-Sürpriz oldu diyor.

-Çok şaşırmış... "Sürpriz oldu doğrusu, pek az direnişle karşılaştık, Türk askerlerine benziyorlar, savaş yetenekleri hiç yok" diyor.
Özel eğitim programından geçirilmiş gazetecilerden biri.

-Umm-Kasr Direnişi'nin ilk günlerinde söylüyordu bunu değil mi ?

-Hayır, "9 Nisan Gösterisi"nden bir kaç gün önce.

-"Tarih"in  kameraların görüş alanına sıkıştırılıp, "Hayali Berlin Duvarı"nın hayali olarak yıkılmasından önceydi, doğru.

-Pazar günüydü galiba. Bağdat'ın dış mahallelerinde katliam yapan bir Amerikan tankının içindeydi.

-"Kanlı Pazar"... Joe, peki Amerikan işgal güçleri ne kadar insan öldürdüler Bağdat'a yönelik o saldırıda sence?

-Pazar gününde mi?  Saldırı, daha doğrusu o tür saldırılar Pazar gününden önce başladı biliyorsunuz. Özellikle Cumartesi günü gerçekleştirdikleri saldırı.

-Cumarteside dahil, tahmini bir rakamla, ne kadar insan katlettiler?

-Asker olarak mı?

-Asker, sivil, hepsi?
Bir kaç yüz kişi var mı?

-Çok daha fazla.

-Meselâ?

-Benim tahminim...3000'den fazla. Ben o zaman Doha'dayım,
sadece 5 Nisan Cumartesi günü, 3 saat içinde 2000, 3000 Irak vatandaşını katlettikleri söyleniyordu.

Hattakiler;

-Kıyma makinesi gibi. "3 Saat Katliamı".

-3 Saat içinde  3000 kişi... Peki nasıl oluyor da...

-N'olacak ki...

-İnsan hayatları bunlar.

-...zor değil... o anlamda söyledim. Tepesinde fırıl fırıl dönen bombardıman uçaklarının şemsiyesi altında, bir şehrin merkezine giden bir otoban üzerine bırakılmış beş-on tane tank, istenen oysa eğer, üç saat içinde üç bin kişide öldürür otuz bin kişide...Ha Bağdat ha Waşington hiç farketmez. Otuz bin kişi dediğin de altı üstü bir meydan dolusu insan.

-
Genişçe bir meydana koysan yarısı boş kalır.

-...5 Nisan Cumartesi günü, önce Bağdat'ın güneyindeki dış mahallelerden otoban boyunca  kuzeye, şehrin merkezine doğru ilerlediler, sonra havaalanına giden büyük bir otobanı takiben batıya ve tekrar güneye döndüler, yerleşim yerlerinin, fabrikaların bulunduğu bölgeden geçtiler.

-
Kıpırdayan her şey hedef.

-Evet. Bu tür saldırıları daha sonrada tekrarladılar. "Rampage" dedikleri.

-Pazar günü kameraların görüş alanı dışında kalan kısmında katliam yaptıkları olduğu belli oluyordu zaten. O gün öğleye doğru televizyonu açtım
asfalt bir yol üzerinde hareket halinde bir tank, tankın üzerinde de makineliyle hedef gözetmeden çevreyi tarayan bir Amerikalı işgalci görüntüsü. Halbuki yerleşim yerinden geçiyorlar, yolun bir kıyısında bazen her iki kıyısında evler var.

-O anda, hareket eden ne varsa, insan, kedi, köpek,hepsini öldürüyor.

-Bir ara büyük makineliyi bırakıp, daha ufak bir tüfek aldı...

-
O da otomatik tüfek.

-...fakat konserve kutusuna ateş eder gibi, nişan alarak tek tek atış yapıyor. Dikkat ettim, ateş edeni, ağaçları, bulutları, evlerin çatılarını, kuşları gösteren kamera "hiç savaş yeteneği olmayan Türk askerlerine benzeyen" hedefleri göstermeyi nedense bir türlü başaramıyor. Grek Kelly "yol boyunca hemen hiç bir direnişle karşılaşılmamış olmasına" çok şaşırmasa, "savaş yeteneği olamayan Türk askerlerine benzeyen" bu "hedefler"in varlığından haberdar olamayacaktık..

-Sivilleri öldürüyor
o anda. Konserve kutusuna nişan alır gibi ateş ettiği hedefler, silâhsız sivil insanlar. Karşısına kim çıkarsa, kadın, çocuk vuruyor.

-Peki kamera niye göstermiyor? Hattakiler size soruyorum. Joe, sen cevap verme.

-Sivil insanları öldürdüklerini niye göstersin ki kameraman?

