"Kuvvet Ordu'dur...

Ordunun hayat ve saadet kaynağı, bağımsızlığı takdir eden milletin, kuvvetin lüzumuna olan vicdani imanıdır... Ordu ise, arkadaşlar ancak subaylar heyeti sayesinde vücut bulur. Malum bir askeri hakikat, felsefi hakikattir; 'Ordunun ruhu subaylardadır'. O halde subaylarımız, düşmanlarımız tarafından yıkılmak istenen ordumuzu tamir edecek ve canlandıracak ve ordu ve milletimizin bağımsızlığını muhafaza edecektir.

Millet, bağımsızlığının muhafazasından ibaret olan hayati gayesinin teminini ordudan, ordunun ruhu olan subaylardan bekler. İşte subayların yüce olan vazifesi budur.

Allah göstermesin milletin bağımsızlığı ihlal edilirse bunun vebali subaylara ait olacaktır. Subaylar, izah ettiğim yüce, mukaddes ve bütün açılardan üzerlerine düşen vazife itibarıyle, bütün mevcudiyetleriyle ve bütün dikkat ve ferasetleriyle, giriştiğimiz bağımsızlık mücadelesinde birinci derecede faal ve fedakâr olmak mecburiyetindedirler. Şahsi ve hususi hayatları itibariyle de subaylar, fedakârlar sınıflarının en önünde olmak mecburiyetindedirler. Çünkü düşmanlarımız herkesten evvel onları öldürürler. Onları aşağılar ve hor görürler. Hayatında bir an bile olsa subaylık yapmış, subaylık izzetinefsini, şerefini duymuş, ölümü küçümsemiş bir insan, hayatta iken, düşmanın tasarladığı ve reva gördüğü bu muamelelere katlanamaz. Onun yaşamak için bir çaresi vardır: Şerefini korumak! Halbuki düşmanlarımızında kastettiği, o şerefi ayaklar altına almaktır.

Dolayısıyla subay için 'Ya istiklal, ya ölüm' vardır. Fakat arkadaşlar ölmeyeceğiz, bağımsızlığımızı muhafaza ederek yaşayacağız ve milletimizi daima bağımsız görmekle bahtiyar olacağız!"

Atatürk
Kurucu Ulusal Önder

 


"Amerikan mandacılığının yenilgiye uğratıldığı (4 Eylül-11 Eylül) Sıvas Kongresi'nden iki yıl sonraki Sakarya Zaferi günlerini, Türkiyemizin geleneksel dokusunu 10 yılda darmadağın edip, vatanımızı etnik parçalanmanın eşiğine getiren '91 Ağustos Süreci'ni sona erdirecek milli atılımın şafağına benzetmek yanlış olmaz...

Türk Milleti, 21 yılı Eylülünde, askeri, sivili, doktoru, mebusu, kadını, erkeğiyle, 'Milli Kararlılık' etrafında kenetlenmektedir"

 


MİLLİ MÜCADELE TARİHİNDEN

Akibetleri Yenilgidir...

31 Ağustos- 5 Eylül 1921


Çal Tepesini ele geçirdiği, hatta Haymana-Polatlı yoluna kadar ilerlediği, cephenin yarılmasına ramak kaldığı 2 Eylül günü akşamı Yunan işgal ordusu saflarında başgösteren tıkanma, aynı gün Waşhington'a gönderdiği raporda, savaşı, "Yunanlılardan yana dönmüşe benzeten" Atina'daki ABD Büyükelçisi Hall'ın kanaatinin aksine, kalıcıdır. Hall'ın ifadesine göre, "...birkaç gün içinde Ankara'ya varmayı umut eden Yunanlılar", Başkumandan Mustafa Kemal Paşa'nın tahmin ettiği üzere, sonunda, "...saldırıyı sürdürme gücünden ve yeteneğinden mahrum bir duruma gelmiştir"...

Aynı gün esir alınan Yunan askerlerinin bakımsız, perişan hali, verdikleri ifadeler bunu doğrulamaktadır. İşgal ordusunun kayıpları çoktur, beslenme bir sorun haline gelmiş, hatta açlık baş göstermiştir. Yunan askerleri, Türk toprakları üzerinde savaşma isteğini yitirmeye başlamıştır. Disiplin bozulmaya yüz tutmuştur, öyleki, kolordu emirleri dışına çıkan tümenler vardır. Erler arasında, Yunanistan'daki rejimin, komşu bir ülkede, Türk toprakları üzerinde, Millici, vatansever Ankara'nın otoritesi dışında, İngiltere ve Yunanistan'a bağlı, "Batı Anadolu Özerk Devleti" benzeri "kukla idareler, rejimler" kurma teşebbüslerini, yenilgiyle sonuçlanması kaçınılmaz bir haksız operasyon olarak görme eğilimi giderek ağır basmaktadır. Bu eğilim, General Stratigos'un, Çal Tepesinin Yunanlılara geçmesinden hemen bir gün sonra, Türk topraklarından çekilme ihtimaline ucundan kıyısından değindiği 3 Eylül tarihli raporundanda anlaşıldığı üzere, Yunanlı komutanların haleti ruhiyesinde de kendini göstermeye başlamıştır.

