"Tam anlamıyla bir güç ve karar merkezi olunmadan hiçbir vaat yerine getirilemez. Yarısı AB, yarısı ABD, altı kaval üstü şişhane millici olunamaz, Türk Milleti meydanlarda bu gerçeği hatırlatmalı, 'yumruklarınızı bu her iki güç karşısındada sıkıp, her ikisinin karşısındada masaya vuracaksınız, başka türlü olmaz' demeye başlamalı"...

29 Ekime Doğru...

Zamanın ABD Başkanı George Bush'un 91 yılının Şubat ayı sonunda, 28 şubat olmalı, açıkça "Haydi ayaklanıp, Irak Devleti'ni yıkın!" emri üzerine, Irak'ın kuzeyinde ve güneyinde, dış saldırıyla yaralı Irak Cumhuriyeti Devleti'ne karşı aynı anda başlatılan bozgunculuk teşebbüsünü hatırlayanınız var mı?... Aşağı yukarı bir ay kadar sürdükten sonra, 31 Martta, Irak'ın yurtsever, milliyetçi silâhlı kuvvetleri tarafından yenilgiye uğratılan bozgunculuk teşebbüsünü?...

31 Martta bastırılana kadar geçen süre zarfında, Arap, Türkmen şehirlerinin, Amerikan uçaklarının bombardıman desteğiyle saldıran isyancıların eline geçtiği, Avrupa ülkelerindeki Irak Cumhuriyeti Devleti'ne ait elçiliklerin, konsolosluk binalarının işgal edildiği, Kerkük'ün düşmesinden bir hafta evvel, Irak Cumhuriyeti Devleti, 'ha yıkıldı ha yıkılacak' diye beklendiği... Irak Devleti'ne karşı, o devleti yıkmak isteyen aynı dış düşmanın desteğiyle, uluslararası koruma altında ayaklanan işbirlikçiler bakımından vaziyetin görünüşe göre pek parlak seyrettiği günlerde, 8 martta, başkent Ankara'da, Çankaya köşkünde, Türkiye Cumhuriyeti'nin resmi tutumuna göre "terörist" konumundaki isyancılardan Barzani ve Talabani ile vaktin Cumhurbaşkanı Özal arasında Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin'in devrilmesi, Irak'ta etnik federal bir yapının kurulması üzerinde anlaşıldığının bir hafta sonra açıklandığı "gizli bir toplantı"nın yapıldığı, bu "sır"rın sızdırılmasından iki gün sonra, Özal'ın, Türk gazetelerinde, "etnik korkunun gereksizliği" üzerine demeçlerinin çıkmaya başladığı, Çankaya köşkünde oluşturulan etnik federalist ittifak'ın mimarlarından Barzani ve Talabani'nin, bir bakıma masraflarını Türk Milletinin cebinden karşıladıkları "kukla idare"yi adım adım oluşturdukları 11 yıl boyunca, Türk medyasına mensup köşe yazarları, haberciler aracılığıyla, bir kaç ayda bir, "Ankara'nın, Genelkurmayın, Dış İşleri Bakanlığı'nın endişelerini gidermeye", medya tabiriyle "tepkileri yatıştırmaya" koyulduğu, Ermeni iddialarının tıpkısı bir "soykırım" edebiyatıyla, insanların, aslında ABD-AB ortak etnik proje icabı, Güneydoğu ve Kuzey Irak'ı "birleştirmek" üzere, siyasi maksatla Türk sınırına yönlendirildiği bu ayaklanmanın, "Saddam'ın popülaritesini kuvvetlendirmek için" ABD tarafından evvela başlatılıp, sonrada bastırtıldığını düşünmek, Balzac'ın sözleriyle, "yeryüzünde yaşanan bütün trajedilerin planlandığı gökyüzü"ndeki "tanrı"nın ABD olduğuna inanmak kaydıyla... fakat, bu "tanrı"nın, amacı Irak Devlet Başkanı'nın "popülaritesini yükseltmek" olduğu halde, onu gerçekten devirmeye çalışan tuhaf bir tanrı olduğuna inanmak kaydıyla mümkün olabilir...

