"Hutâme ne bilir misiniz?"...


-... Belli. Aklınıza takılan soruların cevaplarını bulacağınız bir "Toplu Değerlendirme" bekliyorsunuz. Çoğunuzun aklından "Âdettir, her yıl sonunda geçen yılın hadiseleri şöyle bir hatırlanıp toparlanır, 90'lara, 80'lere uzanıp dikkatle taranır, unutulmaması gerektiğine inanılan hadiselerin altı bir daha çizilir, vurgulanır, yeni yılda gerçekleşmesi muhtemel dünya çapında hadiseler tahmin edilir, o çapta temennilerde bulunulur, toplu bir değerlendirme yapılsa iyi olur" cümleleri geçiyor; "Bayramı, seyranı, arkasından yine bayram sevinciyle kutlanan spor şenliğiyle yazı, bahara şunun şurasında ne kaldı? Şubat'ın sonunu bulduk, işte Mart'ın biri, ikisi, üçü... bir toparlasak artık" diye düşünüyorsunuz; "Sömürgeci şeytan üzerine her kesimden lânet olup dört bir yandan boşalacak yıldönümleri de dahil ya tamamen örtüp hiç anmayarak ya da saptırarak unutturulmaya çalışılan 'dönüm noktası hadiseler'in anlamları dosdoğru hatırlatılacak olduktan sonra hicri ya da milâdi, hatta pagan 'yeni yılı' farketmez ama adamakıllı olmalı" gönlünüze doğan bu... "Kan damarda med halinde". Bahar çünkü...
 
İçinde iyice yaklaşan "bahar"ın kor gibi cümleleri uyanmaya, gümbür gümbür tezahürleri kış boyunca yer yer bastıran sımsıcak bir yaz hayaliyle şimdiden neşe dolmaya başlayanların bazıları, meselâ bugün Irak topraklarında bozgun halinde bulunan Amerikanı, İngilizi, Japonu, İspanyolu, Polonyalısı, Kanadalısı, hemen her renkten sömürgeciyle, sömürgeci gurkalarının, anzakların adları her ne zaman geçse direniş ruhunu taarruza uyandıran Akif'in o kararlı çığlığını yüreklerinde duyanlar, onlar gibi hissetmeyenlerce neredeyse "aslında medeniyet treninin kaçırılmasına sebeb olan tatsız bir hadise, astarı yüzünden pahalı bir başarı, kendini idare edemeyen gayrı medeni barbar Doğu toplumlarını buna sebeb Doğu maneviyatından kurtarıp, ehlileştirecek evrensel demokrasi ihracına inatla direnilmesi" olarak görülen ve yıldönümleri basma kalıp mesajlarla törenlerle geçiştirilen aynı istilâcıların 90 yıl evvel Milli Kuvvetler, Mücahitler tarafından Çanakkale sahillerinde durdurulmalarının artık bu yıl bütün vatan sathında, Merkezdoğu'da, her yerde taarruza uyanmış direniş ruhuyla hatırlanıp, mücahitçe kutlanmasının zamanıdır" diye düşünüyorlar.
 
Akla gelse, akıllara getirilip hatırlatılsa, ABD-İngiltere ve peşine takılan ülkelerin bu yıl yapılacak Olimpiyat oyunlarından neden ihraç edilmedikleri veya bu ülkelerin ihraç edilmediği Olimpiyatların neden diğer ülkeler tarafından boykot edilmediği soruları sorulacağından ABD'nin bir türlü hatırlanamayan 1980 Moskova Olimpiyatlarını boykot gerekçesiyle, Irak'a yönelik 1/17/91 Saldırısının gerekçesinin hukuken aynı olduğunu da farkındalar, farkında olmayanlar Akif'in, "Avustralya'yla beraber bakıyorsun: Kanada! Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk. Sade bir hadise var ortada : vahşetler denk. Kimi Hindû, kimi Yamyam, kimi bilmem ne belâ..." mısralarındaki aynı istilâcılığı ve kuklalığı, faaliyetlerini, onların istediği gibi "koalisyon... koalisyon gücü... bakan... sivil yönetici... geçici yönetim... geçici anayasa" gibi adlarla sıfatlarla "istilâcılığı, işgalciliği, kuklalığı" vurgulamayı unutarak anmanın, adı merkez kabul edilen sömürgeciliğin bakış açısıyla "ortadoğu" konmuş bölgemiz Merkezdoğu'ya yönelik bozgun halindeki projeyi zihinlerde içten içe meşrulaştırmaya çabalamak olduğunu da farkında değiller. Herşey birbirine bağlı. Sömürgecileri ve faaliyetlerini ahlâken, hukuken hiç de öyle davranmak gerekmediği halde onların istediği adlarla, sıfatlarla anarken, hangi inanışa mensup olursa olsun, o tür eyleme ve eylemi gerçekleştirene "intihar eylemcisi" ve "intihar saldırısı" yerine hem eylemi gerçekleştirenin kendisi, hem de benimsemiş olduğu inancın temsilcileri, sözcüleri tarafından öyle adlandırıldığı üzere "şehit" ve "şehitlik operasyonu" demekten sakınanların farkında olmadıkları arasında bağımsızlığın ve egemenliğin, onu gaspettiğini zanneden sömürgeciliğin tasarrufunda olmadığı da var. Bağımsızlık ve egemenlik, direnen devletlerin, daha doğrusu devletlerin direnen kadrolarının, kısaca Milli Kuvvetlerin kalbinde, ruhunda ve bilincinde...ve havanlarında.
 
