Türkiye 
Normunu Konuşturuyor


  Üç Kuşatma...

Sadece Doğu Milletlerine yönelik "rejim değişikliği" faaliyetlerine, "bombardıman-ambargo-iç bozgunculuk hareketleri"ne kılıf, bahane uydurmak gerektiğinde hatırlanan Uluslararası hukuku, BM çağrılarını İsrail'in dikkate alması beklenemezdi. Amacının Filistin'de "rejim değişikliği", yani İsrail yanlısı kukla bir yapılanma kurmak olduğunu gizlemeyen İsrail'in Filistin şehirlerine yönelik istilâ operasyonu ve Filistin Devlet Başkanı Arafat'ın etrafındaki kuşatması sürüyor.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti Hükümeti'nin, İsrail'in geride bıraktığımız hafta boyunca katliâm boyutlarına varan uygulamalarla sürdürdüğü, giderek Filistin vatanının bütününe yönelttiği bu istilâ operasyonuna, "Türkiye'nin de resmen tanıdığı Filistin Devlet Başkanı"nın devrilmesini "kabul edilemez" bularak, böyle gerekçelendirerek tavır alması, resmi tutumunu, geçtiğimiz hafta boyunca yapılan resmi açıklamalardaki eksiklikler ne olursa olsun, taraflara sadece itidal tavsiye eden kuru bir kınama olmaktan öte, Yaser Arafat'ın, meşruiyeti BM tarafından şu yada bu statüde, fakat mutlaka kabul edilen bir Devlet Başkanı ve Filistin halkının meşru temsilcisi olduğu üzerine kurması, önemlidir. 

Üzerine, Filistin'deki işgal karşısındaki resmi tutumun temellendirildiği bu gerekçe, mutlak liberalizmin, özellikle güçlü lider tipi ve ruh olarak büyük bir karşı koyuş potansiyelini barındıran Merkezidoğu'da Milli Devletlerin, Milli orduların, liderlerin tasfiyesi için insan hakları kavramını çok kötü istismar ederek, bahane ederek, etkili bir silâh olarak kullanarak saldırısını yoğunlaştırdığı 90'larla birlikte unutturduğu, daha doğrusu içini boşaltıp öyle kullandığı, "meşru yönetimlerin ve liderlerinin dışardan müdahale ile devrilemeyeceği " esası, prensibidir. 

Burada bir devletin, rejimin, liderin meşruiyetinin tam tespiti sorununun ortaya çıktığını, bu sorunun bizi bir başka soruya, meşruiyetin kaynağının ne olduğu sorusuna, bununda siyasi iktidarın ele geçiriliş biçimide dahil, toplumun örgütlenme ve hayat tarzı olarak evrenselliği üzerinde bütün dünyanın, medeniyetlerin, inanç sistemlerinin ittifak ettiği bir evrensel cevab"ın "ortak ideal ölçüler"in olup olmadığı sorusuna götürdüğünü, böyle bir cevabın tam manasıyla olmadığını, aksi halde, Mısır Devlet Başkanı'nı güç belâ iktidarda tutan batının askeri, iktisadi, siyasi desteğine sahip olmak bir yana, yüzbinlerce bebeğin, çocuğun, hastanın hayatına mal olan çağdışı köhne ambargo uygulamasıda dahil, ABD'nin 12 yıldır sürdürdüğü askeri, siyasi, iktisadi saldırılara, Irak halkı üzerinde, "varlık nedenlerinden biri, hatta başta geleni halkın doğru haber almak ihtiyacını karşılamak olan medya kuruluşları, televizyonlar" aracılığıyla yürüttüğü mutlak liberalist propagandaya rağmen, Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin'in nasıl olupta daha da güçlendiğini, "köhne" Irak Devleti'nin varlığını koruduğunu, sağlamlaştığını (bu durumu, "Irak halkının aptallığı ve Irak televizyonunun sahibinin Saddam Hüseyin'in oğlu Uday olmasıyla" açıklayan Safiristler, Talabaniciler hariç) anlamanın mümkün olmayacağını, 12 yıldır tam bir ateş imtihanından geçen Irak Devleti'nin, rejiminin, liderinin meşruiyetinin başka hiçbir dışgücün tasdikine ihtiyaç duymayacak kadar kesin olduğunu, artık bunun kabul edilmesi zamanının geldiğini, sırf 90'larda yaptıkları tahminlerde yanılmış olmayı bir türlü kabullenemedikleri için Irak Devleti düşmanlığını bile bile sürdüren "rejim ihraçcısı" yerli yabancı demokrasi tutkunu uzmanlara, ego tatmininden başka bir maksadı olmayan bu rüyaları evlerinde bırakmalarını, zira tarihin yasalarının bu cinsten saplantıların bedelini toplumlara çok kötü ödettiğini, tarihte bu tür inadlara yer olmadığını, şimdiki meşru ABD Başkanının seçimleri kaybettiği halde Başkan yapıldığını Mısır'daki sağır sultan dahil herkesin bildiğini, bunun Başkan Bush'un meşruiyetine bizce de engel olmadığı "not"unuda ekleyerek hatırlatalım ki, Filistin'deki İsrail işgali karşısındaki resmi tutumunu, Filistin'in yönetiminin dış müdahale ile devrilmesinin uluslararası hukuka aykırılığı üzerine kuran Türkiye, "meşru yönetimlerin ve liderlerinin dışardan müdahale ile devrilemeyeceği " esasını, Merkezidoğu'daki diğer kuşatmalar içinde benimsemeli, iç ve ve dış politikada bu esasın gerektirdiği siyasi kararları bir an evvel alıp, uygulamaya koymalıdır. 

