-19 Mayıs 1919'da çıktığı Samsun'da bir hafta kaldıktan sonra geçtiği Havza'dan 28 Mayıs günü Erzurum'da Onbeşinci Kolordu, Ankara'da Yirminci Kolordu, Diyarbakır'da Onüçüncü Kolordu Komutanlıklarına, Konya'da Ordu Müfettişliğine, valilere ve bağımsız mutasarrıflıklara, "ulusal yaşayışı ve bağımsızlığı bozan düşman"a karşı "yurt bütünlüğümüzün korunması için, ulusal tepkilerin daha canlı olarak gösterilmesi ve sürdürülmesi"ni istediği "Havza Talimatı"nı gönderen Mustafa Kemal 12 Haziranda Amasya'ya gider. Evet... Sömürgecilik, "Sizleri kurtarıcıdan kurtarmaya geldik" diyerek saldırıyor, "Sizlere uygarlık getirdiğini" söyleyerek işgal ediyor çocuklar. Amerikan-İngiliz istilacıların bugün Irak'ta kullandığı dil yeni değil. Yüzyılın başında da bu dili konuşuyorlardı. Meselâ Yunan işgal ordusu, Yunan Dış İşleri Bakanı, "Anadolu Müslümanlarını Kemalist sürülerden kurtardıklarını" söylüyorlardı. İstiklâl Savaşı'yla "kurtulacağımız kurtarıcılar", Kütahya'yı, Eskişehir'i, Bursa'yı, Afyon'u hep "özgürleştirmek" için işgal etmişlerdi. "Irk, din, dil ayrımı gözetmeksizin adalet" getirmişlerdi.

-Sevabına.

-Herhalde... Petrol olmadığına göre.
Bu "kurtarıcılardan kurtulmak"la, "Kalpaksızların" 80'lerle birlikte başlattıkları "kurtarıcılardan kurtulmak"ını birbirine karıştırmayın yalnız. İkisi aynı şey değil. K.999, evet?

-Ne hale geliyor insan bakın. Nisan ayı başında New York Times/CBC News'in dediğine göre, Amerikan halkının yüzde 42'si 11 Eylül'den Saddam Hüseyin'in sorumlu olduğuna inanıyor. ABC'nin anketine göre ise Saddam Hüseyin'in El-Kaide'yi açıkça desteklediğine inananların oranı yüzde 55.


-Amerikan halkı Irak devletini hemen hemen El-Kaide sanıyor, zira bir İsrail vatandaşının ABD bütçesinden onun aldığından daha fazla pay aldığını bilmiyor. Herşey birbirine bağlı.  AKP Genel Başkan Yardımcısı Mir Mehmet Dengir Fırat'da ihtiyari bütçenin yüzde 50'sinin Amerikan Ordusuna ayrıldığını bilmiyor... Veya biliyor da Amerikan ordusunun "Özgürlük Ordusu" olduğuna inandığı için olsa gerek, bu yüzdeyi "Amerikan ordusunun halktan kopuk olması"yla açıklamıyor. Amerikan ordusunu "özgürlük ordusu" olarak görmeseydi, 20 Mart Saldırısından önce yaptığı açıklamalar başka olurdu. Siz devam edin, evet.

-Saldırı başladıktan sonra, kameralar önünde, Irak'tan, "11 Eylülün intikamını alacağını" söyleyen bir Amerikan askerinin ona Irak yönetimiyle 11 Eylül arasında bağlantı olduğuna dair bir delil bulunmadığını hatırlatan gazeteciye verdiği cevap, aynen şöyle;

"Yeah, well that's stuff way over my head"
... Yani, "Bunlar benim için çok karışık şeyler" diyor.

-Saddam Hüseyin'in heykelinin yüzüne Amerikan Bayrağı saran  eğer o değilse onun kadar aptallaştırılmış dünyadan haberi olmayan yine bir başka zavallıydı.

