Türkiye 
Normunu Konuşturuyor

 

Merkez Türkiye... (3)

1- Türk medyası içinde AB-ABD saplantısı biçiminde tezahür eden kronik işbirlikçilik hastalığının pençesinde kıvranan Milli-Ulusal devlet düşmanı çevrelerin, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı üzerinden, aşk, sadakat gibi değerleri kullanmak, karalamak suretiyle yürüttükleri psikolojik savaşın esas maksadı, Milli Hedef doğrultusunda, ekonomiden hukuka, dış politikadan kadınların sorunlarına, sanattan spora, hayatın bütününe şamil 'Merkez Türkiye' projesini hayata geçirecek vatansever kadroların yolunu kesmektir.

Türk medyası içindeki Milli-Ulusal Devlet düşmanı AB-ABD yanlıları, bu iki gücün Türkiye'yi 'etnik parçalanma yolunda' tutmak maksatlı taleplerine karşı, Milli-Ulusal Devlet'in esas olduğunda ve 'Hakimiyetin kayıtsız şartsız milletindir' prensibine sadakatte birleşmiş bütün vatansever kadroları, partisiyle, meslek kuruluşlarıyla, dernekleriyle, kadınıyla erkeğiyle seferber edecek, seçimlerde dahil, Milli Hedef yönünde güç birliği yapmalarını sağlayacak, geniş bir 'Merkez Türkiye Hareketi'nin doğmasından korkuyor.

Türk medyasının Millici, vatansever yayın organları, Türk'ün milli varlığına sadakatlerini çoktan yitirmiş, savaş ilân etmiş '150 binlikler'le, Financial Times ve benzeri yabancı gazetelerin, Başbakan üzerinden, Devlet kurumuna ve Türk Milliyetçiliğine, millete yönelik psikolojik saldırılarına alet olmamaya dikkat etmeli. 21. Yüzyıla damgasını basacak Merkez Türkiye düşmanı çevrelerin oyununa gelmemeli.

2-ABD'deki 'kargaşa lobisi'nin faal isimlerinden Wolfowitz'in, 14 Temmuzda başlayacak Türkiye ziyareti öncesinde, haber bültenlerinde, 'rejim değişikliği... Kürt muhalif liderler...kürt guplar... Bağdat rejimi' gibi, AB-ABD propaganda makinesinin 10 yıldır zihinlere püskürttüğü tehlikeli kavramların, adlandırmaların yine belirdiğini, bölücülük, iç kargaşa kışkırtıcılığı yapıldığını görüyoruz.

- Türkiye Cumhuriyeti Devleti sınırları dahilinde adı terörist olana, Türkiye'nin Kıyamete kadar güney komşusu olarak kalacak Irak Cumhuriyeti Devleti sınırları dahilinde 'muhalif', 'grup' denilemez, iyi-bölücü, kötü-bölücü ayrımı yapılamaz. Yapılırsa, bu, son 12 yıldır Türk Milletinin cebinden, hukukçuların dediği gibi 35 milyar dolar değil, 150 milyar doları, sırf ABD öyle istiyor diye heba eden, akıl dışı, 50 yıl sonra anlatıldığında o zamanın ilkokul çocuklarının dahi inanmakta güçlük çekeceği, milli menfaatlere zıt bir politikadan bütün ikazlara rağmen vazgeçilmediği anlamına gelir. Üstelik, Irak Devleti ile iktisadi ilişkiler, olması gereken seviyede bulunsa, mevcut krizin sözkonusu olmayacağını bile bile...

- Komşu bir ülkedeki rejimi güç kullanarak, entrika çevirerek, iç kargaşa çıkararak değiştiren veya alet olan bir ülke, aynı yöntemlerin ilerde kendisine karşı kullanılacağınıda kabul ediyor demektir. Irak'ta iç kargaşa, entrika yoluyla rejim değiştirme çılgınlığının diğer yüzü, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin 'Ankara rejimi' olma sürecidir, bunu önleyemeyiz.

Türkiye'nin 'etnik parçalanması', AB ile ABD'nin ortak rüyasıdır. Yıllardır gerçekleştirmek için uğraştıkları bir batı rüyasıdır. Amerikan Bağımsızlık Savaşının kazanımlarına, Amerikan Devriminin ideallerine, Jefferson'ların Lincoln'ların savunduğu değerlere ihanet eden ABD'nin, Irak Cumhuriyeti Devleti'ni uluslararası hukuku hiçe sayarak parçalayıp, kukla-etnik idarelere bölmesi, Türkiye'de Karadeniz'de Pontus'un kurulmasını, Doğu'da Ermenistan'ın toprak talebinin gerçekleşmesinin yolunu açar...geriside çorap söküğü gibi gelir.

