-Bunlar "kalpaksızlar" tabii.

-Tersine... Maddisi de manevisi de kalpaklı. "Memleket ve milletin maddi manevi bütün kuvvetleri" kalpaklı.

-Orduyu tasfiyeye çalışan medyayı kastetmiştim.

-E, herhalde kalpaksızdır. Yalnız "kalpak" bir simge, tılsımı yok. Al kalpağı, koy Genel Yayın Yönetmenine, hiç çıkarmadan öyle bir gece kalsın, n'olur ki? Ertesi günü, "Amerikalı Küstah Sömürgeciye Süleymaniye'de Neden Direnilmedi? Türk Bayrağını Amerikan Üslerine Dik!" diye manşetmi atar?

Hattakiler;

-Amerikan filmi olsa... olur.

-O tılsım olur.

-N'olur?

-Tılsım yoluyla değişme diyorum... Amerikan filmlerinde olur.

-Çizgi filmlerde de oluyor, görmüştüm.

-... "Meclisten tezkere geçmedi, sefarette söz verdik, mecliste rezil olduk, bu bir demokrasi ayıbı" diye döğündükten sonra, kafasında "fes"mi taşır, "kalpak"mı var, çakşırlamı dolaşır, sarıkmı dolar, hiç önemli değil. Tutturmuş bir "demokratikleşme süreci", kaptırmış kendini "ABD tanrıdır" saplantısına...Yahu tanrı manrı değil, İkinci Dünya Harbinden sonra avuç içi kadar adalar hariç, istila ettiği her ülkeden tekmelendi, atıldı, tek kutuplu dünya filan yok, bu bir safsata... Türkiye'yi, dostunu ve düşmanını kendisi belirleyen bir güç olarak düşünemiyor, bağımsızlığı böyle anlamıyor, illede ABD, illede AB... ama başı örtülü, ya da açık, "aman ne iyi"...mi diyeyim?

Hattakiler;

-Hiç işte.

-Lâf!

-Zaten "Bağımsızlık" deyince çoğunun gözünün önünde canlanan, bir masaya oturmuş içki içip etrafa bağırıp çağıran, şarkı dinleyen kızgın bir adam canavarı...

-Adamın asabını... Ha, sonra tuzağın iki kutbu bulunduğunu hiç hatırınızdan çıkarmayın çocuklar. Bir kutbundaki "lâisizm bezirganlığı"na dikkat ederken, diğer kutbundaki "mukaddesat" bezirgânlığı"nı gözden kaçırmayın, milletin enerjisini ziyan eden, çürüten bu sahte kutuplaşma tuzağına düşmeyin, yoksa iradeniz felce uğrar, Süleymaniye'de olduğu gibi sömürgeci düşman karşısında kıpırdayamazsınız. "Manevi kuvvetler"in seferber edilmesi, cihat, vatan toprakları üzerinde yaşayan Hıristiyan ahaliye sırf Hıristiyan oldukları için düşman olunması anlamına gelmiyor, Irak'ın ve Türkiye'nin  birbiriyle ihtilâflı etnik, dini idareciklere parçalanmasına karşı savaşan herkes milli kuvvetlere dahildir, buna dikkat edin.

-Mustafa Kemal Atatürk, 1920'de Yeni Meclis açılmadan bir ay evvel, Kolordu Kumandanlıklarına ve Valiliklere verdiği talimatlardan birinde bu hususa dikkat edilmesini istiyordu.

-Meclis açılmadan önce miydi?

-Evet. İstanbul'daki  Mebu'san Meclisi zamanın ABD'si İngiltere'nin işgal askerleri tarafından işgal edildikten sonra Kolordu Kumandanlıklarına ve Valiliklere gönderdiği çeşitli talimatlardan birinde, "Hıristiyan ahaliye dokunulmayacaktır" der.

-Geyve Boğazında, Afyon'da, Eskişehir'de bulunan İngiliz işgal kuvvetlerine baskınlar yapılarak silâhlarının alınmasını, İngiliz kontrol subaylarının tutuklanmasını emrettiği talimatlarıda o sırada göndermişti. "Menfi propagandaların önlenmesini" yani o zamanın medyasının Milli Kuvvetler aleyhine yayın yapmasının önlenmesinide ister hatta. Ordu bunları hatırlamalı, topyekun savaşa hazırlanmak...

-Üü!