İstila ordusunun iradesi, askeriyle, subayıyla çözülmektedir.

Konstantin ordularının Sakarya'nın batısına atılmasıyla sonuçlanan Sakarya Zaferinden sonra bile, artık kesin yenilgiyi kabule hazırlanan Sakarya mağlubu düşmanın işgal Istanbulundaki "temsilciliği"yle 11 Aralık 1921 günü ilişki kurup, Batı Anadolu'da, Millici Ankara Hükümetine karşı, Bursa'nın başkent olacağı işbirlikçi bir "kukla rejim" kurma teklifinde bulunacak kadar millet gerçeğinden kopuk, "Anadolu Derneği" adlı şebeke mensubu işbirlikçilerin sandığının aksine, Milliyetçilerin bu mücadeleyi kazanacağı inancı her geçen gün kuvvetlenmekte, "...hiçbir sebeb ve suretle değiştirilmesine imkân olmayan bu kesin irade" sağlamlaşmaktadır.

Amerikan mandacılığının yenilgiye uğratıldığı (4 Eylül-11 Eylül) Sıvas Kongresi'nden iki yıl sonra ki Sakarya Zaferi günlerini, bugün Türkiyenin geleneksel dokusunu 10 yılda darmadağın edip, vatanımızı etnik parçalanmanın eşiğine getiren "91 Ağustos Süreci"ni sona erdirecek atılımın şafağına benzetmek yanlış olmaz... Türk Milleti, 21 Yılı Eylülünde, askeri, sivili, doktoru, mebusu, kadını, erkeğiyle, Milli Kararlılık etrafında kenetlenmektedir.

Mesela, Çal Tepesinin Yunanlılara geçmesini, medyaya, Milli meclise sızmış işbirlikçiler, "muhtemel bir Yunan Zaferi"nin işareti sayarak etrafı velveleye verip, Türk Yüksek Kumanda Heyetine saldırı kampanyası başlatırken, Türk Milletinin ruhu demek olan "ordu-millet gerçeği"yle silâhlanmış Türk Milleti bunun sonucu değiştirmeyeceğinin bilincindedir. İhtiyar bir Türk köylüsünün ağzından gazeteci Ruşen'e söylendiği üzere, milletimiz bu gerçeği istihza ile şöyle dile getirir;

"Her dağı böyle zorlanarak alacaklarsa, Ankara'ya kadar dağ, tepe çok. Her birinde öle öle buraya 40 kişiyle varırlar. Onları da evvel Allah biz sopayla gebertirik".

Milli Varlık dipdiridir...

Asker kökenli milletvekilleri cephede döğüşmekte, asker toplamakta, Millici propogandayı yönlendirmekte, doktor milletvekileri yine cephelerde sağlık hizmetlerini düzenlemektedir.

Meclisin, Türk Yüksek Komuta Heyeti'ne güveni ve bağlılığı, Çal tepesinin Yunanlılara geçmek üzere olduğu günlerde bile tamdır. Devrin medyasına, Meclisi'ne sızmış "Yunan lobisi"nin engelleme çabaları sonuç vermez, Milli Meclis;

1- "Yüce Meclis(in), erler, subaylar ve komuta heyeti hakkında her zamankinden çok şükran ve güven hisleriyle dolu" olduğunu,

2- "Meclisin Allah'ın yardımına ve Peygamberimizin ruhaniliğine dayanarak savaşmakta olan ordunun behemal zaferi elde edeceğine inancının tam" olduğunu,

3- "Meclis(in), temsil ettiği bütün millet adına, ordunun erinden en büyük komutanına kadar bütününe selâm ve içten en iyi dileklerini sunduğunu"..."Kemal Ordusu"na yönelik ağır hakaretlerin, "İzmir'de uslu uslu oturan Yunan'ı kışkırttınız" hezeyanının ayyuka çıktığı günlerde, 1 Eylülde "oy birliği ile karar altına alıp, aynı gün, "Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Başkomutan Paşa Hazretleri"ne bir telgrafla bildirir.

Kısaca, "Megalo idea" davasına bağlılıkları, hatta cesaretleri, ilk başlarda yerinde, fakat bu hırslarına mütenasip savaş tecrübesinden, iddialarını gerçekleştirmeye yetecek birikimden yoksun toy komuta heyetinin yönlendirdiği Yunan işgal ordusu, Birinci Dünya Savaşı cehennemini yaşamış, tecrübeli, savaşa zaman zaman istihza ile bakacak kadar kendine güveni, imânı yerinde, Milli kararlılığı tam ve kesin Türk Yüksek Komuta Heyetinin daha 31 Ağustosta sezdiği ve Mustafa Kemal Paşa'nın aynı gün Milli Müdafaa Vekili Albay Refet Bele'ye yazdığı emirde kesin olarak dile getirdiği üzere, "...en inatçı mevzi muharebelerinde bile dayanmak kudretinde olduğunu gösteren" Türk Ordusu karşısında, kazanma şansının kalmadığını anlamaya başlamış, morali bozuk bir yığındır.