-Batılı haber tekellerinin haber bombardımanı karşısında çok dikkatli olmak gerekiyor. Milli-ulusal medya bile etkileniyor. Mesela,
"ABD'nin Irak'ta oluşturduğu sivil yönetimin başkanı Paul Bremer..." diye bir haber cümlesi. Ulusal Kanalın İnternetteki sayfasında gözüme çarptı. Yine aynı kanaldan bir haber başlığı ve bir kaç cümle;

"İşgal sonrası Irak'ı siyasi açıdan yeniden inşa etmeye yönelik çalışmalar sürüyor

İşgal sonrası Irak'ı siyasi açıdan yeniden inşa etmeye yönelik çalışmalar sürüyor.
Kerkük kentinde yaşayan grupların temsilcileri, kent yönetimini ele alacak olan 'şehir meclisi' üyelerini belirledi"... Haberin son cümlesi de şu; "...Kerkük'teki Şehir Meclisi seçimleri için, Valilik binasında ABD askerleri geniş güvenlik önlemleri aldı. ABD'li General Raymond Odierno, seçimin bölge için demokratikleşme sürecinin başlangıcı olduğunu söyledi
"...

-Üzerinden iki ay geçinçe işgal kendiliğinden meşruiyet kazanıp sona mı ermiş oluyor?
"ABD'nin Irak'ta oluşturduğu sivil yönetim"... "İşgal sonrası Irak"... Bunlar yanlış ifadeler. Bir saniye...Alo, evet?

-Bazılarının iddia ettiği gibi bilinçli bir İstiklâl Savaşı düşmanı Kürt, Ermeni milliyetçisi mi, yoksa Kürt milliyetçiliğini kullanayım derken kullanılan bir sempatizanmı olduğu, tabusu kırılamadığından henüz tam bilinmeyen Türkiye Cumhuriyeti'nin 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal'a, Erbakan'ın, Türkeş'in, Ecevit'in, Demirel'in, bütün parti liderlerinin hapsedildiği, siyasi partilerin faaliyetlerinin evvela yasaklanıp, sonra kapatıldığı 12 Eylül müdahalesi tarafından dokunulmamış, geniş yetkilerle donatılıp,"atanmıştı"... Niye?

-"İleriyi  düşünüp fazla fazla aldığımız çakıl taşının birazını geri verelim" diye olabilir mi?

-Onlar aynı.

-"Çakıl taşı" dördüncü benzetme ve taş "uzun ince bir yol üzerinde". Hattakiler siz ne diyorsunuz, niye atanmıştı?

-
Türkiye'ye "çağı atlatsın" diye.

-"Konuk demokrat kadın"ın, İslâmologun kulağına fısıldar gibi söylediği "aman, sus, eşeğin aklına karpuz çekirdeği düşürme" lâfı geldi aklıma. Dönelim mi o Mart gecesine?

Hattakiler;

-Karpuz kim?
Eşek hangisi?

-O bir benzetme.

-Kimi benzetiyor?

-Milleti... Ne yöne gittiği belirsiz bir vasıtanın içinde veya güvertenin üzerinde ters istikamete koşanları. "İslâmologa aman milleti uyandırma" diyor.

-
Sisler içinde belirsiz gibi görünse de, içindekiler veya güvertenin üzerindekiler oraya buraya koşuşsalar da fırtınaya tutulmuş vasıtanın belli bir yöne dosdoğru gittiği kesin. "Aklına düşerse, gözünü diker, o zaman da İkitelli bostan olur" demeye getiriyor. "57.Hükümeti yazar kasa atarak düşürmeye benzemez, gelir yazarlar" diyor... Bursa Nutku'nu meselâ. Hattakiler, biriniz konuk demokrat kadının o Mart gecesinde ne söylediğini hatırlatsın. Ses çıkaramama tespitini soruyorum.

-İp ucu verir misiniz?