-Okumuş olan Taşlıtarlalımı çekti o "üü"yü öyle?

-Üüü, gitmiş bunlar hepten.

-Hayır, okumamış Taşlıtarlalının sesi. Ses rengi aynı. Nedir o?

-Televizyonda birisine soruyorlar, o da baskının nasıl olduğunu anlatıyor, "Amerikalılar kapıyı kırdılar" diyor, arkasından hemen"... ama zarar vermediler" diye koşturuyor. "Kapıları kırdılar" deyip bıraksa, çarpılacak sanki.

-Kim?

-Türkmen cephelerinden birinin başkanı veya temsilcisi, duyamadım.

-"Kapıları kırdılar" deyip bırakırsa Amerikan askerleri sanki "zarar vermiş gibi" anlaşılır... "Belki kapıyı çaldılar da, biz duymadık" demiyor mu?

-"Bir zarar ziyan vermediler, sadece içerdekileri alıp götürdüler" diyor.

-"Kapılar zaten kırıktı. Saddam zamanında kırmışlardı" diyebilir, şaşırma diye şimdiden söylüyorum. Iraklılar veya herhangi bir Arap ülkesinin askerleri olsa, şimdi kırılan kapıların menteşe yarıklarının neresinden nasıl ayrılıp kırıldığını, vurulmuş tekme izlerinin girintisini çıkıntısını, santimine, sayısına, tekmeyi vuranın ayakkabı izinden, numarasından tutunda, askerlerin kafalarına geçirilen çuvalların kılına kadar, fonunda "dang!, dung!" diye sesler bulunan... efektmi deniyordu?... işte öyle sesler yerleştirilmiş bol yakın çekimli filmlerle... o filmleri reklâm kuşağı gibi yarım günde 40 defa göstererek zihninize balyoz gibi yerleştirmişlerdi. Hattakiler, "çadırda kırılan"ı hatırladınız mı?... Bundan...  Bir saniye, telefon... Madem yarım kaldı, bu da bir soru olsun.

-Yeter ama...lütfen

-Bu öncelikli bir soru. Joker kullanıp, diğer sorulardan, hatta "Peace on Earth"den bile önce bu meseleyi konuşacağız, söz.

-Söz mü?

-Söz. K.999, evet?

-Bush-Blair rejimlerinin tuttuğu paralı askerler tarafından istila edilmeden önce Irak'ı ziyaret eden Devlet Bakanı Kürşat Tezmen'in Irak Devlet Başkan Yardımcısı Taha Yasin Ramazan'la yaptığı görüşmede kırılanla aynı.

-Yani?

-"Türkiye'nin gururu". Irak'a saldırılması için kışkırtıcılık yapan gazete ve televizyonlara göre, o görüşmede güya "Irak Türkiye'yi tehdit etmişti. Gezi rezaletti. Türkiye'nin gururu kırılmıştı"...

-Peki çadır hadisesi?

-Çadır hadisesi de 90'ların ikinci yarısında, RP-DYP Koalisyon Hükümeti zamanında, Başbakan Erbakan Libya'yı ziyaret ettiği sırada yaşanmıştı. Medya, tüccar-siyasetçilerle, asker-siyasetçilerin bazıları, "Erbakan, Kaddafi'nin çadırında Türkiye'nin onurunu koruyamadı!" gerekçesiyle ayağa kalkmışlardı.

Hattakiler;

-Hatırladım. "Bir bedevinin çadırında, milletin haysiyetini koruyamayanlar" diye başlıyorlardı lâfa. Veya "Çağdaş Türkiye'nin ulusal onurunu bir çöl çadırında ayağa düşürenler" diye.

-Bu kapkara bir lekedir.

-Türkiye'nin saygınlığına vurulmuş olan bir leke.

-Kâfi. Bunları zaten herkes biliyor çocuklar, yani öyle çokda... Ne diyecektim... Bir General vardı, o ziyaret sırasında Doğu'da bir orduevinde "Başbakan maşbakan tanımıyorum arkadaş!" diye masaya yumruğu indirdimi sefertaslarının ödü patlıyordu...

-Çay tabaklarının.

-Şangır, şungur diye sıçrayan onlarmıydı?   Kürşat Tezmen'in gezisinden sonra "Saddam'ın Sarayı'nda onurumuz iki paralık oldu" diyenlerin televizyonlarında, bahsettiğim sahneyle haber bültenlerinin gediklisi olan o General sanırım Karadenizliydi, herhalde şimdi emekli, ne diyor acaba bu "Süleymaniye Saldırısı"na?

