Türkiye 
Normunu Konuşturuyor



-1.5 asırdır süren bütün tahribatlara ve kemirmelere rağmen, tarihi ve kültürüyle özünde Doğulu bir Milletin Cumhuriyeti olarak Türkiye'nin, Avrupa Birliğine üyelik süreci, batı medeniyetinin parçası durumundaki bir Avrupa ülkesinin adaylık sürecinden farklı olarak, bir yutulma sürecidir.

Gerek AB temsilcileri ve gerekse Türkiye için AB'siz bir gelecek düşünemeyen, Türkiye'nin kaderini kayıtsız-şartsız AB'ye bağlanmakta gören siyasi kadrolar, sürecin bu ayırdedici özelliğini ya farkında değillerdir, ya da üzerini örtmektedirler.

Türkiye, bu anlamda bir 'katılma'yı, haklı, kaçınılmaz bir gelişme olarak savunan kadroların, katılma gerçekleştiği takdirde elde edileceğini söyledikleri kazançları, mevcut ABD tahakkümündende kurtulmak şartıyla, sağlayacak manevra imkânına, hareket kabiliyetine ve derinliğe sahiptir.

Bu anlamda bir katılmayı, Türkiye'nin ABD'ye olan bağımlılığına bir alternatif olarak görmek de doğru değildir. Bu bağımlılık yüzünden komşularıyla iktisadi siyasi ilişkilerini doğru dürüst geliştiremeyen Türkiye'nin, benzeri bir bağımlılığı bu sefer AB menfaatlerine göre şekillenecek 'dış tehdit' tespitlerine, AB stratejisine göre yaşayacak olmasını mevcut duruma göre daha tercih edilebilir zannetmenin alemi yok.

Türkiye Cumhuriyeti'nin öncelikleri, strateji düzeyinde, ABD ve AB'nin öncelikleriyle hiçbir zaman aynı olmadı.

AB'nin Kıbrıs'ta dolaylı enosis demek olan plânı uygulaması, ABD'nin, Türkiye ile Irak Devleti arasında hızla geliştirilmesi gereken iktisadi, siyasi ilişkileri durmadan baltalaması, her iki gücünde birbirleriyle rekabet halinde, Ermeni iddialarını desteklemeleri, kabul etmeleri ve Türkiye'ye sık sık teftiş heyetleri göndermeleri, Türkiye ile bu iki gücün menfaatlerinin örtüşmesiyle açıklanamaz.

Türkiye'nin durumunu özel kılan şartların dikkate alınması gerekir.

Bayan Fogg'lar, Roth'lar ve aynı şekilde düşünen diğerleri, bunu, Türkiye'ye özel muamele yapmak olarak görebilirler. Halbuki, AB'nin 'kömür-demir günleri'nden bugüne oluşum süreci, Avrupa'lı aday ülkelere yapılmış ayrıcalıklı muamelelerle şekillendi, sıçramalar yaptı.

AB tarafından yutulma sürecinin alternativide, mevcut ABD tahakkümünün sürmesi demek değildir.

-Türkiye'de sansür uygulayan 'diktatör' yoktur, fakat gerek Filistin Vatanı üzerindeki işgal operasyonu, gerekse Irak Devleti ile ilgili haberleri ya vermeyen, ya da Irak Devleti ve Filistin aleyhine çarpıtan, tek yanlı aktaran 'Medya sansürü' vardır.

Fransa'daki Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü'nün Genel Kurmay Başkanı Kıvrıkoğlu'nun resmini 'basın özgürlüğü olmayan ülkeleri' gösteren bir yer haritasında kullanmasına yönelik tepkiler, ki bu tepkilerin neden daha önce gösterilmediği sorulmalıdır, aslında bu gerçeğin itiraf edilmesidir.

Türkiye'deki siyasi yapı, Irak Devleti ile bir an evvel kurulması gerektiği halde kurulamıyan iktisadi siyasi ilişkilerden, 'Ermeni iddiaları'na kadar, ağır dış baskı altında bunalmaktadır.

Sansür beyinlerdedir.

-Görev başındaki siyasi heyet, vatanın haysiyetine yönelik hassasiyetini sergilerken, benzeri durumlarda ABD'yi görmezden gelme tutumundan vazgeçmeli.


Yücel Atasel

9 Mayıs 2002