"Memleket ve Milletin maddi mânevi bütün kuvvetlerini bu sonucu alınmasına yöneltmek için, hiçbir tedbir ve teşebbüste müsamaha edilmeyecek, ne yer ve zamanla ve de vatan mefhumu karşısında teferruattan ibaret olan diğer düşüncelerle kayıtlı olmayarak, düşman ordusunun yokedilmesinden ibaret olan bu gayenin elde edilmesi için gereken herşey yapılacaktır"

Atatürk
Kurucu Ulusal Önder

 

 


"Irak Devleti ile BM arasında varılan anlaşmaya rağmen, ABD'nin Irak Cumhuriyeti Devlet'ine yönelteceği bir askeri saldırı, tek bir projenin adımı olarak aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin milli-ulusal yapısını, siyasi birliğini parçalamaya yönelik bir saldırı olarak görülecektir...

Türk Milletinin, bu saldırıyı, hiç arzu etmediğimiz, fakat Türk siyasetinde, medyasında, bir öyle, bir böyle görünerek etnik parçalanma propagandası yürütenlerin kışkırttığı bir fetret devrinden geçmek pahasına, Merkezidoğu coğrafyasında "ABD-AB sonrası" dönemin kuruluşunu çabuklaştıracak bir fırsat olarak değerlendireceğinden en ufak bir şüphe duyulmamalıdır"
 

29 Ekime Doğru...
...

"Vatan sevgisini nerede bulduklarını" göstermeye başladılar, güzel... Çok güzel...

Şimdi arkadaşlar şöyle devam edelim isterseniz izninizle...

1-Kuzey Irak'ta ABD desteğiyle kurulan yapılanmayı "bağımsız devlet olarak önemsizleştirme" gayretleri, Türkiye'nin Güneydoğu'sunda da benzeri bir yapılanmanın kurulmasının normal bulunduğu, istendiği, beş-10 yıla kalmadan zamanla alışılacak bir gelişme olarak görüldüğü anlamına gelir.

Kuzey Irak'taki yapılanmayı bağımsız devlet olarak önemsizleştirmenin gerekçesi, orada yaşayanların Türkiye'de soydaşlarının bulunması ise, aynı gerekçenin, benzeri bir yapılanmanın güneydoğu'da da kurulması için sözkonusu yapılanmanın yöneticilerincede kullanılmaması için hiç bir sebeb yoktur.

Türk siyasetindeki, medyasındaki etnik federalistler, sınırın o tarafında kabul edilen Kuzey Irak'taki yapılanmanın bir benzerinin, sınırın bu tarafında da kurulmasını, dolayısıyla Türkiye'nin etnik temelde federal parçalanmasını açıkça talep etmeye hazırlanıyorlar. Çekmecelerindeki "Demokratik Kürt-Türk Federasyonu" Anayasa taslaklarını günışığına çıkaracakları anın geldiğine inanıyorlar.

Kuzey Irak'taki yapılanmanın Türkiye tarafından tanınmasını "önemsiz, sıradan bir gelişme" olarak göstermeye çalışanlar, bu yapılanmayı 11 yıldır adım adım kuranlardır, bunu sakın unutmayın arkadaşlar...

"Vatan... Bağımsızlık... Milli Kurtuluş... Milli Mücadele... ABD sorunu... AB sorunu... ABD sonrası dönem... AB sonrası dönem... Milli-Ulusal-Üniter devlet"... diyemezler... Bunlar hep tezahür...


2-Öcalan'ın cephe gerisinden uzaklaştırılması gerekir...

Savaş, her disiplinde olduğu gibi, onun mantığıyla düşünülmedikçe başarıya ulaşmanın zor olduğu bir sanattır. Bir savaşta, savaşılan tarafın karagâhını cephe gerisine kurmasına müsaade edilmesi görülmemiştir. Taraf durumundaki Öcalan'ın karşı olduğu milli-ulusal devlete karşı, bulunduğu durumun imkânlarıyla yürütülmesi kağıt üzerinde mümkün olmayan bir karargâh faaliyeti göstermesi, bu faaliyeti karşı olduğu üniter Milli-ulusal devletin koruması altında yürütmesi, sadece savaş mantığına değil, düpedüz akla aykırdır.

