MİLLî MÜCADELE TARİHİNDEN...

10 Temmuz 21'den 29 Ağustos 22'ye

 

Akibetleri Yenilgidir...

5 Ağustos sonrasını özetlemeden evvel, buraya kadar anlatılanları bir toparlayalım.

"Esas maksadı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni daha kurulmadan, cenin halindeyken boğazlamak olan Yunan işgal kuvvetleri, aynı zamanda 'Büyük Helen Devleti'ni kurup, Venizelos'un sözleriyle etrafı, '...dört denizle yıkanan ve kendi penceresinden Karadeniz'ide seyreden bir memleket olma" hayaliyle, başlarında kralları Konstantin olduğu halde, cephe boyunca saldırı başlatır... Yer,Türk düşmanlığında sınır tanımayan şımarıkların, vatan duygusundan yoksun gafillerin, dün olduğu gibi bugünde, 'ruhsuz toprak parçası' diye horladıkları Anadolu topraklarının batısı"

Tarih,10 temmuz 1921.



11 Temmuz 1921

"Afyon-Eskişehir hattına, mevcut olarak 1 tümeni 2 Türk Tümenine eşit 11 tümen ve bir süvari tugayı olmak üzere, toplam 136.000 kişilik kuvvetle saldıran düşman, İnönü Savaşlarından dersini almışa benzemektedir... Cepheyi bir bütün olarak gören, stratejisi doğru düşünülmüş bir taarruz plânı yapmıştır...Milli kuvvetlerimiz, tehlikeyi tam zamanında sezip Ankara'ya doğru, Sakarya'nın doğusuna çekilmedikleri takdirde, 'Uşak grubu'yla 'Bursa grubu' arasında imha tehlikesiyle karşı karşıya kalacaklardı... Tıpkı, AB'yi, ABD'yi tanrılaştıran, tapınan, bugünün '150 binlikler'i gibi, kişiliğini Türk olmaktan utanmakta bulan o günlerin Millici düşmanları ise, şimdi 'dinsizliğini'de keşfettikleri, 'hasta, dinsiz Türklüğün' sonu olacak bir 'Yunan Zaferi'nin beklentisi içindedirler... Harekatın ilk üç günü, saldırı halindeki düşman kuvvetleriyle Türk süvarileri arasında çarpışmalar şeklinde geçer"


13 Temmuz 1921

"Harekâtın dördüncü günü, 13 Temmuz'da, Afyon düşer. Aynı akşam, Milli kuvvetlerle düşman karşı karşıyadır"


14 Temmuz 1921

"Savaşın mukadderatını belirleyecek muharebelerin ilki 14 temmuz sabahı düşmanın 40 bin kişilik bir kuvvetinin 12. Türk Grubu üzerine taarruzuyla başlar...Türk savunmasının sol cenahtan kırılması muharebenin seyrini değiştirir. İmha olmak tehlikesi, risk alınamayacak kadar büyüktür. İkindi sularında İsmet paşa cephenin Eskişehir'in batısına, Seyitgazi hattına çekilmesini emreder"


17 Temmuz 1921

"Sayı ve teçhizat olarak üstün düşman kuvvetlerinin çevirme hareketinin, imha tehlikesi büyük, tam bir kuşatmaya dönüşmesine fırsat verilmez...Sakarya nehrinin Doğusuna kadar, stratejik bir çekilme kaçınılmaz görünmektedir. 18 Temmuzda, İsmet Paşa'nın karargâhında durumu yakından inceleyen Mustafa Kemal Paşa'nın kanaati bu merkezdedir... Sakarya'nın Doğusuna çekilme emri, 21 Temmuz akşamı uygulanmaya başlanır. Üç günde tamamlanır. Cephe karargâhı Polatlı'ya nakledilir"...

"Sakarya'nın doğusu, 'Ya İstiklâl Ya Ölüm!... Ya Bağımsızlık Ya Teslimiyet' hattıdır".