-O dediğini
daha "tarihi" ifade et. Kameralarla ilgili bir şey.

-Kameraman demiştim
?

-Kameramanın bir şeyi yok diyorum, hâlâ tutturdun bi... "Görüş alanı" diyorum deminden beri.

Joe;

-Hani medya sadece onun içinde yapılana "tarih" diyor.

-Joe!... Hattakiler?

-Ben anladım. "Tarih"
, açılarını Hollywood yönetmenlerinin, teknisyenlerinin ayarladığı kameraların görüş alanı içinde yazılıyor. Kameraların görüş alan dışında olup bitenler, yani gerçekler, yani gerçekten yaşadıklarımız tarih değil, onlar "yaşanmış" sayılmıyor. "Yaşanmış" sayılması için "görüntü" olması, "görüntüde olması" lâzım, böyle mi? Görmediklerimiz ise, yine senaryo icabı, mevcut olmaması gereken gerçekler; "yaşayanlar... yaşadıklarımız"...

-Evet.  Her "görüntü" gerçeğe dürüst değil. 9 Nisan Müsameresi'nde, Çelebi'nin 150 adamının, 19 gün sonra Saddam Hüseyin'in doğum gününü kutlayarak onlardan farklı düşündüklerini, Waşington rejiminin iradesini ve işgali reddettiklerini gösterecek olan milyonlarca Iraklı'yı temsilen ve... temsil etmekten de öte, milyonlarca Iraklı sanki fiziki olarak oradaymış ve onlarmış gibi algılanacak şekilde "görüntülenmesi" meselâ...

-"Temsil" işte. "Temsil etme" temsili veriliyor.

-Ancak "temsil sorunu" çıkıyor.

-Kendilerini Amerikan İngiliz tanklarının önüne atan Suriyeli "moron"lar, onları onlardan özgürleştirmeye gelen Amerikan, İngiliz işgalcilere "fanatikçe" karşılık veren Irak askerleri ve direnişleri ise, kameraların görüş alanı dışında kaldığından ötürü, gerçek olmalarına rağmen, "tarihin dışında" kalıyorlar...

-"Tarihin de... dışında" kalıyorlar... "Tarihin dışında" kalmalarına karar verildiği için kameraların görüş alanı dışında kalıyorlar. Hangi hadiselerin, kimlerin kameraların görüş alanı dışında kalacağına ise kameraman karar vermiyor. Yönetmeni, teknisyeni, senaristi, kostümcüsü, ışıkçısı, fotoğrafçısı, bunların hepsi
"Bush rejimi"nin kararını aldığı bir stratejinin sipariş edilmiş gereğini yerine getiriyorlar... Ve çıplak gerçeğin "görünmesi, görülmesi" ile, görüntüsü olduğu gerçeğe ihanet anlamında onu örten "görüntü" arasındaki farkı görmek de tarih bilinci. Medyada, kuklalarda olmayanda bu bilinç. Peki, demin telaffuz ederken tırnak içine alır gibi vurguladığına göre, Suriyeli gönüllüleri  "moron" olarak gören kim...ancak bir gün sonra görebileceği Dünya Ticaret Merkezi binalarına çarpan ilk uçağa ait haber filmi  "görüntüsü"nü 11 Eylül'de bulunduğu Florida'da bir okul ziyareti sırasında gördüğünü hatırlama başarısı gösteren Bush'mu?

Joe;

-"Sneak-preview!"

-Kelly.

-Aynı Kelly?

-Başka Kelly... Bir Amerikan Generali.

Hattakilerden biri;

-Bir de Grace Kelly vardı.

-O artistti. Hollywood'da... Alo?

-İyi akşamlar. "Kanlı Pazar" bizim tarihimizde de var. 69 yılında olmuştu.

-68'de oldu o hadise.

-1969 yılının 16 Şubatında Taksim Meydanında. Hafızanızın güçlü olduğunu biliyorum, sanırım hatırlayamadınız.

-Öyle mi?

Joe;

-Amerikan donanmasına ait 6.Filoyu protesto mitinglerine gitti aklın. 68 yılı Temmuz'una İzmir'e, 28 Ağustos'a Istanbul'a...6. Filoyu protesto etmişlerdi.

-Yılları karıştırdım. Sen de şehirleri... Temmuz ayında ki protesto Istanbul'da olmuştu. Vedat Demircioğlu adındaki vatanseverin katledildiği İTÜ Yurduna saldırının Temmuz ayında olduğunu çok iyi hatırlıyorum. Peki, siz Taksim meydanında mıydınız o gün? Sesinize bakılırsa çok yaşlı biri değilsiniz.

-Benim peder oradaydı. Ben ilkokulaa... henüz başlamıştım. Evden bir hışımla çıkmıştı o sabah rahmetli...