"Bağımsız devlet istemeyen, sadece maksatları özerklik anlaşmasının canlandırılmasından ibaret olan" isyancılar da, bağlı oldukları devletin başkentine saldırıp mağlub olduktan sonra aynı kanıya varmışlar, ABD uçaklarının bombalayıp işgale hazır hale getirdiği şehirleri birbiri ardına işgal ederken "Hacı Bush" diye andıkları ABD Başkanı'nın "tam Bağdat'ı alacakları sırada" Irak Devleti'nin helikopterlerini düşürmeyip, "özgürlük savaşı"na ihanet ettiğini, "Zaten onları Saddam Hüseyin öldürsün diye kandırıp ayaklandırttığını, sonrada bastırttığını" anlamışlardı.

"Yüzbinlerce Kürdün öldürüldüğü" lâfı ise arkadaşlar, doğru değildir. İşbirlikçilerin ayaklanması bastırıldıktan sonra, sınırın Türk tarafında bir yabancı ülke televizyonunun muhabirine, iki adım ötedeki Mehmetçiği çaktırmadan işaret edip, "bunlarda Saddam gibidir... daha beterdir"...gibi laflar eden işbirlikçi görüntüsünü hatırlayanınız var mı?... Ermeni iddialarının tıpkısı bir "soykırım" edebiyatıyla, "Saddam'ın Cumhuriyet muhafızları arkamızdan kovalıyor... Yüz binlerce Kürt öldürüldü!" propagandasıyla insanların, Güneydoğu ve Kuzey Irak'ı "birleştirmek" üzere, siyasi maksatla Türk sınırına yönlendirildiği o günlerde, durumu yerinde tespit eden, farklı kaynaklara göre ise, "çarpışmalar isyancılarla devlet güçleri arasında cereyan ediyor, Türk sınırında birikenler ise, kovalanmıyor, yönlendiriliyor"du.

Ancak mantıken bir terslik var... Tuhaflıktan bahsediyorum, tutmuyor... Medyadaki etnikçilerin inanmamızı istedikleri üzere zerre kadar şüphe edilemez bir kararlılığın maliki, dolayısıyla öngördüğü gelişmelerin gerçekleşmemesi imkansız olan ABDnin "tanrısal irade vasfı"yla bağdaşmayan bu tuhaflığa, yani amacı "Saddamın popülaritesini arttırmak olduğu halde, Kuzey Irak'ta kukla rejim kurulmasını önleyeceğine, ülkeyi bölme tuhaflığı"na rağmen 91 ayaklanmasının, ABD'nin tanrısal plânlayıcılık vasfının kılına halel getirmeden, hesapta olan olmayan, bütün gelişmeleriyle, baştan sona bir "popülarite arttırma operasyonu" olduğuna inanmakta inat edecekseniz, sadece inat kâfi değil... Gökyüzünde ABD'nin aklını karıştıran, "daha yanılmaz bir tanrı" bulunduğunu veya itikadende doğru olması için, "hiç yanılmayan, ne yaptığını iyi bilen, gökyüzünde, yerde, yeraltında, havada, suda, her yerde her an bulunan" bir "Yaratıcı"nın işi bozduğunu, bütün plânları alt-üst ettiğini kabul etmekten başka çareniz yok.

İlâhi mantık icabı bu işler böyle...

Bazılarınız, muhtemelen medya mensuplarının bir kısmı, en azından bir tanesi hatırlayacaklardır, bunlar, "şimdiye kadar duyulmamış bilgiler" değil arkadaşlar... tersine pekalada duyulmuş oldukları halde, meselâ AB ve ABD'nin Türkiye'yi etnik federasyonlara bölme "ortak proje"sinin bir adımı olarak, her iki gücün tasvibiyle gerçekleşen 8 Mart 91 toplantısının, ki bu toplantıya, Türk Milletinin sistemli bir propagandayla varlığını kabule "alıştırılmak" üzere, Kuzey Irak'ta ki "kukla idare"nin temellerinin Türk Ordusu'na rağmen atıldığı "8 Mart Süreci"nin ilânıda denebilir, "şimdiye kadar duyulmamış bir bilgi" adı altında, aslında "Özalın ABD'ye rağmen tertiplediği bir toplantı olduğu" şeklinde, anlamı bilmezden gelinen bilgilerdir.

Yani aslında anlattığım hadiselerin yaşanmamış olduğu bir 11 yıl sonrasında ileri sürülebilecek bu görüşleri, bir kaç misalle yaşanmış olduklarını "hatırlattığım" hadiseler dikkate alındığında... düşünemezsiniz.