"İşgalci düşman, kazandığı başarının geçiciliğinden habersiz, zafer sarhoşudur. Atina'da daha Yunan taarruzunun ilk günü, 10 Temmuzda başlayan sevinç gösterileri, şehirlerimiz bir bir düştükçe daha da artmakta, Asya'nın barbarına, Anadolu'nun hasta adamına indirilen tokadın şiddeti anlatılmaktadır. Istanbul ve İzmir'deki yabancı azınlıklar ellerinde Yunan Bayrakları meydanları doldurmuştur.

Sevinenler yalnız işgal ordusu ve yabancı azınlıklara mensup olanlar değildir... siyasi yapıdaki, medyadaki günümüzün Sevrci federalistleri, anti-millicileri, nasıl ki kaderlerini Kıbrıs'ta 'Yunan', Kuzey Irak'ta 'Amerikan zaferi'ne bağlamışlardır, o devrin Sevrci işbirlikçileride Anadolu'da bir 'Yunan zaferi' beklentisi içindedirler... İşgal Ordusunun Sakarya hududuna ilerlemesi, Türk Ordusuna düşman, vatan duygusundan mahrum bu tabakayıda umutlandırır. Bu tabakanın umutları, Yunan kabinesi askeri müşaviri General Stratigos'un 21 Temmuzda basın mensuplarına 'Kemalist Ordusunun (Milli-Ulusal Kuvvetler) âkibeti böyle oldu. Geriye kalan enkazın tamamen dağılması çok sürmeyecektir" şeklindeki açıklamayla iyice artar.

'Kemalist ordusunun omurgası dağılmıştır'. Gövdesinin ezilmeside an meselesidir.

Vatan duygusundan mahrum, Milli-Ulusal devlet düşmanı işbirlikçilik, Istanbul'un, İzmir'in yüksek semtlerinde kadınıyla erkeğiyle mutludur. O günün federalistlerinin gazetelerinin başlıklarına, köşe yazılarına yansıyan bu sevinc, 14 Ağustosta başlayıp, işgalci düşmanın 21 gün süren göğüs göğüse çarpışmalar sonunda Sakarya'nın batısına atılmasıyla sonuçlanacak Sakarya Meydan Muharebesinin kazanılmasıyla, 'Türkiye'nin geleneksel dokusunu bozup', Türk Devletini işgal altına alacağı, 80'lere 90'larde yeniden hortlayana dek yok edilmiş olacaktır.

Fakat işbirlikçilik, inançsızlık, maalesef Ankara'ya, Meclis'e kadar sızmıştır ve bu bir muharebe kaybetmiş, fakat son sözlerini söylememiş, nihai büyük zaferden adları gibi emin Mustafa Kemal'le silâh arkadaşlarını, Mustafa Kemal'in şahsında bütün bir vatansever hareketi bitirmek için, uygun bir fırsat geçtiği inancıyla ellerini oğuşturmaktadır"...


23 Temmuz-5 Ağustos 1921

"Bu günlerde, 23 Temmuz-5 Ağustos döneminde, o devrin sevrci federalistlerinin 'yersiz yurtsuz serseriler' diye aşağıladıkları Mustafa Kemal ve silâh arkadaşlarıyla, Meclis'teki anti-millici akım arasında çetin bir mücadele yaşanır...Sonunda hava yumuşar, 'Meclisin Orduya güvenini ve minnetlerini göstermek, selâmlarını götürmek maksadıyla' bir heyet gönderilmesi kararlaştırılır.

Fakat bu yumuşama, Mustafa Kemal'e yönelik düşmanlığın azaldığı anlamına gelmez. Tersine, Mustafa Kemal düşmanlığı, giderek bir saplantı haline dönüşmektedir... Kendisine yönelik düşmanlığı, Mustafa Kemal'de farkındadır...

O kritik günlerde, 'İşte bir millet hem kendi Sultanına ve hemde dünyayı yenen İngilize, Fransıza karşı gelmeye kalktımı, olacağı budur!' diyerek, iç kargaşa çıkarmaya uğraşan kronik işbirlikçilik hastalığının, batı tapınmacılığının Meclisteki uzantıları, 'Ordunun savaşı nasıl olsa kazanamayacağı' hesabıyla, Başkumandanlığı kabul etmesi için ısrarlarını arttırırlar. Onların bu ısrarına, 4 Ağustosta hazırladığı bir önergeyle, 3 aylığına Meclisin bütün yetkilerini kullanma şartıyla müspet cevap verir. 3 aylığına Meclisin bütün yetkilerini kullanma şartı, üzerinde şiddetli tartışmalardan sonra, 5 Ağustosta, Rıza Nur ve 9 arkadaşı tarafından meclise sunulan bir kanun tasarısıyla kabul edilir...

