-Ne diyorsunuz, Mustafa Kemal Atatürk "Orduya ve Millete" seslenirken "dini istismar" ediyor mu?

-Kanun dışı işgal kuvvetlerine karşı "Memleket ve Milletin maddi mânevi bütün kuvvetlerini" seferber eden tam bağımsızlıktan yana bir Başkumandan "Yardım Allah'tandır" demeyecekte ne diyecek ki?

-Yılmaz sen değil, "Nedir o Bursa Nutku, alay mı ediyorsunuz?" diye soran arkadaş, siz cevap verin.

-Alay olsun diye söylememiştim ki.

-Biliyorum. Peki ne diyorsunuz, bu bildiride din istismarcılığı yapmış mı, istismar etmiş mi?

-7 Ağustos 1921'demi dağıtılmıştı ?

-Bildirimi?...Büyük Millet Meclisi tarafından Başkumandanlığa seçildikten iki gün sonra, 7 Ağustos 1921'de "Başkumandanımızın ordu ve millete bildirisi" manşetiyle çıkan "Hâkimiyeti Milliye" Gazetesi'nde yayınlanmıştı.

-Sözlerini "Yardım Allah'tan" diye tamamlaması çok güzel, doğru. Vatan topraklarını işgal eden düşmanı atmaya çalışıyor.

-
Saddam Hüseyin ve silâh arkadaşları ne yapmaya çalışıyor, Amerikan-İngiliz işgal güçleri Irak'ta kalsın diye mi savaşıyor?

-?

Hattakilerden biri;

-Ne farkı var ki?...İstiklâl Savaşı.

-Ama Saddam Hüseyin'in mektuplarından ikincisinde...

-Mektup değil, 7 Mayıs tarihli teyp çözümü.

-Onu bende biliyorum. İşte teyp çözümü olan ikinci mektubunda dine çok vurgu yapıyor.

Hattakilerden biri;

-Irak'a yönelik bombardımanın sürdüğü günlerden birinde emekli bir general
, galiba TRT'de Savaş İzleme Merkezi adlı programda Amerikan ordusuna moral vermek amacıyla hazırlanmış bir dua okuyor, "Ameeen!" diye stüdyoyu inletiyordu.


-"God Bless America"yıda söyler. N'olacak ki. İnanmış bir kere ABD'nin "yenilmez" olduğuna. Kurtulamadınız gitti şu Saddam saplantısından, "kalpak korkusu"ndan... Irak'ta Sevr'den yana, Türkiye'de ise Sevr karşıtı olunamaz. Ya Kemalin Ordusu olarak, Sakaryanın çulsuzları gibi bu vatanı koruyacaksın, ya da Molla Mustafa Barzani'nin resmini Meclise asıp... Alo?

-Nah, işte şuraya yazıyorum..

-?

-Ya, şimdi bu...

-Evet?

-Şimdi bu...

-Neye takıldın böyle? Doğurur gibi...Ağzından kancayla.

-Okuduğunuz "Millete ve Orduya" beyannamesini dinledikten sonra.

-Bir cümle kur istersen.

-Ya, tam bir şey söylerken... bir lâf geliyor dilimin ucuna.

-Diline sahip ol, yayın açık. Yayını kapayınca birazdan edersin. Ben de edicem zaten, doluyum.

 Hattakiler;

-Ben de!

-Bende, ben de!

-Herkes dolu. Taşlıtarla'dan arıyorsun değil mi? Okumamış olan Taşlıtarlalısın, ses tonundan anladım.

-"Büyük Taarruz"u kimlere karşı yaptık biz? Kimlere taarruz ettik? Yunan dostlarımızın yardımıyla Irak sömürgeciliğinin desteklediği Araplara karşı mı?

-Yunan işgal ordusuna karşı.

-Bu orduyu hangi sömürgeci güç fiştekliyordu?

-İngilizler.

-Peki Irak hangi sömürgeci güce karşı savaşıyor? Amerikalılara... Dinine yandığımın "kalpaksız" medyası tutmuş, Bağdat saldırısına "Büyük Taarruz" diyor. Mademki Amerikancısın, "Battle of York Town" desene.

-?

-Değil mi ama. Amerikan tarihinden seç.

