Turaba garkolmuş yerdedir yüzü

Gökten iner cemre sökülür buzu

Arzulayıp akar Karadenizi

Çok gadalar alur seli Tuna'nın.

...

Radyo Dolunay Yazıları


"Orsa Alabanda"

-"Aynı deniz kokusu... Buradan iki hafta evvel bisikletle geçerken farkettim" demiş. "İşte şu çalılarla, sizin 'patio' arasındaki bölüm; tam şu kırmızıya çalan pembe çiçeklerin olduğu yer... işte şurası " diye de göstermiş.

-İnanmış mı?

-Kadın bir şey söylemeden öyle bakıyor. Saat gecenin biri.

-Zifiri karanlık.

-Orada yaz mevsiminde hava tam kararmıyor...alaca karanlık. Kadın birden "pat" diye kapıyı açıp çıkınca, adam şaşırmış. Tuhaf bir durum. Bir şeyler söylemesi lâzım. "Patio'ya sizin lisanınızda ne dendiğini bilmiyorum, onun için "patio" dedim, siz verandamı diyorsunuz" demiş. Demiş mi demeye mi çalışmış artık..."Patio",  yer seviyesinde, düzayak balkon gibi bir çıkıntının adıymış. Hangi maddeler için kullanalım jokerleri?...

-Kadın ne demiş?

-Kadın bir şey söylemeden içeri girmiş. Kapıyı çarpmamış, ama kilitlemiş. Adamda, eve...daha doğrusu odasına dönmüş. Kendine kendine, "Sen olsan inanırmısın? 'Deniz gibi kokuyormuş!'...Kendini salak durumuna düşürdün" diye...

-"Söylenmiş durmuş".


-?...Uzun süre oradan geçmemiş.

-Niye?

-Ne bileyim niye, herhalde ayıp olmasın diye...düşünmüştür belkide. "Haber bülteni ödevi" yatıyor ha...Şu maddeleri bir daha baştan saysak... Şu jokerlerden birini ABD-Hindistan arasında imzalanan anlaşma için kullanalım diyorum.

-Bir saniye. Kokunun aslı yok muymuş, adamamı öyle gelmiş?

-Varmış. "Vahşi gül"...

-?

-Adam yıllar evvel bir başka uzak ülkede, o gece kadına gösterdiği çiçeklerin çok bulunduğu bir deniz kıyısında yaşamış imiş uzun bir süre. O ülkeden ayrılıp gittiği diğer uzak ülkede, yıllar sonra, aynı çiçeklerle kaplı yerden geçerken, yoğun çiçek kokusu, artık unuttuğunu sandığı, gerçekten hatırlayamadığı o tuzlu deniz kokusunu canlandırıyor  beyninde. Kadın sağlık ocağı benzeri bir yerde çalışıyormuş. Orada tesadüfen karşılaştıklarında konuşurken o farkediyor, adama açıklıyor. Adam "Nasıl oldu da bu kadarcık basit bir şeyi düşünemedim" demiş. Konu dışına çıktık, dinleyicilere ayıb oluyor.

-Yayın kapalı. Dolunay, "...dışarıya, kartopu oynamaya" giderken, "yayını kapatıyorum, bülteni hazırlarken rahat olun" dedi ya. Bittiyse maddeleri sayıyorum.

"Bir... Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın "Kıbrıs Türklüğünü Rumluk içine monte etmek istiyorlar" anlamındaki sözleri.

İki...ABD'nin Irak'a yönelik saldırı tehdidi.


Üç...

-Yılmaz bir saniye, Dolunay'ın söyledikleri tam böyle değildi.

-Not edebildiğim kadarıyla söylüyorum.  Bazı kelimeler ve sıralama, değişik olabilir. Anlam aynı.

-Maksada uygun bültende sıralamada önemli ama.

-Altı kişi hep bir ağızdan konuşmayalım, bülteni hazırlarken ona dikkat ederiz. Yılmaz biraz yavaş oku... "tıırrt!" diye geçiyorsun.

-Devam ediyorum;

Üç...MGK Bildirisi... Böyle nasıl?

-İyi.

-Dört...ABD ile Hindistan arasında aynı hafta içinde imzalanan bir çeşit "suçluların iade edilmemesi" anlaşması. Meselâ bu iki ülkeden her biri, şayet diğerinin vatandaşları bir üçüncü ülke tarafından "savaş suçlusu" olarak yargılanmak üzere istenecek ise"... "istenecek ...". Bir dakika burasının eki...

-"istenecek olursa"...

 -... Meselâ bu iki ülkeden her biri, şayet diğerinin vatandaşları bir üçüncü ülke tarafından "savaş suçlusu" olarak yargılanmak üzere istenecek olursa, tam da o sırada kendi sınırları dahilinde bulunacak o kişileri, söz konusu ülkeye vermeyeceğine söz verir...

Beş...Mustafa Kemal Atatürk'ün Ankara'ya gelişinin yıldönümü.

Altı...Türkiye'nin Bağdat Büyükelçisi 28 Aralık sabahı Bağdat'a hareket ediyor... görüntüler vardı. Ha,  madde daha olacaktı.