Görev, aynı gün, '...Efendiler, zavallı milletimizi esir etmek isteyen düşmanları mutlaka mağlup edeceğimize dair olan güven ve inancım bir dakika olsun sarsılmamıştır' denilerek ve 'kesin olarak inanılan bu tam güven, bu görüş' o dakikada 'hem sayın heyete, hem bütün millete ve bütün dünyaya karşı ilân'da olunarak, üstlenilir"...


5 Ağustos- 14 Ağustos 1921

Orduyla milletin arasını açmaya çalışan düşman propagandası, psikolojik savaş, bütün hızıyla sürmektedir. Meselâ, "...Amacımız işsiz kalan İstanbul subaylarını elde ederek şan ve şerefi için sizi zorla kanlı muharebeye sevkeden Mustafa Kemal ile dostlarını Anadolu'dan atmaktan ibaret" şeklinde ifadelerin yer aldığı bildiriler dağıtılmakta, söylentiler çıkarılmaktadır.

Mustafa Kemal saplantısı ise öyle bir hal almıştırki, 12 Ağustosta attan düşerek göğsünden yaralanmasında olduğu gibi, sağlıktan aşka, her şey, her değer bir yıpratma vesilesi olarak aleyhinde kullanılmaktadır.

"Düşmanların mutlaka mağlup edileceğine, vatanın kurtulacağına olan inançları bir dakika olsun sarsılmayan" bu yalnız adamların suçlu ilân edilmeye çalışıldığı, hatta Ankaralıların bile, onlara, "...birşey söylemiyorlarsa da, âdeta -başımıza Yunanlıları siz getirdiniz- der gibi"... kötü kötü baktığı, artık top seslerinin iyiden iyiye duyulmaya başladığı ve Sakarya Nehrinin kıyısındaki yabancı işgal ordusunun, "Avrupa'nın kararlarını saymayan Kemal Paşa ve diğer asilerin gelecekteki tecavüzlerinden kendilerini korumak için" taarruza hazırlandığı böyle bir şehirde, böyle bir dönemde, bütün olumsuzluklara rağmen, askeri ve siviliyle milleti seferber etmek için, tam bir topyekün mücadele mantığıyla, hırsla, azimle işe koyulur.

Büyük Millet Meclisi tarafından Başkumandanlığa getirildikten iki gün sonra, Hâkimiyeti Milliye gazetesinde, "Başkumandanımızın ordu ve millete bildirisi" manşetiyle yayınlanan bir duyuruyla "Orduya ve millete" seslenir.


"Orduya ve Millete"

Büyük Muharebeden çıktığımız en zayıf bir zamanımızda, bütün memleketi çiğnemek ve bütün halkı perişan etmek için üzerimize hücum eden düşmana karşı milletçe birleştik ve pek kıymetli ordular vücuda getirdik. Çeşitli ve birçok cephelerde eşsiz fedekârlıklarla millet hukukunu müdafaa eden ve en önde Yunanistan'ın istilâ ordularını iki defa tepeleyen bu millî ordularımız, o kadar yüksek bir azim ve imân ile muharebe ettiler ki, düşmanlar yalnız garp cephesindeki ordumuza karşı kralları başlarında olduğu halde tekmil Yunan ordusunu Anadolu'ya getirmeye mecbur oldular.

Bütün kahramanlık meziyetlerini ve yüksek vasıflarını en mühim muharebe meydanlarında tanıdığım ordumuzun tedbirli ve yüksek kumanda heyeti ile fedekâr subaylarına ve kahraman erlerine, cedlerimizden miras kalan seçkin özellikler ile kendini gösteren bütün millet fertlerine hitap ediyorum:

Millet kaderine el koymuş bulunan Büyük Millet Meclisi bugün beni ordunun başarısını sağlıyacak bütün tedbirleri almak üzere tam yetki ile donatarak Meclis Başkanlığından başka bütün ordular Başkumandanlığına memur eyledi.