Öcalan, Kuzey Irak'a, artık birleştiklerini söyleyen Barzani'nin, Talabani'nin yanına bırakılmalı. Öcalan'a zarardan ziyade fayda, Millici cepheye ise, faydadan ziyade zararı olan bu tuhaf durumun düzeltilmesiyle, Öcalan'la Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni birbirine bağlayan kelepçe açılmış olacak, devletin bağlı olan elide serbest kalacaktır...

Ve bu sefer zafer, tam kazanılacaktır.

Ve yine çok önemli bir nokta, Öcalan'ın durumu ardına gizlenen Türk siyaseti, devleti ve Türk medyası içindeki Milli-ulusal Devlet düşmanlarının maskeleri de düşürülmüş olacak, sahte anti-kürtçülük silâhı ellerinden alınmış olacaktır. Onlara, "Haydi Kuzey Irak'a gidin, diktatör Saddam'a karşı demokrasi mücadelesine katılın!" diyeceğiz...

3-Doğru düşünceyi yanlış ifadelerle savunmak, yanlış düşünceyi kuvvetlendirir arkadaşlar, size söylenenlere dikkat edin.

Misal:

"Avrupa'yı milli hedef olarak görmeyip, siyasi malzeme yapan teslimiyetçi Avrupacılar"... Yanlış.

Türkiye'nin milli hedefini Avrupa olarak kabul ettikten sonra, teslimiyetçilikten bahsetmenin anlamı kalmaz. AB'ye yutulmak, niteliği milli olan bir hedef ise, buna inananların AB'nin taleplerine değil itirazda bulunmak, o talepleri derhal kabul etmeleri gerekir.

Doğru ifade şu;

"Avrupa'yı milli hedef olarak gören teslimiyetçi Avrupa yandaşları"...

Esas: AB üyeliği, Türkiye-AB ilişkileri dairesinde, 40 yıl evvel vaktin siyasi iktidarınca yapılmış bir siyasi tercihdir. Bu siyasi tercihin 40 yıl önce yapılmış olması, devlet politikası olarak sürdürülmesi, tercihin vazgeçilmez olduğu anlamına gelmez. Gelip geçici siyasi iktidarlarca yapılmış bütün siyasi tercihlerin üzerinde olan tek şey, Milli iradenin bağımsızlığıdır ki, onu tehlikeye düşüren hiç bir hedef milli ve de vazgeçilemez değildir.

Unutmadan söylemek isterim, Türkiye Cumhuriyeti sınırları dışında yaşamakla beraber, Milli birlik ve bütünlüğü parçalama maksatlı, etnik veya dinî misyonerlik faaliyeti yürütmemek şartıyla, Gagavuzundan Hazar Türküne, Çerkezinden Kırımda yaşayanına, büyük bir aile olan Türk Milletine mensup herkes, adına vatan dediğimiz Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin mevcut sınırları dahilindeki toprakların bütünlüğünü, bu sınırlar dahilinde yaşayan milletin birliğini dağıtıcı faaliyetlerden, başka projelerden uzak durmalıdır.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti sınırları, bu sınırlar dahilindeki toprakların bölünmezliği ve üzerinde yaşayanların birliği esastır...Türk Milletine mensup olmakla birlikte bu sınırlar dışında yaşayanların ilgisiz kalmamızın düşünülemeyeceği siyasi faaliyetleri ise talidir...

Başka devletlerin sınırları dahilinde yaşayanlar, hiç bir surette ve hangi gerekçe adı altında olursa olsun, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni, Ana vatanı tehlikeye düşürücü projelere katılmamalıdır...

Türk milletine mensup herkes için geçerli bu zorunluluktan Irak Türkmenleri muaf değildir. Etnikçiliğin, Irak Türkmenleri üzerinden Türkiye Cumhuriyetine yöneltilmesi, milliyetçileri bu tuzağa çekmeye çalışanların Kuzey Iraktaki kukla idareyle aynı olan maksadını görünmez kılmaz arkadaşlar uyanık olacaksınız...

Kerkük oldu bittisi kabul edilemez. Türkmenler, meselelerini Irak Cumhuriyeti Devleti'nin vatandaşları olduklarını unutmadan arayacaklar, sonu hüsranla bitecek projelere alet olmayacaklar... Dış saldırgana karşı direnen Irak Cumhuriyeti Devleti'nin yanında yer alırlarsa, bu onların lehine olacaktır.

