Hattakiler;

-Ya millileştirilmiş, kamulaştırılmış petrol yataklarının bulunduğu bölgede yaşayan halk onu  fakirleştirecek "özelleştirme çapulculuğu"na, yağmaya  razı değilse?

-Ben de o bölgede yaşayanlardan bazıları, Merkezdoğu topraklarından yok pahasına, sudan ucuza yağmalanan benzinin galonuna ödedikleri 1 doları bile çok bulan "Kellyler"in, "Safirler"in, "Kalpaksızlar"ın otomobillerinin depolarını daha da ucuza, üçte bir fiyatına doldurmaları demek olan "özelleştirme çapulculuğu"na, bu yağmaya nasıl olupta razı oluyorlar diye soracaktım.

-Aleyhlerine olduğu halde.

-Razı olanlar halk değil, güdücüler.

-Dedim ya işte "demokratikleşme saldırısı" başlatırlar diye. "Özelleştirme çapulcuğuyla yeraltı kaynaklarınızı talan edeceğiz, yeraltı, yerüstü bütün kaynaklarınız, zenginlikleriniz bizim... Ormanlarınız, sahilleriniz, koylarınız, sularınız, madenleriniz, bizim... Arkeolojik zenginliklerinize varıncaya kadar neyiniz var neyiniz yoksa hepsi bizim, talan etmeye geldik" demiyor ki adam, ya?... "Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi"yle, "Kişisel ve Siyasal Haklar Sözleşmesi"yle geliyor.

-Dinine, imanına varıncaya kadar.

-Dicle, Fırat, Sakarya, Istanbul, Bağdat, Kerkük, Musul, hepsi.

-Adına da  "Demokratikleşme süreci"... "Sivilleştirme süreci" diyor.

"Bütün halklar kendi kaderlerini tayin hakkına sahiptir. Bu hak vasıtasıyla halklar kendi siyasal statülerini serbestçe tayin edebilir ve ekonomik, sosyal ve siyasal gelişmelerini serbestçe sürdürebilirler"

TBBM'de 4 Haziranda bir oldu bittiyle kabul edilen "İkiz Sözleşmeler"de yer alan bu ifade kâğıt üzerinde ne kadar güzel duruyor değil mi?

"Bu sözleşmedeki her hangi bir hüküm, halkların kendi doğal zenginliklerini ve kaynaklarını tam olarak ve serbestçe kullanma ve yararlanma haklarını zayıflatacak bir biçimde  yorumlanamaz"

-Bu da güzel.

-İçi boşken güzel. Bu maddelerin içinde "günah" olanın "millileştirme"mi "özelleştirme"mi olduğuna dair bir ifade yok tabii. İşte sömürgeci, stratejisini birer kapsül gibi kullandığı bu güzel maddelerin içine yerleştirip, böyle sızıyor. "İkiz sözleşmeleri" devlet olarak kabul etsin, etmesin, bir millete içte ve dışta isteklerini böyle yavaş yavaş benimsetiyor... Evrensellik iddiasıyla.

-Sokaklarda yoksulları, mikrofonlara "Meclis özelleştirilsin!" diye bağırtıyorlardı. Bir halk ya böyle bağırmazsa, kabul etmezse? Millicilikte, millileştirmede ısrar ederse?

-Ona, "Bak, ısrar ettiğin tutumun, 'Bütün halklar kendi kaderlerini tayin hakkına sahiptir. Bu hak vasıtasıyla halklar kendi siyasal statülerini serbestçe tayin edebilir ve ekonomik, sosyal ve siyasal gelişmelerini serbestçe sürdürebilirler' maddesine uymuyor" derler, meselâ "soykırım yaptın, kabul et" diye ikna etmeye çalışırlar.

-Halk, millet, direnişini ısrarla sürdürürse? Kaderinde direnirse?

-Onlarda "Sözde soykırımı yapmamış olsakta onlar soykırımcı dediği için değil fakat yapmışız gibi kabul etmek çıkarımıza olduğu için" hatta  "yaptığımızı kabul edelim" diyenler çıkıncaya kadar ısrar ederler. Direniş devam ederse, "Zaten sen millet değilsin, seni uydurdular" veya "köhne diktatörlük rejimi"yle idare ediliyorsun, gelip seni 'kurtarıcılardan kurtaracağım', demokrasiye geçirip, yepyeni bir millet inşa edeceğim" derler.

-"Tüccar siyaset yapabilir ama asker yapamaz" derler durmadan.

-Niye yapamasın? Politikanın silâhla yürütülmesinden başka bir şey olmayan bir mesleğe, askerlik mesleğine mensup olanların siyaset yapmasından daha tabii ne olabilir. Çünkü silâhlı güç millici siyaset...K.999, evet?
Sesiniz az geliyor. Efendim?

Hattakilerden bir diğeri;

-Hatlardandır.

-...Bir saniye çocuklar. Bu gece mi? Nerede?. Biraz daha yüksek sesle...Evet. Kayıplarını nasıl vermişler dediniz?  Peki, teşekkür ederim, iyi geceler.

-GEM-HA zannettim ama değilmiş... İHA'dan, İstiklâl Haber Ajansından aradılar. Iraklı vatanseverler "Kalpaksızlar"ın haber bültenlerinde "operasyon yapan Amerikan güçleri"ne yani Amerikalı, İngiliz işgalcilere, mücrimlere ülkenin çeşitli noktalarında operasyon düzenlemişler, taarruz etmişler. Düşman unsurlar ağır kayıplar vermiş.

-Milli vuruş...

-Yabancı medyanın, işgalcilerin verdiği kayıpları nasıl haberleştirdiğini sordum, "Several American soldiers killed or injured" diye haberleştirmişler. Münferit... İki kişide olabilir. Yuvarlak... Joe?

-Saklıyorlar. Şimdiye kadar çok kayıp verdiler. Amerikan televizyonlarında cenazelerin karşılanması, defin törenleri gösterilmiyor, ölü, yaralı sayıları verilmiyor, Vietnam işgalinden farklı uygulamalar bunlar. Aileler üzerinde büyük baskı var, konuşamıyorlar. "Jessica"nın ailesi tir tir titriyordu geçen gün... "Düşman hatlarının gerisinde adamlarımızı bırakmayız" imajını güçlendirmek için çektikleri "hastane klibi"nde zorla oynattıkları zavallı.

Hattakilerden biri;

-"Klib"in senaryosunu "Black Hawk Down" adlı filmden almışlar.

-Neydi o "klib"i gösteren "kalpaksızların" hali?
Halbuki düşünebiliyor musunuz, Iraklı doktorlardan biri o yokluk içinde kendi parasıyla Jessica'ya portakal suyu bisküvi alıyordu, bir hemşire de geceleri kolay uyusun diye ona ninniler, şarkılar söylüyordu. 

Irak'ta Kurtuluş Savaşı yükseliyor çocuklar, Merkezdoğu'daki kukla rejimleri yerle bir edecek büyük bir hesaplaşma...

(Yarın)



dolun__ay@hotmail.com