-
Sizin hafızanızda güçlü.

-...İki ay oluyor işte onu da toprağa vereli.

-
Başınız sağolsun. Bende o sıralar işte, ikimiydi, üçmüydü... Nesi vardı?

-E, yaşlılık işte.

-"
Kanlı Pazar"ı anlatır mıydı size... şöyle tehlikeler atlattık diye?

-Bugün okurdu.

-
?

-O zaman Bugün Gazetesi okurdu rahmetli peder.

-Anladım. O zaman öbür türlü katılmış "Kanlı Pazar"a

-O sabah,  "Duydunuz mu, 'Emperyalizme Karşı Mustafa Kemal Yürüyüşü' adı altında kızıl bir prova yapacaklarmış!" diye bağırmıştı. İyi adamdı, hoş adamdı bizim peder, fakiri fukarayı severdi ya, "çıkarsa, oradan çıkar" derdi. 91 Körfez Savaşında...

-Nedir o çıkacak olan?

-Mehdi...

-?

-"Mehdi çıksa çıksa Amerika'dan çıkar derdi".
Ben hatırlamıyorum, amcam anlatıyor, peder bir ara Hitler'in Mehdi olduğuna inanmış, daha sonra, Kennedy ABD Başkanı seçildiğinde onun Mehdi olabileceğini söylemiş, uzun süre inanmış. Mustafa Kemal Atatürk'ü pek sevmezdi, "Bu canavar olmasaydı Bolşeviklik belâsı da olmazdı, Lenin'e gizli gizli akıl verip, adamı batağa çekti" derdi.

-?

Hattakilerden biri;

-"Onun başöğretmeni"mi  derdi?.

-Nasıl?

-"Lenin'in başöğretmeni"mi diyordu?

-Öyle dediğini duymadım. "Bağımsızlık, devlet, bir de demiryolu... Bu üç şey, kızıl ejderha icadıdır" derdi.

-?

-Deniz Gezmiş ve arkadaşları asılınca mahallede helva dağıttı, Çayan ve arkadaşları Kızıldere'de öldürülünce mahallenin yoksuluna yemek verdi, tepeden tırnağa donattı, çocuklarını benle birlikte sünnet ettirdi.

-Çok enteresan.

-Bence de. Enteresan bir mantığı vardı rahmetlinin. 91 Körfez Savaşı'nda da "Bush Allah'ın bir hediyesidir, kıymetini bilelim, Bush, taktik yapıyor, düşman gözüküyor, halbuki müslümanın hası" derdi.

-Mehdi olabilir diye.

-Evet. Cihatın bir türüymüş.

-?

Joe;

-Oğlu da öyle..."...chosen by the grace of God to be leader..."... Yüksek mahkeme kararıyla ABD Başkanı olurken böyle demişti. "Kabala" tarafından.

-
O Kabala o "kabala" değil. Elit.

-"Selected" işte.

-Joe arkadaş 68 yılındaki 6.Filoyu protesto mitinglerini iyi biliyor, demin size...

-Onun babasını da seçip denize atmışlardı!...Hayır, Joe'nun babasının şimdiki barbarlarla bir ilgisi yoktu, o gerçek bir vatanseverdi. Zaten o gün gemiye döndükten sonra gemi komutanıyla tartışmıştı. Waşington'un ruhunu yitirdiğine, Amerikan İstiklâl Savaşına ihanet ettiğine inanırdı. 21. Yüzyılın ilk 10 yılında ne olacak demişti?

-Pederin "kehaneti"mi?

-Dur, hatırladım. "Üçüncü güç ortaya çıkıp sistemi düzeltmediği taktirde ABD'nin 21. Yüzyılın ilk on yılı sonunda Merkezdoğu'dan kendine doğru çıldırarak dağılacağını" söylemişti. Siz soru soracakmıydınız?

-Joe arkadaşa ABD'nin 5 Nisan Cumartesi günü  o katliamı niye yaptığını soracaktım?  Şehrin savunmasını kırmak, şehri almak için gerekli miydi?

-Alâkası yok. Bağdat tipi savunmaların içerden büyük bir ihanet olmadıktan sonra o tip saldırılarla kırılması mümkün değil.

-Fakat öldürmüş olmak için öldürmek niye? Anlatılanlara göre, deli dana hastalığıyla çıldırmış veya kuduz hastalığına yakalanmış beş-on sığırın kalabalık bir pazar yerinin ortasında, şehrin ana caddelerinde sağa sola saldırmasına benziyor...

-Film çekimi için aceleleri vardı. Bush'un önümüzdeki Başkanlık seçiminde kullanacağı "heykel yıkılırken" fotoğrafını bir an evvel çekebilmek için o saldırıları düzenlediler. "Photo-op"...