Nitekim düşmanın 4 Eylül günü, son bir çırpınma kabilinden teşebbüs ettiği saldırı, bu tespiti doğrular... 4 Eylül sabahı başlayan saldırıda, Türk Ordusuna "...Bundan sonra düşman taarruzunda elden çıkacak her yerin behemahal geri alınması harekatımızın esası olacaktır" emri verilir. Sakarya Savaşı boyunca epeyi mesele çıkaran, başarılı muharebeler veren Albay Palitis'in kısa sürede durdulan ilk günkü sınırlı ilerlemesi hariç, ordu kaybedilen her mevziyi karşı hücumlarla geri alır. 5 Eylül akşamı Yunan harekâtı başarısızlıkla sonuçlanır.

Esir alınan Yunan askerlerinin ifadelerine göre, Kral Konstantin'e terhis için başvuranlar vardır.

Sakarya Kapanı'na düşmeden evvel, siyasi maksadı, "Ortadoğu sorununa bir çözüm bulmak" adı altında Anadolu toprakları üzerinde "kukla rejimler, idareler" kurmak olan bir ileri harekatın, Ankara yönünde, "askeri gezintiden ibaret olacağı"nı söyleyen General Papoulas, 4 Eylül sabahı 12 kilometre ilerleme emri verdiği ordusunun 5 Eylül akşamı itibarıyla mevzilerinde çakılıp kaldığını görünce, gezintinin zorluk derecesinden kuşkuya kapılmış, "Kemal Ordusu"nu yenemeyeceğini artık anlamış olmalıdır ki, hemen aynı gün Atina'daki Yunan Hükümet reisine hitaben bir rapor kaleme alıp, Eskişehir'de bulunan Yunan Savunma Bakanı Theotakis'e gönderir.

General Papoulas, Yunan Savuma Bakanı Theotakis'in İngiliz ateşemiliterle Ankara'da görüşmeyi plânladığı güne denk gelen raporunda, durumu 31 Ağustosta, "Yunanlılar oyunu kaybetmişlerdir" şeklinde açık yüreklilikle ifade eden Yunan Genelkurmay İkinci Başkanı Albay Sarıyanis'le, Ankara yönünde bir harekâtın "askeri gezintiden ibaret olacağı" fikrine hiç katılmayan, hatta bunun Yunan Ordusun mahvolmasıyla felâketiyle sonuçlanacağını sezip söyleyen 2 inci Yunan Kolordusu Komutanı Prens Andrew kadar açık ifadeler kullanmadan;

"...Ordu siyasi durumdan tamamiyle habersizdir. Ankara'nın işgalinden umulan yararların, siyasi bakımdan az veya çok mu önemli olduğunu ve her türlü fedakârlığa katlanarak kendisini tehlikeye atmasının doğru olup olmadığını takdir edemez. Yani ordu bundan sonra kendisini bir tehlikeye atmasının gerekip gerekmediğini veya şimdiye kadar elde edilmiş bulunan sonucun, hükümetin bundan sonra yapacağı görüşmeler için yeterli olup olmadığını bilecek durumda değildir. Bunun için sizden ricam, bu konudaki hükümet kararını bana bildirmenizdir.

Bunun da acele olmasını rica ediyorum. Çünkü bu arada, yaptığı seferberlik nedeniyle düşman boyuna kuvvetlenmekte, diğer yandan tahkimatını da arttırmak olanağına kavuşmaktadır.

Mevsimin ilerlemiş olması da, kısa bir süre sonra olağanüstü güçlükler çıkarabilir" şeklinde ifadelerle, Yunan hükümetine, "Askeri açıdan durumun çekilmeyi gerektirdiğini, aksi halde felâkete uğrayacaklarını" bildirmektedir.

Doğrudur. Türk Ordusunun 4-5 gün içinde, 9 Eylülde girişeceği karşı taarruzla, 13 Eylül 1921itibarıyla, "doğusunda tek askeri kalmamacasına" Sakarya'nın batısına süpürülüp atılacak Yunan Ordusu, belini bir daha doğrultamayacak, bir yıl sonra, yine bir 26 ağustos sabahı başlayıp, 48 saat içinde yıldırım hızıyla imha savaşına (48 Saat Savaşı) dönüşecek "Büyük Taarruz"la -başta 'İzmirliler' olmak üzere, sanatçılarımızın, şarkıcılarımızın, kurtuluşunun 80 inci yıldönümünü yarın (9 Eylül 2002) bir coşku seli halinde kutlayacakları- güzel İzmir'imizden yine bir 9 Eylül günü atılana kadar da bir daha saldırmaya cüret edemeyecektir.