"Başlarım Amerikasına, mamerikasına. Bomba kullanılmış, silâh çekilmiş, ateş edilmiş, kafalara çuval geçirilmiş, 'Taliban teröristi, çöl bedevisi' gibi yerlerde sürüklenmiş, suratına dipçikle vurulmuş, nedir ulan bu rezalet! Niye silâhla direnilmedi? Açılan ateşe karşılık verilmedi, bu suçtur. Anlamıyorum ben 'müttefik, tüttefik'. Yetti hayvan yerine konulduğumuz, Amerikan manyağımıyız ulan biz. Kemalin askeriysek Kemalin askeri gibi, Sakaryanın çulsuzu gibi çıkar vuruşuruz, üstelik 'Merkezdoğu'nun en güçlü ordusuyuz' diyoruz, 13 yıldır hem ambargo, hem bombardıman altında kalan şu 'pis Arap' bile anasını belledi besili Amerikan askerinin kara savaşında... Hâlâda belliyorlar, daha da belleyecekler. Askersek gerçeği konuşacaz arkadaş, ne tanrısı?...Bir bok değil bu Amerikan ordusu. Ev basıp, kadınlara sarkıntılık eder, birde kuru sıkı kurşunlarla Jesika'yla film çevirir. 13 yıl ambargo altında kalmış olsa, onlardaki silâhlar Iraklılarda bulunsa, çıktıkları yere kadar çoktan kovalanmışlardı. Amerikalılar Irak'ta savaşı kaybetti. Medya Türk milletinden gizliyor, daha bugün İnternet'te okuduk arkadaşlarla. Bunlar Irak'ta burunlarını çıkaramıyorlar dışarıya. Çıktıkları anda bacak kadar çocuklar tepelerine biniyor. Ağızlarında, "Bizim Irak'ta işimiz yok, burada bizi istemiyorlar, bir an evvel çıkıp gidelim" lâfları, herifler tir tir...  Biz bunlarla Kore'de omuz omuza, momuz omuza da savaşmadık, bizim askerimiz Kore'nin kendi iç savaşına burnunu sokan, ülkeyi karıştıran bu istilacılar ölmesin, vakit kazansın diye 'canlı kalkan' olarak kullanıldı. 91 yılında Türk topraklarında da asker, kaymakam döven aynı tipler, İskenderun'a girişinin 69 yıldönümünde Türk askerini sille tokat derdest ediyor. Şimdi biz askerler milletin karşına hangi yüzle çıkıp da 30 Ağustosu kutlayacağız? Dış İşleri Bakanlığında 'Talabani'nin Türkiye'ye gelişi ertelensin mi, yoksa gelsinde 'ayıp ettin, seni kınıyoruz' diye bağıralım mı' diye tartışıyolarmış. Madalya verin, emrine girin. Bütün bir millet, devlet, 8 Mart 91 sürecinin, Irak'ın Kuzeyinin, esiri oldu, kimi kandırıyorsunuz? Başbakan maşbakan tanmıyorum arkadaş!"...diye orduevinde yüksek sesle sesle konuşuyor olabilir mi?

-Emekli olmuştur dediniz.

-Emekli askerlere Orduevlerinin kapıları kapalı değil ki. Almıyorlarsa, kahveye gider.

-Başer'e meselâ.

-O Taşlıtarla'da değil bir defa. Anlaşıldı değilmi hattakiler!....Tekrarlıyorum, "manevi kuvvetler"in seferber edilmesi, vatan toprakları üzerinde yaşayan Hıristiyan ahaliye sırf Hıristiyan oldukları için düşman olunması anlamına gelmiyor, Irak'ın ve Türkiye'nin  birbiriyle ihtilâflı etnik, dinî idareciklere parçalanmasına karşı savaşan herkes milli kuvvetlere dahildir.

Mustafa Kemal'in 7 Temmuzda Orduya ve sivillere verdiği talimatlardan biri tanesi;

"Hükümet, herhangi bir kıt'a ve milli veya askeri teşkilatımızı kaldırmak için emir verirse, kabul ve tatbik edilmeyecektir". K. 999, evet?


Devam eder



dolun__ay@hotmail.com