Hıristiyanlığın ilk zamanlarında o vaktin Merkezdoğu'daki işgalcileri Romalı sömürgecilerin zulmüne rağmen inançlarını koruyan mücadele halindeki samimi Hıristiyanların, ermişlerin, daha evvel ve sonra Peygamberlerin barınak olarak kullandıkları gizli yerlerden, yeraltındaki geçitlerden, duvarları ıslak odalardan, ağızları örümcek ağlarıyla kaplı mağaralardan saygıyla bahsedilen belgeseller gösteren aynı medyanın bültenlerinde, gazete köşelerinde, işgalci düşmanlarca esir alınmasıyla ilgili,  "örümcek yuvası"... "çöplük"... "çöp ev"... "mezbelelik"... "berduş" benzetmeleri yapılan Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin yönetimiyle, sömürgecilik arasındaki mücadele, Waşington-Londra yönetimlerinin iddia ettiği, Amerikan Propaganda Makinesinin tekrarladığı gibi "kitle imha silâhlarının bulunup bulunamamasıyla sınırlı olmayıp bütün dünyaya yönelik en büyük tehdite karşı 13 yıldır sürdürülen bir mücadele" olarak düşünülürse, o zaman da akla Waşington-Londra rejimlerinin en büyük tehditle mücadelede "artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı" dönüm noktası milâd olarak 9/11/2001 yerine neden Irak'ın Kuveyt'i onu bir işgal üssü olarak kullanan söz konusu yönetimlerin esaretinden kurtarıp aslında tarihi, coğrafi parçası olduğu Irak anavatanına kattığı 8/2/90 tarihini -üstelik iki Almanya tam o dönemde birleşmiş, Sovyetler Birliği dağılmış, Fukuyama "tarihin bittiğini" ve Bush'un öbürü "yeni dünya düzeni"ni kurmaya başladığını ilân etmişken- öne çıkarmayıp 11 yıl geciktikleri soru olmayan sorusu geliyor...
 
Aklına bu soru gelenler, kitle imhâ silâhlarının en fazla kitle imha silâhına sahip olup, onları en çok kullananlar tarafından "aranması"nın haksızlığı, saçmalığı bir yana, iddia edildiği miktarda ya da hiç mevcut olmadıkları halde "dünya barışını tehdit eden" kitle imha silâhlarını "arama"kla kitle imhâ silâhı "arama" adı altında bu hayali silâhların güya bulunduğu ülkelerin yönetimlerini yıkmanın hukuken aynı olmadığını bilenler...
 
Direniş devlettir. Diplomatik ilişki, Irak'ta, Türkiye'de, Afganistan'da, bütün Merkezdoğu'da,  sömürgeciliğe artık taarruza uyanan direniş ruhuyla direnen kadroları, Milli Kuvvetler, Mücahitler arasında.
 
Bahar Taarruzu arifesinde kararlıyız.
 
Aşkı Selâmlamalı. Milli Kuvvetlerin gürül gürül aktığı, seri, muazzam ve kararlı, parlak bir çıkış yaptığı 2003 yılı Ramazanında açılıp, 2004 Büyük Bayramında yayılmaya başlayan asrın diliyle ve neş'esi şehide cennet düşmana cehennem Allah'ın Muhsi ve Muksid adlarını kuvvetle anarak; "Mart'ta yağa, Nisan'da seller yürüye...
 
"Sürekli İki Bayram Arası"
 

Devam eder