Yedi.... "Güneydoğu Anadolu'ya kimyasal-biyolojik saldırı olursa"... faraziyesi.

Görüntülere gelince,  işte Amerikan uçak gemileri. Bu gemilerden havalanan, inen bombardıman uçakları, füzeler... Bunlar, 91 saldırısında alınmış görüntüler. 28 Aralık Cumartesi sabahı Bağdat'a hareket edecek olan Büyükelçiyle ilgili görüntüler, Kıbrıs Kurtuluş Harekâtından görüntüler, bir de Mustafa Kemal Atatürk'ün Ankara'ya gelişiyle ilgili görüntüler. Bu kadar.

-ABD ile Hindistan arasında imzalanan bir çeşit "suçluların iade edilmemesi" anlaşmasıyla ilgili görüntüler yok muydu?

-O "gelişme"de "haber değeri" bulamayacağımızı tahmin ettiği için bahsetmemiştir sanıyorum. Amerikan savaş suçluları henüz yargılanmadığı için, görüntüleri yok. Jokerlerden birisini bu anlaşma, diğerini de Bağdat'a gidecek Büyükelçi için kullanalım diyorum. Maksadı,  "ABD, Irak Devletine mutlaka saldıracak saldırmalı" duygusu uyandırmak olan bir "haber bülteni"ninde yer alması en mahzurlu iki gelişme bence bu ikisi... Ne diyorsunuz?

-Yedi madde içinde, Türk milletinin asla haberdar olmaması gereken en ehemmiyetsiz olanları bence de bu ikisi.

-Uygun, evet.

-İlk haber MKG bildirisi... "Sorunun BM kararları ve uluslararası hukukun meşruiyeti temelinde barışçıl yollarla çözümü için gerekli çabaların sürdürülmesinin öneminin vurgulandığı" bu bildirinin "Amerika'nın savaşı"na karşı olduğu mesajını kırmak için, "haber"de... ne deniyordu adına iç-spikermi? Tuhaf bir terimdi sanki?

-Arka plân ses deniyor.  Sesi duyuyoruz, yüzünü görmüyoruz. Konuşan sunucuyla, yani haberi kâğıttan okuyan sunucuyla arada bir yer değiştiriyorlar. Okuyan sunucu arka plân ses, arka plân ses de haberi okuyan sunucu oluyor... Dönüşümlü olarak.

-Haberleri artık kâğıttan okumuyorlar, kameranın üzerindeki "ekran göstergesi"nden okuyorlar. Kâğıtları program sunucuları kullanıyor; meselâ dizlerinin üzerine bir bloknot yerleştiriyorlar, onun üzerine ellerindeki kalemle, zaman zaman  "şu soruyu da sordum, bitti" veya "Ha, bak önemli bir nokta yakaladım, konuk hata yaptı, susunca, bu noktayı sorarım"...gibi bir hava yaratmak, ekran başındaki izleyicilerde, "Çok ciddi, dikkatli bir insan" kanaati uyandırmak için notlar alıyorlarmış gibi yapıyorlar...  Aslında çoğunlukla yıldız çiziyorlar... Gotik harfler karalıyorlar. Karikatür çiziyorlar. İlkokulda harfleri öğrenirken el alışkanlığı olsun diye aşağı yukarı, sağa sola düz, çapraz çizgiler çeker ya öğrenciler, işte öyle zig-zaglar çekiyorlar. Bazıları sadece karalıyor. Kâğıt bu işe yarıyor artık.

-Her neyse, tamam uzatmayın. Hepsi öyle değil. Ciddi haberciler var. İşte "barış" kelimesinin her telaffuz edilişinde, Amerikan uçak gemisinden Bağdat'ı bombalamak için havalanmak üzere hızlanmış bir uçak veya yine Bağdat'da muhtemelen binlerce sivilin bulunduğu o sığınağı ya da bebek maması fabrikasını vuracak olan roketin görüntüsünü çakıyoruz kelimenin üzerine. Sesi de ihmal etmiyoruz. "Barışçı çözüm", "barış" kelimelerinde olduğu gibi, MGK toplantısından bir anlık görüntülerin hemen ardından yine ABD Ordusundan bir "gövde gösterisi" geliyor. Bütün bülten boyunca Amerikan uçakları, roketleri görüntüleriyle üzerinden geçilen bu "barış", Irak Devletinin parçalanması projesine karşı çıkan "barış", buna dikkat edin.

-Kuzey Irak'taki ABD destekli yapılanmanın kalıcı hale getirilmesini, kendi anavatanına kavuşmasını engellemenin örtüsü olan "Genel savaş aleyhtarlığı... Savaşa Hayır" kampanyalarının anladığı "barış" ise, katılanların çoğu için başka. O "barış", Türkiye'nin Kuzey Irak'ı Irak anavatanına kavuşuncaya kadar kontrol etmesine karşı olan bir "barış".