-Fakat o zaman da  "Amerikancı" olmaz... Ben "Büyük Taarruz" yerine "Genel Yayın Yönetmeni"nin "My Lai Zaferi Yolda" demesi daha uygun olmaz mıydı diye geçirmiştim aklımdan. Hatta kalabilirsin, K.999, evet?

-Genelkurmay 2. Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt’ın 29 Mayıs’ta “Küreselleşme ve Uluslararası Güvenlik” Sempozyumu’nda yaptığı açış konuşmasıyla ilgili düşüncelerinizi öğrenmek istiyorum.

-Meselâ?

-Meselâ, “Küreselleşmeye, gelişmiş ülkeler penceresinden bakmakla, gelişmekte olan veya gelişmeyen ülkeler penceresinden bakıldığında görüntü ve algılamanın aynı olmadığını" söylüyor. Kelimesi kelimesine aynı olmayabilir, aklımda kaldığı kadarıyla, "Uluslararası sistemin güvenlik gerekçesiyle Türkiye gibi ülkelere  'güçlü ülkeler' lehine dayatmalarda bulunduğu, ancak bu dayatmaların Türkiye gibi ülkelerin ulusal çıkarlarına her zaman paralel olmadığı" anlamında tespitlerde bulunuyor, "ulusal çıkarlara ters düşen uygulama zorunluluğunun zarar verdiğini" söylüyor.

-Doğru tespitler. Yalnız "güçlü ülkeler" derken, sadece Almanya demek yetmez.

-Konuşmasında bildiğim kadarıyla demiyor zaten.

-Konuşmadan bahsetmiyorum. "Türkiye gibi ülkelere", onların ulusal çıkarlarına ters düşen dayatmalarda bulunan "güçlü ülkeler"in adlarının artık Türk Ordusu tarafından Türk milleti önünde açık açık telaffuz edilmesi lâzım.

Yılmaz;

-"Stratejik düşman"da dahil.

-ABD, İngiltere, İsrail diye açık açık söyleyeceksin.

-"Acaba, güçlü ülkeler, kendi ulusal çıkarları yönünde tanımladıkları tehdit algılamalarını, güçsüz ülkelere dayatarak, o ülkelerin ulusal çıkarlarına zarar verecek yaklaşımlar içinde mi bulunuyorlar?” diye soruyor. “Bu noktada; hayati konu, gelişmekte olan ülkelerin, savunma politikalarını güçlü ülkelerin dayattığı tehdit algılamalarına göre mi düzenleyeceği veya biraz önce arz ettiğim hususlara göre mi düzenleyeceğidir” diyor... Ve ulusal güvenliğe yönelik tehditle ilgili olarakda “Ülke çıkarları yönünde, özgün yaklaşımlar ve bu yaklaşımların stratejik sonuçları güçlü ülkelerin amaçları ile çatışabilir. Ve belki de bu kaçınılmaz hale gelebilir. Bu durumda, daha az güçlü ülkelerin, ülkelerinin yaşamsal çıkarları yönünde gösterecekleri kararlılık ve yaklaşımlar, bekaları ile doğrudan ilgilidir” tespitini yapıyor.

Hattakilerden biri;

-Artık "daha az güçlü ülkeler" demek de yetmez. "Ulusal çıkarlarına ters düşen dayatmalarla karşılaşan", parçalanan veya parçalanmak üzere olan "Türkiye gibi ülkeler"in adlarıda söylenmeli. Birini söyleyeyim; "kuzey komşusu" olduğumuz Irak.

-...Türk Ordusu Batıyla savaşmayı göze aldı diyebilirmiyiz?

-Şimdi tek cümlede şu; Irak'ta Sevr yanlısı, Türkiye'de Sevr karşıtı olunamaz. Irak'ta millici rejim yıkıcılığına yardım edersen, parçalanmasında ABD'nin yanında yer alırsan, işbirlikçi güçlere Ankara'nın göbeğinde "elçilik" açarsan, 1920'lerin düşmana teslim olmuş "Istanbul" misali, "Ankara rejimi" olmayı kabul ediyorsun demektir. Arkadaşın dediğini duydun. Biz Irak'ın "kuzey komşusu"yuz. Nasıl bir komşu? 20'li yıllarda, İstiklâl Savaşı'nda, kendi "kuzey komşusu"ndan yardım gördüğünü unutmuş bir "komşu". Lâfı sakınmanın ne yeri, ne de  zamanı. Irak, "kuzey komşusu" tarafından sırtından hançerlenmiş bir ülkedir.