Diyelimki bütün bunlara rağmen 31 Martta bastırılan bu ayaklanmayı, illede "Saddam'ın popülaritesini arttırma" operasyonu olarak "düşüneceksiniz". Bu "düşünüşün" mantıki sonuçları neler olabilir?... Ortada, ABD'nin bütün teferruatlarıyla planladığı, her hamlenin ABD tarafından önceden bilindiği, herkesin "kart" olarak eşitçe kullanıldığı bir oyun olduğuna göre, "Vatansever"le "işbirlikçi" ayrımı ortadan kalkar...Kartları dağıtan, "yeryüzündeki bütün trajedileri plânlayan", fakat plânladıkları zaman zaman, yine Balzac'ın "bilinemezliğine" iman ettiği "Esas Yaratıcı" tarafından bozulan Bush'un eli oluyor... Bu "kart" edebiyatında, dağıtılan "kartlar" arasında "Türkmen kartı" bulunmaması dikkat çekici bir ayrıntı... Böylece "Dış düşman... Dış düşmana kararlılıkla direnen yurtsever devlet... Dış düşmanla işbirliği yaparak iç cepheyi çökertmeye çalışan bozgunculuk teşebbüsleri" gibi tespitler yapmak mecburiyetinden kurtulur, son 12 yılın Irak Cumhuriyeti açısından "vatan savunması" olduğunu tespit etmekten de "özgürleşirsiniz"... Son 12 yılı böyle görülen bir ülkenin kuzeyinde aynı süre içersinde adım adım bir yapılanmanın kurulduğu gerçeğininde artık bir önemi kalmayacaktır. ABD Dışişleri Bakanı'nın teminat kutlamasında bulunduğu, Madame Mitterand'ın katıldığı parlamentonun açılışı bile, "Zaten 70'lerde de toplanmış bir parlamento" gibi görünecektir...

Artık alışmışsınızdır...

Söz konusu "özgürlük", ayrıca, 91 Mart ayaklanmasının, 1920 Temmuzunda, o vaktin her renkten etnikçileri tarafından "İngiliz kartı" olarak aşağılanan, Mustafa Kemal ve silâh arkadaşlarının önderlik ettiği Milli Mücadeleyi hançerlemeleri için "işbirlikçi kukla idare"yle, İngiltere ve Yunanistan'ın kışkırtıp, organize ettiği, "işbirlikçi, bozgunculuk hareketleri" türünden bir ayaklanma olduğunu anlama değil, anlamama kolaylığıda sağlar...

Mustafa Kemal ve silâh arkadaşlarının "İngiliz kartı" olarak horlandıkları Sakarya'nın en civcivli günlerinde, Yunan uçaklarının, üzerinde "...Amacımız kendi şerefi için işsiz kalan İstanbul subaylarını elde ederek şan ve şerefi için sizi zorla kanlı muharebeye sevkeden Mustafa Kemal ile dostlarını Anadolu'dan atmaktan ibarettir" yazılı psikolojik savaş metinleri attıklarını biz dün gibi hatırlıyoruz, ya siz?... Doğru...Bugün Amerikan uçaklarının attığı, Irak Ordusundaki subaylara yönelik propaganda broşürlerinin metnini haber bültenlerinden duyunca, insan ortada standart bir metin olup olmadığını düşünmeden edemiyor...

Yeri gelmişken, ABD saldırısının hedefinin "Irak petrolleri üzerinde hakimiyet kurmak" olması, "meselenin Saddam'la ilgisi olmadığı" anlamına gelmez. Irak Devlet Başkanı, tam da "Hayır, hakimiyet, makimiyet kuramazsın, Irak anavatanı topraklarındaki petrolü, üç kuruşa çalamazsın, değerini ödeyeceksin" dediği için, ardında bir direniş tarihi bulunduğu için hedeftir, aksi halde Amerikan pragmatizminin "komünist" ve"fundemantalist" olmadığını gayet iyi bildiği bir liderlikle aklını bozması boşuna değildir, sebebsiz "hastalık" olmaz... "Milliyetçiliğin bu yüzyılda batı için proletarya entenasyonalizminden bile daha tehlikeli olduğu" söylenmişti...Bu, Merkezidoğu'dan yükselen milliyetçiliktir... "Vatansever olmayacaksın"... Bize kabul ettirmek istedikleri 1920'lerde buydu, 2002'de de bu.