-"Fotoğraf aşkına!"

-Film çekimi yapılacak set, yani meydan belli, milyonlarca Bağdatlı rolünde o sette şarkı söyleyecek, tezahürat yapacak 150 tane figüranınız hazır, metinler ezberlenmiş...

-
Kim hangi "çavuş"u öpecek biliyor.

-...Bağdat Savunmasını bir ihanet olmadığı müddetçe kırmanız mümkün değil, fakat seçimler de yaklaşıyor. Amerikan halkına "Berlin Duvarı Yıkılırken" başlıklı  "görüntü"nün  ekranlardan yansıtılmaya başlanması, "jeneriklere" dahil edilmesi, "özgürlük anının resmi"ni çekmeniz lâzım. Şimdi bu şartlarda çekim yapılacak meydana nasıl ulaşır, çalışırken rahatsız edilmeyeceğiniz ortamı nasıl sağlar da resminizi, filminizi çekersiniz?

-
New-York'ta, Manhattan'da olsa işiniz kolaydı. Polisten, Belediyeden izninizi alır, Cental Park, Times Square, Broadway, hangi bulvarları, caddeleri, meydanları araç ve yaya trafiğine kapattıracaksanız kapattırır, meselâ  "Gökten Düşen Özgürlük" adlı bir filmin en heyecanlı sahnelerini çekersiniz... İnsanlar, seyrederlerken bütün New-York'un, ABD'nin, yani kendilerinin sevinçle sokaklara döküldükleri "Gökten Düşen Özgürlük"ün geliş anı olduğuna inanacakları en "o anda"  sahneler  çekilirken, şehrin diğer kısımlarında, ABD'nin diğer şehirlerinde hayatlarına devam ederler. Yani o sahneleri çekerken sizi rahatsız eden olmaz, rahat rahat çalışırsınız, sizin film sahnesinin inandırıcı olabilmesi için de bütün Manhattan'ı,New York'u, ABD'yi kapatmanıza gerek yok. Gücünüzde yetmez zaten. Set olarak, bir meydan, üç-beş yol, yeter... Öyle değil mi Joe

-İşte Bağdat olunca meselede burda...Arkadaşa soruyorum, sizin benzetmenizdeki deli dana hastalığıyla çıldırmış veya kuduz hastalığına yakalanmış beş-on sığırı şehrin ana caddelerine salarsanız ne olur?

-
İnsanlar dehşet içinde kalır, sağa sola kaçışır, tehlike geçene kadar evlerine kapanır, saklanır.

-Yollar, meydanlar boşalır...Araç ve yaya trafiğe kapatılmış Manhattan'da film çalışması yapar gibi, sizde setinizi kurup filminizi çekersiniz. 5 Nisan Cumartesi günü üç saat boyunca gerçekleştirilen saldırının amacı buydu işte.

-
İzin almak mümkün olmadığından, film çekecekleri meydana araçları, insanları yokederek ulaşma, onları setten uzak tutma amaçlı saldırılardı, K.999 evet?

-Bu saldırımı hatırlamıyorum, işgalcilerden birine,"Niye öldürdün?" diye sormuşlar,  "Piliç kaza kurşunuyla öldü" diye güya inkâr etmiş.

-Hayvanları, kedileri, köpekleri, tavukları bile öldürdüklerini Joe söylemişti demin, dinlemiş miydin?

-Hayır, piliç dediği hayvan değil,

-?

-...bir kadın... "Niye öldürdün kadını?" diye sormuşlar.

Joe;

-Kızı öldürenin cevabı şuydu, arkadaşın izniyle düzeltmek istiyorum,  "too bad the chick got in the way". Yani, "Vah, vah, piliç hedefle kurşunların arasında kaldı" diye alay ediyordu.

-Bir örnek daha, "Better exterminate these cockroaches" ... "Hamamböceklerini imha etmek, kökünü kazımak en iyisi" diyor.

-
Kelly mi?

-Avustralyalı bir kadın gazeteci. Umm-Kasr günlerinde söylüyordu.

Hattakilerden;

-She's fugly.

-Kadın değil, kadının söylediği "fugly"... Anzak gazeteci ha. Hamamböcekleri Iraklılar oluyor, ABD-İngiltere-Anzak işgal güçleri de exterminator, yani böcek imha şirketinin elemanları. Vay anasını. Ne kadınlar var. Thatcher, Allbright... Bunlar acaba kadın mı diye düşünüyorum bir cevap bulamıyorum.

Hattakilerden;

-Tüylerim ürperdi!

-
Hele benim, bir görseniz...



dolun__ay@hotmail.com