-Dostunun düşmanın kim olduğuna karar vermek hakkı, Türk Milleti'nin ve onun iradesini temsil eden kurumlarındır. Milli iradesi ipotek altında olmayan hiç bir millet, dostunu düşmanını 'kitle imha silâhları', 'gizli silâh deposu', 'Saddam saldıracak' gibi ortalama budalanın sahip olduğundanda aşağı zekâ seviyesine hitap eden hurafelerle, 'bilimsel kanıtlar'la seçmez, Türk Milleti'de öyle...

-ABD'nin Türkiye'ye yönelik 'etnik maksadını' gerçekleştirmenin ilk adımı olan, Irak Devlet'ine yönelik saldırıyı hararetle destekleyen çevreler, komşu bir ülkede iç kargaşa yoluyla rejim değiştirme çılgınlığının hiçte öyle sandıkları üzere, tereyağından kıl çeker türünden 'kârlı bir faaliyet' olmadığını anlamalı... Bir nükleer güç olan ve aynı zamanda dünya medyasını kontrol altında tutan İsrail -ki bu şöyle veya böyle, haber bültenleride dahil demektir- bir kaç milyon nüfusa sahip Filistin'le olan meselesini, ancak 50 yıl sonra, şehirlerin etrafına dikenli teller çekerek 'çözebiliyorsa', Türkiye zaten bir nükleer güç olmadığına ve Irak Devleti'nin nüfusta dahil, her bakımdan birkaç Filistin'den fazla bir güç olduğuda bilindiğine göre?... saçmalamanın alemi yok... Ancak tam da bu noktada, insanlar, illede bir yerlere gidilecekse, bu yerin neden ambargo ve kuşatma altındaki Irak Devleti olduğunu, fakat Azerbaycan'ın dörtte birini, Karabağ'ı işgal altında tutan, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin sınırlarını tanımayan, Türkiye'den toprak talebinde bulunan ve bir takım iddiaların kabulünü isteyen Ermenistan olmadığını, haber bültenlerinde 'Erivan rejimi' tabirinin kullanılmadığını, bu tabirin bolca kullanıldığı ve Türk jetlerinin görüntüleri izlenirken dinlenecek haberlerin yapılmadığını, gazetelere başlıklar atılmadığını, hatta neden Erivan'la, Güney Kıbrıs'la ilgili, meselâ özlem üzerine şiirler okunmadığını düşünebilirler...

Haber bültenlerindeki bu durumu, 'müslümanların başka dine mensupda olsalar, her millete hoşgörülü oldukları' şeklinde bir cevapla açıklamaya kalkışmak doğru olmaz.

Hangisi olursa olsun, bir devletin bir başka ülkede çıkarmaya çalıştığı, uluslararası hukuka aykırı olduğu tartışmasız bir iç karışıklığı, son derece yasal bir faaliyetmiş gibi sunmak hatadır. Meselâ Venezuela'da darbeyi olumlu bulurken, Türkiye'de demokrat olunursa, o demokratlık çoğu zaman sadece Türk ordusu düşmanlığının örtüsüdür. Türk Millicilerinin, vatanseverlerinin demokrasi anlayışı doğru anlaşılmalı. Türkiye, sınırları dışına silâh zoruyla demokrasi ihraç etmez, fakat Meclis duvarına, 'Ya İstiklâl, Ya Ölüm!' denilerek kazınmış 'Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir' prensibi, bir güç ve karar merkezine devredilmek istendiğinde, 'Ya İstiklâl Ya teslimiyet!' noktasına gelindiğinde, Türk Milletininde mücadeleyi her kurumuyla bir bütün olarak vermesi tabiidir.

İç kargaşa hazırlıkları 'demokratikleşme süreci'yse, milletin bütün kurumlarıyla birleşip bütünleşmasinin adıda 'vatan savunması'dır.

3-ABD, 'kargaşa lobisi'nin faal isimlerinden Wolfowitz'i, Irak için olduğu gibi, Türkiye içinde önemli bir tarih olan 14 Temmuz da gönderiyor. Yunanistan 1974 yılı 14 Temmuzunda Kıbrıs'ı yutmak amacıyla darbe yapmış, fakat Türk Ordusu 20 Temmuz 1974 yılında başlattığı Kıbrıs Barış Harekatı'yla bu 'enosis teşebbüsü'nü boşa çıkarmıştı.

Hatırlanacağı üzere, Amerikalı senatör Leiberman Türkiye'ye geldiğinde, daha uçak kapısından adımını atar atmaz, Irak Devlet'i aleyhinde, uluslararası hukuku hiçe sayan bir konuşma yapmış, Dışİşleri Bakanı İsmail Cem İpekçi'de sessizce dinlemişti. Bu yılki Kıbrıs Barış Harekâtı, ki Kurtuluş Harekâtıdır, Türkiye'nin Kuzey Irak ve Kıbrıs'ta oldu bittilere izin vermemekte ki kararlılığı başta AB ve ABD olmak üzere herkese gösterilecek şekilde coşkuyla kutlanmalı.
 

Yücel Atasel