-Irak, Türkiye'nin, Türk Ordusunun İstiklâl Savaşı vermiş bir ordu olduğunu, böyle kurulduğunu hatırlamasını 12 yıl bekledi. N'apsın, dört yandan kuşatılmış.

-Şakır, şakır savaşıyor adam, n'apsın filan yok. Türk milletinide uyandıracak. 
Başbakan Gül'le bir bakanın Türk topraklarını Irak'a saldıracak Amerikan işgal askerlerine açan tezkerenin reddedildiği 1 Mart oylamasından hemen sonra çekilmiş bir resmi vardı... Kimdi o  bakan? Yeni nesilden bir şeydi.

Hattakiler;

-Babacan. O resim  hala var, duruyor.

-
Tam "o anda" çekilmiş bir resimde ondan.

-"Artık herşey bitti!" anında...

-Tarihi bir an, evet... Birinin eli çenesinde, diğerinin eli alnında, yıkılmış, bedbaht bir haldeydiler. Genelkurmay başkanı
, sanıyorum 4 gün sonra 5 Martta Diyarbakır'da "Biz hükümetin yanındayız, Irak konusunda aynı görüşe sahibiz" anlamında bir açıklama yaparak kararın etkisini sıfırladı.
"Saddam'ın sürgüne gönderilmesi yeterli olur mu bunu Mr. Bush'a sormak lazım, sürgüne gitmeye Saddam ikna olur mu onu da kendisine sormak lazım". Bu cümleler Genel Kurmay İkinci Başkanı Orgeneral Büyükanıt'a ait. Irak'a yönelik saldırıdan önce söylemişti. "Güçlü ülke"ler  açısından bakıyor. Dolayısıyla "Çünkü Avrupa Birliği, Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk toplumuna gösterdiği çağdaşlaşma hedefinin, jeopolitik ve jeostratejik açıdan zorunluluğu"dur diyor. Hattakilere, dinleyicilere, herkese söylüyorum;

1-Mustafa Kemal Atatürk, "muasırlaşmayı, çağdaşlaşmayı" savunmuş, aklı tamamen reddeden miskinler yuvası haline gelmiş, içi boşalmış tekkeleri kapatmış fakat "muasır medeniyet"i bağımsızlık savaşı verdiği Avrupa uygarlığından ibaret gördüğünü asla söylememiştir.

2-Milletimize "İlerde bağımsızlıktan vazgeçip,
Avrupa'nın bir parçası olunuz" diye bir hedef göstermemiştir. O, bağımsız bir Irak ve Suriye ile Merkezdoğu'da bir konfederasyon ve ya federasyon kurmayı düşünmüş, Havza Talimatı'nda "ulusal yaşayışı bozan düşman" olarak nitelediği, savaşarak vatan topraklarından kovduğu batılı güç merkezlerinin ilerde kuracağı bir birliğin parçası olmayı, ona yutulmayı aklının kıyısından dahi geçirmemiştir. Türkiye'nin Avrupa Birliğine üye olması diye bir şey yok, birbiriyle ihtilaflı etnik-dini "özgür idarecikler"e parçalanarak "Avrupa'nın bir parçası olması" var.

3-"Türk Ordusu Avrupa Birliği'ne engel değil", değil... Atatürkçü-Kemalist vatansever denklemi öyle kurmaz. "Avrupa'nın, ABD'nin bir parçası olma plânları Türk milletinin önünde bir engeldir" der. Aşmamız gereken engel, "Avrupa'nın gözetim ve denetiminde kurulacak bir yönetim örgütü olmazsa Türk milleti yaşayamaz" düşüncesidir der.

-Atatürk
'ün Hatay'ı Türkiye Cumhuriyeti sınırlarına dahil etmesi, Fransız sömürgeciliğine karşı bir hamleydi.