-İkinci haber, ABD'nin Irak'a yönelik saldırı tehditi... Bu habere, sunucumuz, "Irak sorunu gündemdeki yerini korurken"... Barış çabaları sürerken, kaçınılmaz Irak savaşı da yaklaşıyor"... Veya, "Türkiye, 'barışçı çözüm' dese de, Irak savaşı gün sayıyor...adeta gün sayıyor" filan, böyle başlayabilir. Yılmaz, bir yandan "haber metni"ni yaz, vakit kaybetmeyelim.

-Yazıyorum zaten.

-Bir dakika, bir dakika... "Niye 'Barış çabaları sürerken, kaçınılmaz Irak savaşı da yaklaşıyor"... Veya, "Türkiye, 'barışçı çözüm' dese de, Irak savaşı gün sayıyor...adeta gün sayıyor" diye giriliyor? Çok belli olmuyor mu?

-Biraz belli olması kaçınılmaz. Dışı barış, içi, "Amerika'nın Savaşı olan savaş" kışkırtıcısı bir "haber bülteni" yapıyoruz. 91'deki şartlar olsaydı, "Ona karşı birleşmiş dünyaya meydan okuyan, ne zaman ne yapacağı belli olmayan bir Frakenştayn'a karşı uluslararası koalisyonun savaşı" olarak sunardık. "Savaşı nerede seyredeceksiniz?" diye sokak röportajları yapardık. Şimdi, "dışı barış, içi savaş... Amerika'nın savaşı olan savaş"ı kışkırtan, fakat Kuzey Irak'ta Türk Ordusunun harekâtınada "sıcak bakmayan" bir "haber bülteni" yapmak zorundayız.

-İkinci haberin görüntüleri birincisinin aynımı?

-Birincisinde roketse, ikincisinde uçak resimleri. Aniden havaya kalkan top namluları, uçak gemisi pistinde, bayrak sallayan görevliler. Üçüncü haber...

-Üçüncü haber, "Güneydoğu Anadolu'ya kimyasal-biyolojik saldırı olursa"... faraziyesi. Fakat Dolunay bu "faraziye-haber"de kullanılacak görüntülerinden bahsetmedi.

-Gaz maskesi takmış askerler. Arada yine Amerikan topları, idare olunur. "Kolaylıkla üretilebilen, ucuza mal edilen bu silâhların bir bakıma  üçüncü dünya ülkelerinin nükleer silâhı olduğuna" dikkat çeken bir-iki uzman görüşünü de "kısaca aldınız mı" haber tamamdır. Dördüncü haber, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın "Kıbrıs Türklüğünü Rumluk içine monte etmek istiyorlar" anlamındaki sözleri olsun. Bu haberin hemen hemen bütününde, Denktaş'ın haliyle yorgun yüzü, şöyle üstten, ezik adam hissi uyandıracak bir açıyla görüntüde tutulacak... Türk Ordusuna ait havalanan uçak, fırlatılmış roket, havaya kalkan top namluları gösterilmeyecek, Kıbrıs Kurtuluş Harekâtı görüntülerine yer verilmeyecek.

-Kıbrıs'ta "barışçı"yız.

-Amerikanın savaşı olan savaşa karşı olan MGK bildirisinin mesajı olan "barış"ın üzerinden "başkasının karabasanı"yla geçerken, muhtevası bir "iktidar gösterisi"ne çok daha müsait olan Dentaş'ın kaygılarıyla ilgili haberde, Kıbrıs Türklüğünü "enosis süreci"nden kurtarmış Ordunun görüntüsünden eser olmayacak.

 Son haber Mustafa Kemal Atatürk'ün Ankara'ya gelişinin yıldönümü... Bu haberi, diğer haberler boyunca yedirilen "Kıbrıs'ta barış, Kuzey Irak'ta barış, ama 'Amerika'nın savaşı olan savaş'da mutlaka çıkmalı, Irak tamamen parçalanmalı, sonrada Türkiye" mesajının sindirimini kolaylaştırmak, tatlandırmak için özellikle sona bırakıyoruz. Az evvel burayı arayıp, "Cuma gecesi televizyonda 'Türkiye Barış turuna çıkıyor' başlıklı haberi dinledikten sonra 'ABD, Irak Devleti'ne mutlaka saldıracak, saldırmalı' duygusuna kapıldığını" anlatan teyzenin seyrettiği cinsten bir haber bülteni oldumu?

-Hem oldu, hem olmadı!

-Dolunay, alo?

-Evet, burdayım.

-Neresi olmadı?

-Anlat
ırım. Bülteni kaparken, hafif hafif hızlanan ya da saldırıyı tamamladıktan sonra dönüp indiği pistinde, yorgun bir tanrı gibi, salınarak yavaşlayan bir Amerikan uçağı görüntüsü iyi gider. Haberi okuyanın gözleri, program kapanışlarında olduğu gibi görüntüsü bulandırılmış bu "tanrı"ya, boynu bükük bakıp kalmış olacak... Bir kaç saniyeliğine, sanki bir çeşit... hissi ilişki.

"Vahşi gül" kısmından beri dinliyorum sizi. Yayını kapamayı unutmuşum biliyormusunuz?




Öksüz Dede bunu böyle dedi mi

Selâmlamış Belgrad'ı Budin'i

Almış bir ovayı akar kademi

Serhatlere uğrar yolu Tuna'nın...