91 Mart ayaklanmasında, durumun, Irak Devleti'ni yıkmak isteyen aynı dış düşmanın desteğiyle, uluslararası koruma altında ayaklanan işbirlikçiler bakımından görünüşe göre pek parlak seyrettiği günlerde, Türk gazetelerinde "PKK vahşeti!" başlıklı haberler birinci sayfanın altında bir yerlere doğru giderek küçülürken, iç sayfalarda Öcalan'ın "Siyasi liderleri nasıl görüyor?" başlığı altında resimli tam sayfa röportajlarının çıkmaya başladığını farkedip farketmediğimi, bu durumun bir "popülarite arttırma operasyonu" olarak görülüp görülemeyeceğini soruyorsunuz... Farketmiştim. Etnik federasyon yanlısı büyük gazeteler, o sırada şu kadar öğretmeni katlettiği haberlerini de vermek zorunda oldukları etnikçiliği Türk Milletine tanıtmaya, köprü kurmaya çoktan başlamışlardı.

Tek cümlede toparlarsak, bütün bunlar, sizin Irak Cumhuriyeti'nin 91 Yılında saldırıya uğradığından maalesef henüz haberdar olmadığınız anlamına gelir, henüz haberdar olmadığınız bir saldırının dünya tarihi bakımından esas dönüm noktası olduğunu bilmemeniz ise...normal. Yani tarih olarak, 1920'lerin Milli Mücadele ruhuyla 91 sonrasında değil, 70'ler, 80'lerle, işte 91 öncesi arasında bir yerdesiniz... Fakat tarih orda değil... Nerde olduğunu anlatıyorum.

"Kart... Türk kartı... Kürt kozu...Ortadoğu bataklığı... Güvercinler-Şahinler... Sertlik yanlısı-Ilımlı... Sorun... yani Kıbrıs sorunu... Ortadoğu sorunu"...gibi, tamamen batıdan ithal kavramlarla, adlandırmalarla, benzetmelerle "asıl mayamız olan Doğu maneviyatı"na uygun düşünemez, kendinizi ifade edemezsiniz. Asıl sorunun, ABD'siyle, AB'siyle batının etnik temelde federasyon talepleri olduğunun, bugün Merkezidoğu'da bir "batı sorunu" yaşandığının görülmesi gerekir. Mesela, Kuzey Irak'ta bir "ABD sorunu" var.

Tam anlamıyla bir güç ve karar merkezi olunmadan hiçbir vaat yerine getirilemez. Yarısı AB, yarısı ABD, altı kaval üstü şişhane millici olunamaz, Türk Milleti meydanlarda bu gerçeği hatırlatmalı, "yumruklarınızı bu her iki güç karşısındada sıkıp, her ikisinin karşısındada masaya vuracaksınız, başka yolu yok!" demeye başlamalı...

Kriteri hatırlayalım; "Amerikan Bağımsızlık Savaşından Milli Mücadele'ye, bugünkü Türkiye'ye, Irak'a, kriter budur arkadaşlar... Belli bir devletin veya belli bir hareketin, yurtsevermi, işbirlikçi vatan hainimi olduğu, üzerinde yaşadıkları topraklara, devletlerine yönelik dış saldırı karşısında aldıkları tutuma bağlı"...

Dikkat ederseniz, dış yardım alınmaz demiyoruz. Bu mesele, Sovyetler Birliği'nden alınan yardımın işgalciye ve işgalci düşmanın örgütlediği kukla oluşumlara, bozguncu hareketlere karşı kullanıldığı Milli Kurtuluş Savaşında olduğu gibi anlaşılmalı. Yani birlik ve bütünlüğüne içerden ve dışardan yöneltilen etnik parçalanma tehditine karşı koyan Irak Cumhuriyetinin bu mücadelesinde kullanılmak kaydıyla, Kuzey Irak içinde geçerli...

Önümüzdeki 29 Ekim, içten ve dıştan yöneltilen etnik federalist tehdite karşı Milli Kararlılığın kesin olduğunu gösterecek şekilde, kenetlerek kutlanmalı, seçimlere bu kararlılıkla girilmelidir.

Artık her kurum, her yapılanma, herkes, kalplerinin Milli kurtuluşçu birlik ve bütünleşme içinmi yoksa etnik parçalanmadan yanamı çarptığını Türk Milletine ilan etmeli...

Vatan sevgisini, aşkını nerede bulduklarını bilmek isteriz...