-Evet, bu gerçeği çarpıtırlar, üzerini örterler. Irak'ın İstiklâl Mücadelesini yok sayan, Türkiye Cumhuriyeti'nin  "Talabani Cumhuriyeti"ne dönüştüğünü milletten gizleyen "kalpaksızlar"a asla inanmayın. Türkiye 150 yıldır ensesinden bastırılmış, ıhtırılmış bir durumda duruyor. Ne Trakyası kaldı ne Anadolusu, ne İzmir'i, ne Istanbul'u, ne de Ankara'sı... Hepsi paspas oldu...Ayıp yahu... Artık, duruş, muruş yok, "Milli vuruş" var. "Memleket ve Milletin maddi mânevi bütün kuvvetlerini bu sonucun alınmasına yöneltmek için hiç bir tedbir ve teşebbüste müsamaha edilmeyecek, ne yer ve zamanla ve ne de vatan mefhumu karşısında teferruattan ibaret olan diğer düşüncelerle kayıtlı olmayarak düşman ordusunun yok edilmesinden ibaret olan bu gayenin elde edilmesi için gereken herşey yapılacaktır"... Hem maddi, hem mânevi, seferber olun.

-Nasıl seferber olunur?

-Mustafa Kemal Atatürk nasıl olunacağını gösterdi. İstiklâl Radyosu'ndan arayan arkadaş? Mektup mu? Buyrun.


-Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

  “Sağ elindekini at; onların yaptıklarını tamamen yutsun; onların yaptıkları sadece bir sihirbaz tertibidir. Ve göz bağcı, sihirbaz, her nereden gelmiş olursa olsun başarılı olamaz”

(Ayet meali)


  Saddam Hüseyin’den her yerdeki mücahitlere; Arabizmin yiğit evlâtlarına; Arap Sosyalist Baas Partisi üyelerine, Allah’ın rahmeti ve lûtfuyla selâm.

  Biz, alçak Amerikalı, İngiliz düşmanı savaşıp avlarken, sizleri bu kanun dışı istilâ güçlerinin Irak devletine ve halkına ait bakanlıkların, dairelerin idaresine yerleştirdiği herkesi boykot ederek politik rolünüzü yerine getirmeye çağırıyoruz.

  Cihad halindeki sevgili kardeşlerimizi, ayrıca saldırganlığı destekleyen her haini veya (Irak’a) onunla gelip kendilerini sahtekârca Iraklı olarak adlandıranları defetmeye çağırıyoruz. Onları boykot edin ve suçlu Birleşik Devletleri ve yandaşlarını silâhla imha etmeyi bize bırakın.

  Cihat halindeki kardeşlerimiz bilin ki, (düşman) Irak’tan çekilmedikçe ve Arap Filistin’deki kanundışı Siyonist işgale yönelik tutumlarını değiştirmedikçe, Arap topraklarındaki her Amerikalı ve İngiliz, korku, endişe ve dehşet içinde yaşayacak.

  Irak’ı satmalarının bedelini daha fazla aşağılanarak, gözden düşerek ödeyen hain Mübarek rejimi, ödlek, vefasız Ürdün rejimi, Suudilerden hainler ve işgal altındaki Kuveyt’teki aşağılık Sabah rejimi gibi rejimlerin hilelerine rağmen sizden istediğimiz imkânsız veya zor değil.

  Arabizmin Suriyesindeki kardeşlerimize söylüyoruz; zaaf  göstermeyin çünkü bu onların size karşı haddini bilmezliğini arttırır; karşı koyun, gerçek bir  Arap ve İslâmi ruh sergileyin ve bir kısmını (düşmana) teslim ettikleri direnen kardeşlerine yardımı engelleyen diğer rejimler gibi olmayın.

  Sevgili müslüman mücahitler ve Araplar ve her yerdeki Baasçılar: Uygun eylemden yoksun hararetli kelimelerle yetinmeyip rolünüzü oynayacağınız gün bugündür.

  Biz onları öldürene kadar vurmaya devam ederken Irak’ınız sizden Amerikalı alçakların  korkularını, endişelerini ve (kapıldıkları) dehşeti artırmanızı istiyor.

  Yaşasın her şerefli mücahid. Yaşasın işgalciye direnen Irak’ın yiğit evlâtları. Yaşasın El-Faruk Tugayları ve el-Hüseyin birimleri. Yaşasın haysiyetli bir gerilla savaşı veren ordu mensupları. Yaşasın Arap Sosyalist Baas Partisi üyeleri. Yaşasın Irak’ın mücahide kızları.

  Allah büyüktür. Yaşasın Irak. Yaşasın denizden nehire hür ve Arap Filistin. Lânetlenmişe lânet olsun.

Dördüncü mektup

Saddam Hüseyin


(Yarın)



dolun__ay@hotmail.com