-Şurada bir saat olmadı daha. " ...haftalık görüş alış verişinde bulunuyorlar konuşuyorlar ya, televizyonu daha açar açmaz, 'pat' bir lâf"  diye başlamıştım o tespite, hatırlamadınız mı?
Peki ben hatırlatıyorum.

-Ama diyaloglar halinde olsun.

-Niye öyle olsun?

-Daha canlı olur, kolay hatırlanır.

-
Peki öyle olsun. 23 Mart gecesi,“Ne olduğunu tam çözemese de, çok "ciddi bir şey"in yaklaşmakta olduğunu Dünyayı Sarsan On Gün’e sık sık göndermeler yaparak haber veren gazeteci hayıflanıyor;

"ABD bizi cezalandıracak, Adamlar taa kalkıp nereden malzeme getirdiler, dünya kadar masrafa girdiler, sonra adamlara "N'apalım, tezkere mecliste reddedildi, kusura bakmayın olmaz diyoruz. E, ayıp bir şey. İş mi yani şimdi bu...Adamlar haklı yani. Önce olur diyoruz, sonra da olmaz diyoruz. O kadar asker gemilerde bekleşti, durdu. Baştan adamlara umut veriyoruz, tam olacakken de... Bu olmaz yani. Cezalandırır tabii, bir şey demeye de yüzümüz yok. Bari... Saddam'da bari fazla şeytmese de... "

Tezgâhın etrafındaki gazeteci hayıflanan arkadaşını teselli ediyor;

"Bir şey olduğu yok, dertlenme".

"Demek ki jeo-stratejik önemimiz varmış, o da olmasaydı".

Ve kadın gazeteci hemen;

"E, onu da bozdurup bozdurup harcayamayız işte"

-Radikal bu.

-Hayır, yazar... Ama kadın haklı, "o bir sefer olur" diyor. Yalnız bu kadın "konuk demokrat kadın" değil, karıştırmayın. Demokrat kadın, "...ABD demokrasiyle idare ediliyor. Çok şükür ki demokrasiyle iade ediliyor. Irak’ta, Küba’da çirkinleştiriyor. ABD’de duyarlı bir halk var. Irak’ta bir ses çıkabiliyor mu? Çıkamıyor" demişti o bombardıman gecesinde.
Hatırladımı herkes? Güzel, toplu halde söylüyorum; Rivayet olunduğuna göre, özellikle Özal'ın iş başında bulunduğu ilk 10 yılında Türkiye'nin "çağ atlayıp, özgürlüklerle tanıştığı" son yirmi yıllık dönem, bu tespiti yapanların "Türkiye'yi 10 yıl geriye götürdüğü için hiç tasvip etmedikleri bir askeri müdahale" ile, yani zamanın bütün parti liderlerinin hapsedildiği, bütün siyasi partilerin faaliyetlerinin evvela yasaklanıp, sonra kapatıldığı, ancak Türkiye Cumhuriyeti'nin 8. Cumhurbaşkanı, 8 Mart 91 Çankaya Toplantısının mimarı Turgut Özal'ın ise geniş yetkilerle donatılıp "atandığı" 12 Eylül müdahalesi tarafından açıldığına göre, Türkiye'nin baş meselesinin  'kurtarıcı fikrinden, kurtarıcılardan kurtulmak' olduğuna hep inanmış bu konuk demokrat kadın yazarın, Irak'a yönelik Amerikan-İngiliz-Anzak saldırısını 10 yıl içinde atlanmak üzere "bir çağ ihracatı" olarak görmesinde şaşılacak bir durum yok. Bu saldırıyı bir nevi "estetik operasyonu" olarak görmeseydi asıl buna şaşardım. Sonuç itibarıyla Irak'tan Türkiye'ye bütün Merkezdoğu için mesele, onu "gerçek kurtarıcılarından kurtaranlardan kurtulması"dır. Çok estetik bir toparlama olmadı ama başka yolu da yok. Anlaşıldı mı?



(Yarın)



dolun__ay@hotmail.com