Merkezidoğu'da "askeri saldırı, ambargo ve iç karışıklıklar" çıkararak rejim değiştirme dönemi kapandı. Bunun kapandığını ABD'de de anlamaya mecbur. 

Gerek koalisyonu teşkil eden, gerekse muhalefetteki partiler, meslek kuruluşları, dernekler, bu kararların alınabilmesi için destek olmaları cesaretlendirici açıklamalar yapmaları, kamuoyunu hazırlamaları, bunu "talep ettirmeleri" şart. Bütün Türkiye'nin menfaatine olan bir dönüşümün gerçekleşmesi, her kesimden insanın ülke çapında birlikte hareket etmesiyle olur. Bu henüz başarılamadığı için Türkiye, Irak politikasını bir türlü düzeltemiyor. 

Türkiye Cumhuriyeti Devleti Hükümetini eleştirmek yasak değil, bunu yapacağız, fakat, hükümetin aldığı kararlardaki, yaptığı açıklamalardaki müspet yanları da görüp, daha da geliştirmeleri için cesaretlendireceğiz. Yapayalnız bırakılan, desteklenmeyen hükümetler aldıkları kararların arkasında duramazlar, geliştiremezler. Millet kimliğini, bütünlüğünü dört parça eden soğuk savaş dönemi retoriğini hortlatmaya çabalayanlar bir an evvel bundan vazgeçsinler. O dönem bitti. Bu tarz siyasetle hiçbir parti iktidar olamaz. 21.Yüzyılda insanı bütünleyeceğiz. Dil, Birlik Ve Bütünleşme dilidir. Yıkmak için değil, birleştirmek, bütünleştirmek için eleştirecek ve doğru olan her adımı cesaretlendireceğiz. Türkiye bütünleşecek. Soğuk savaş dönemi retoriğine tekrar kapılmamak hususunda milliyetçilerde dikkatli olmalı. 

Bir ucunu, strateji olarak "etnik soruncu demokratikleşme"yi kullanan AB'nin hasmane, diğer ucunu ise, ABD'nin, Kuzey Irak üzerinden Türk siyasetine Talabani'yle sızmak suretiyle "dostane" kontrol ettiği "federalizm tuzağı"ndaki Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Irak politikası, son12 yıldır, sırf ABD'nin gerçeklik duygusundan kopuk uzmanlarının şekillendirdiği baştan aşağı yanlış Merkezidoğu politikasının kuşatması altındadır. 

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Amerikan Propaganda Makinesinin yalanlarını Peygamber hadisleri gibi tekrarlayan, kendilerini devletin üzerinde gören medyadaki Safiristler, Talabani yanlısı unsurlar yüzünden, yine 12 yıldır ABD kuşatması altındaki Güney komşusuyla siyasi, iktisadi her türlü ilişkisini dondurmuş, yerinden kıpırdayamamaktadır. Vatanın Güneyi felçtir. Bu durum kabul edilemez. Türk Devleti, "meşru bir devletin dış politikasını hiçbir dış gücün belirleyemeyeceğini, vesayet, ipotek altına alınamayacağını" artık hatırlamalı, Irak Devleti ile ilişkilerini düzelterek bu utanç verici tuhaf duruma bir an evvel son vermeli. Buna mecbur. 

İsrail'e tank ihalesi, Ramallah'ta devam eden kuşatmaya ve insanların tepkisine rağmen, "siyasette duygusallığa yer olmadığı" söylenerek verildiği halde, ahlâki, ticari, siyasi, hangi açıdan bakılırsa bakılsın, Bağdat'la ilişkilerin olması gereken düzeye çıkarılması ihtiyacı rakamlarla gün gibi ortadayken bu yapılmıyorsa, o takdirde, halk söz konusu olduğunda "siyasete karıştırmanın doğru olmadığı söylenen duygusallığın" birdenbire neden siyasete karıştırıldığını bilmek insanlarımızın hakkıdır. 

Varolmak Yapmaktır... 

Birlik Ve Bütünleşme

(Yeni Taşlıtarla Postası)


7 Nisan 2002