"Arkadaşlar, sarayların içinde Türkten başka öğelere dayanarak, düşmanlarla anlaşarak Anadolu'nun, Türklüğün aleyhine yürüyen çürümüş gölge adamlarının Türk yurdundan atılması, düşmanın denizlere dökülmesinden daha kurtarıcı bir harekettir. Türk ulusunun atalar emaneti olan bu topraklarda tam anlamı ile efendi olarak yaşaması ancak o gereksiz ve anlamsız olduktan başka varlıkları doğrudan doğruya zarar ve felaket olan makamların bir yana itilmesiyle olanaklıydı"

Atatürk
Kurucu Ulusal Önder

 

 


-Önümüzdeki 3 Kasım seçimleri, mesailerini yıllardır Milli-ulusal Devleti tasfiyeye, vatanımızı etnik idarelere parçalamaya harcayan AB-ABD yanlısı, anti-millici, etnik bölücü cephe ile, askeri, sivili, sağcısı, solcusuyla, her kesimden gerçek Milliciler, vatanseverler arasındaki mücadelenin bir aşamasıdır.

-AB'nin Merkezidoğu'ya bakışı,"özgür Avrupa ruhu", şüphesiz milliyetçidir. Avrupa milliyetçiliği, Alman'dır, Fransız'dır, İngiliz'dir... Maksadı, AB örtüsü altında Kıbrıs'ı yutmak, Ege Denizini, Türk'ün izin almadan adım atamayacağı bir Yunan gölü haline çevirmek, Türkiye'yi kuşatmak olan Yunan milliyetçiliğiyle, vatanımızın Doğu sınırlarını tanımayan, bir takım iddiaların tanınmasını, tazminat ödenmesini isteyen ve toprak talebinde bulunan Ermeni milliyetçiliği ve yine Merkezidoğu'da AB, ABD projelerinin gerçekleşebilmesi için, Türkiye, Irak ve İran'a yönelik, bazan açık devlet yıkıcılığı, bazan "demokratikleşme" adı altında geleneksel siyasi yapıları karıştırıp işlemez hale getirerek içten çökertme, milli iradeyi yoğun bir psikolojik savaşla sindirme görevini yerine getiren Kürt Milliyetçiliği arasında maksat olarak hiç bir fark yoktur.

-Türk Milleti bünyesinde, Türk siyasi yapısı içinde, medyasında, sömürge allamelerinde, entellektüellerinde "Türk Milletine mensup olmaktan utanıyorum" diye haykırmalara, utanma nöbetlerine varan bir "utanma hastalığı" modadır. Öyle ki, Türk Milleti içinde, "Türklerden, Ermenilerin intikamını almaya" söz verecek kadar anti-Türk duygularla dolu, maalesef Meclise kadar sızmış bir Taşnak sempatizanlığı türemiştir.


Bağımsızlık Esastır...


1-Milli-Ulusal Devletin varlığı, üniter niteliği,

2-Kayıtsız-şartsız millet hakimiyetinin kısmen dahi devrolunamazlığı, dolayısıyla bütün kayıtların, şartların ilk fırsatta gözden geçirilmesi, yeniden düzenlenmesi veya iptal edilmesi, milli-ulusal egemenliğin Türkiye Cumhuriyeti toprakları üzerinde tam manasıyla yeniden tesisi,

3-Türkiye Cumhuriyeti sınırları dahilinde Türk Milletinin kurucu-asli unsur konumunda olduğu ve bu konumdan hiç bir bahaneyle uzaklaştırılamayacağı hakikati, esastır...

Her kesimden Milliciliğin, vatanseverliğin üzerinde buluşacağı esas, tartışmasız budur.

Milli İrade, egemenliğin kayıtsız-şartsız milletin olduğu ilkesiyle bağlıdır, Milli irade, ait olduğu "millet gerçeği" aleyhine, onu var kılan bu esasa aykırı teceli edemez. Ettiği takdirde Milli olma vasfını kaybeder. Demokratik bir yolla, seçimle gerçekleşmiş olması, kabulü kaçınılmaz ilâhi bir tecelliyle değil, aksine ancak milletçe seferber olunarak aşılacak bir felâketle karşı karşıya olunduğu anlamına gelir.


Şayet 3 Kasım seçimlerinden sonra oluşacak Türkiye Büyük Millet Meclisi atması gereken adımları atamaz, 'Ermenistan'a gösterilmeyen düşmanlığın daha fazlasının gösterildiği komşu Irak Devleti'yle, İsrail'le kurulan iyi komşuluk ilişkilerinden daha az olmayan bir komşuluk ilişkisinin derhal kurulması'da dahil, alması gereken kararları alamazsa, 20'lerin Istanbul Meclisi'ne döner, "Ulusal Kongre" süreci hızlanır, Amerikan Bağımsızlık Savaşında Amerikalıların yaptığı gibi, millet, yabancı işgalcilerle, "150 binlikler"e karşı topyekün seferber edilir.
Böyle bir durumda, Milletin topyekün kendini savunmak için harekete geçmesini önlemek maksadı
yla, "en kötü demokrasi bile, en iyi baskı rejimlerinden iyidir" uyuşturucusunu satışa çıkaracaklara verecek cevabımız, " Dostunu düşmanını kendi menfaatlerine göre tayin edebilen 'en kötü bir bağımsızlık' bile, 'dünyanın en demokratik seçimiyle de kurulsa, en iyi demokrasisiyle de yönetilse', düşmanını dostunu kendisi tespit etmekten aciz, vatan olma vasfını çoktan yitirmiş bir sömürge olmaktan çok daha iyidir" olacaktır.

3 Kasımda ya da Türk Milletinin, ordu-millet olduğu gerçeğini bir defa daha bütün varlığıyla konuşturacağı bir mücadele sonunda düşman, Milli varlığın altında mutlaka ezilecektir.

Akibetleri Yenilgidir...

Yücel Atasel