Türk Milletinin "milli hedefi"ne bağlı tek "milli davası" Kıbrıs'tır.
...
Evet, sadece üç soru... diğerleri daha sonra, evet?... Siz?..

-"İki aşiret reisinin gücünü abartmayalım, Türkiye o kadar güçsüz değildir diyorlar, doğrumu?"...

Aksi gerçekleşmedikçe, tam bir aldatmacadır, az evvel bahsettiğim türden gizlemedir. Güçsüzki, iki aşiret reisine Ankara'nın ortasında, yol ortasında teslim olmuş duruyor.

Fakat bu teslim olmuş duran, Türkiye Cumhuriyeti değil arkadaşlar...devlet kademeleri ve Türk medyası içine yuvalanmış "8 Mart süreci"nin "etnik ittifak" mensuplarıdır. Yani birden fazla Türkiye var. Bunu daha sonra konuşacağız. Evet?

-"Medya ne durumda?"...

Sebebi, gerçekleri bir nebze olsun görmeye başlamalarımı yoksa Türk Milletinin kararlılığı giderek kabaran milli varlığından duydukları ürküntümü ayrı, belli bir düzelme var.

Bugün dikkatimi çeken iki misalde olduğu gibi, yöntemlerini çok incelttiler:

"Amerikan yönetimi Irak'ın nükleer silah geliştirmesini engellemek için savaşa hazırlanırken, kendisi nükleer silâhlarını geliştiriyor"...

Eleştiri oku ABD'ye yönelmiş gözüküyor, evet... Siz, ABD'ye yönelmiş doğru eleştiriyi izlerken, ABD'nin Irak Devleti'ne yönelik saldırı tehditinin gerekçesinin, "Irak petrollerini kontrol etmek, bir lideri sırf buna karşı çıktığı, direnişi temsil ettiği için devirmek, Irak'ı Türkiye'ye model olacak biçimde etnik temelde parçalara ayırmak" olmadığını öğrendiğinize, çoğunuz için böyle olduğuna inanıyorum, dikkat bile etmiyorsunuz, edemiyorsunuz tabii...

İkinci misal, Irak'ta ki referandumun, Irak Devlet Başkanı'nın gücünü "ABD ve uluslararası topluma göstermesi" şeklinde yorumlanması... "ABD ve uluslarası topluma"... Irak Devleti'nin gücünün ABD'ye gösterilmesine kimsenin bir itirazı olamaz, fakat "haber cümlesi"nin bu yanıyla uğraşırken, size, aslında uluslarası toplumu karşına almış durumdaki ABD'nin "uluslararası toplumla yanyana durduğu"da söylenmiş oluyor. Bugün, Irak'a karşı "ABD ve uluslararası toplum" tespitini haklı çıkaracak, 91'dekine benzer bir "müttefik koalisyonu" olduğunu hiç zannetmiyorum, ya siz?...

-"Saddam Hüseyin'in 7 yıllığına Devlet Başkanı seçilmesini nasıl karşılıyorsunuz?"...

Memnnuniyetle karşılıyoruz.

ABD Başkanı George Bush'un, "demokrasi icabı", birden fazla adayın katıldığı ABD başkanlık seçimlerini kaybederek Başkan olmasıyla kıyaslanmayacak kadar, iki yüzlülükten uzak, açık ve dürüst bir uygulama olan bu referandumda, Irak Cumhuriyetinin içinde bulunduğu iç ve dış saldırılar dikkate alındığında, eğer sonuç yüzde yüz çıkmazsa doğrusu üzülürüm.

Türk milliyetçileri, 12 yıldır iç ve dış düşmana karşı Irak anavatanının bütünlüğü ve bağımsızlığını Milli Mücadele Yılları ruhuyla sürdüren kahraman Irak halkının, etrafında kenetlendiği Milli Kararlılığı referandumla bir defa daha sergilemesini memnuniyetle karşılarlar.

Sonucu elbette belli bu referandum, "en demokratik etnik teslimiyetçilikten, zilyon kere daha onurlu"dur...

...