Sizlere bu bildiriyi yazdığım dakikadan itibaren Allahın yardımına dayanarak ve öğünerek, bu büyük ve şerefli görevi yapmaya başlamış bulunuyorum.

Bana bu vazifeyi veren Meclis ve o Meclis'te temsil edilen kesin millet iradesi, hareket tarzımın temelini teşkil edecektir.

Hiçbir sebep ve suretle değiştirilmesine imkân olmayan bu kesin irade mutlaka düşman ordusunu yok eylemek ve bütün Yunanistan'ın silâhlı kuvvetlerini içine alan 'bu orduyu Anayurdumuzun harîmi ismetinde (mukaddes ocağında) boğarak kurtuluşa ve istiklâle kavuşmaktır.

Memleket ve Milletin maddi mânevi bütün kuvvetlerini bu sonucun alınmasına yöneltmek için, hiçbir tedbir ve teşebbüste müsamaha edilmiyecek, ne yer ve zamanla ve ne de vatan mefhumu karşısında teferruattan ibaret olan diğer düşüncelerle kayıtlı olmayarak, düşman ordusunun yok edilmesinden ibaret olan bu gayenin elde edilmesi için gereken herşey yapılacaktır.

Yardım Allah'tandır.

Bu bildirinin tâ erlere kadar bütün ordu mensupları ile bütün memurlara ve halka duyurulmasını rica ederim"...


Amacı, psikolojik savaşın hedefi durumundaki "ordu ve milleti" zaferin mutlaka kazanılacağına inandırmak, bir an evvel tereddütleri gidermektir. Yine aynı amaçla, Orta Anadolu milletvetkillerini, bazı kadroları, köylere, bucaklara gönderir.

Ordunun giyim-kuşam, yiyecek ihtiyacı had safhadadır. Ödeyecek para ise, yoktur. Peşpeşe "Ulusal Yükümlülükler" emirleri çıkartarak, askerin, çarık, çorap, çamaşır, zahire ihtiyacını, sonradan ödenmek kaydıyla, halktan ister.

Askeri hazırlık olarak, daha rahat durumdaki, Doğu ve Güney Cephelerinden takviye kuvvetler alınır. Kars, Maraş ve Antep'te bulunan kuvvetlerin bir kısmı Batı Cephesine çekilir. Karadeniz'de Pontus çeteleriyle mücadele eden Nurettin Paşa komutasındaki Merkez Ordusundan sadece Amasya'daki 16.Tümen alınır. Aynı şekilde, İzmit civarında bulunan Albay Kâzım Özalp komutasındaki Mürettep Kolorduda Batı cephesine sevkedilir. Diyarbakır Cephesine ise, her ihtimale karşılık dokunulmaz.

General Papoulas komutasındaki Yunan ordusu ise, karargâhını Eskişehir'e kurmuştur. 28 Temmuzda topladığı "Harp Meclisi"nde, "Ankara istikametinde ilerleyerek rastlanan her yerde Türk Ordusunun ezilmesine, Ankara'nın ele geçirilmesine" karar veren Yunan tarafı iddialıdır.
"Yunanlılar kazandıkları zaferler dolayısıyla artık Sevr Antlaşması ile yetinemez. Daha geniş ölçüde doyurulmalıdır" diyen İngilizlerin de desteğiyle, artık Sevr'i bile az görmektedir.

Türk ordusu tarafından dikkatle izlenen hazırlıklarını nihayet tamamlayan General Papoulas komutasındaki Yunan Ordusu, "omurgası dağılmış" Kemalist Ordusundan geriye kalan enkazı "rastladığı her yerde ezerek, Ankara'yı ele geçirmek" ve böylece "Avrupa'nın kararlarını saymayan Kemal Paşa ve diğer asilere" boyun eğdirmek üzere, 14 Ağustos sabahı Doğu istikametinde harekete geçer.