başlatan savcıların, faaliyetlerini sadece seyrettikleri 'AB lobisi'nin, 'AB talepleri'ne karşı çıkanları hainlikle suçlamaya kalkışacak kadar pervasızlaşmasının, cesaretlenmesinin sebebi, bir diğer tezahürüde Merkezidoğu'da 90'lardan bugüne, ABD'nin evvelâ Irak'ı, daha sonra Türkiye'yi etnik bölgelere ayırma politikasına açıkça karşı koymaktan kaçınmak olan, maalesef Millicilik içindeki Türk Milleti'nin kudretine olan inançsızlıktır.

Millicilerin vatanseverlerin içinde AB taleplerine itirazı olan çok, fakat AB'yi 'Milli Hedef' görmeyen, bağımsız-bağlantısız 'Merkez Türkiye'ye inanan pek yok. AB lobisi ise, Milli iradenin temsilcisi Meclisinin duvarında 'Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir' ibaresi yazılı bir ülkede, kayıtsız şartsız milletin olduğu Anayasa teminatı altındaki egemenliğin bir siyasi-iktisadi güç merkezine devrine müsaade etmeyen vatanseverleri vatan hainliğiyle suçlamaya kalkışacak kadar pervasız... AB lobisi, Millicilerin, vatanseverlerin bir savaşı göze alamayacağına inanıyor. Türk Milletinin gelinen son noktada dahi, Kuvvayı Milliye ruhunu seferber etmeye cesaret edemeyeceğini, parmağını bile oynatmadan etnik parçalanmaya seyirci kalacağını düşünüyor. Plânlarını Türk Milletinin bir savaşı göze alamayacağı tespiti üzerine kuruyor.

Buna karşı, Milliciler, vatanseverler arasında, Türk Milletinin Milli Hedef doğrultusunda yürüme azmine ve Türkiye'nin bulunduğu coğrafyada Merkez Türkiye olduğuna tam manasıyla inanmakta güçlük çekilmesi, 'Etnik parçalanma olursa, Merkezkaç kuvvetler Türk Devletini korumak için harekete geçer, kötü olur' şeklinde düşünceler ileri sürülmesi, 'etnik parçalanma'ya karşı verilecek mücadelenin şimdiden 'Türk sorunu' olarak adlandırılması vahimdir.

Kötü olan, vatan etnik parçalanmaya uğradığında, vatanın bütünlüğü dağılmaya başladığında milletin harekete geçmesi değil, fakat tereddüt etmesi, seyirci kalmasıdır. Merkezkaç kuvvetler, reaksiyoner hareketler, merkezi otoritenin bu tereddüt dönemlerinde ortaya çıkar, kökleşir. Hangi kuvvetin merkezkaç, hangisinin merkez olduğu ise, bakış açısına bağlı. Milli Mücadele'de olduğu gibi.

-Millici, vatansever aydınların, hukukçuların, stratejik araştırmacıların, onları her fırsatta 'AB'ye karşımısın, değilmisin? diye sıkboğaz eden, savunma yapmaya zorlayan AB lobisi propagandistlerine, 'Bu soruyu, şartlara göre aksi savunulabilir, yeniden düzenlenebilir, iptal olunabilir AB üyeliğini esas, karşı çıkmanın ise araz olduğu ön kabulüyle sorduğuna göre, elbette karşıyım... Şimdide sen cevap ver bakalım, hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir prensibide dahil, hiçbiri diğerinden daha az devredilemez, devredilmesi teklif dahi edilemez olmayan, Türkiye Cumhuriyet'inin kurucu-temel ilkelerine karşımısın değilmisin?... Karşı olduğun halde nasıl ortalıkta dolaşabiliyorsun?' diye seslerini yükseltmeli, medyanın ulusal hassasiyete sahip televizyonlarında, gazetelerinde, Türk Milletinin gerekirse, Jeffersondan Mustafa Kemal'e, bütün Kurucu Ulusal Önderlerin aynı şiarlarla savundukları ya da başlattıkları bir Milli-Ulusal mücadeleyi göze aldığını açıkça söylemeli...

Tarihi sorumluluğunuzu üstlenin.


Yücel Atasel
6 Temmuz 2002