YÜREKSİZ AŞK, AŞKSIZ VATAN OLMAZ
İKİSİNİ BİRLEŞTİRMELİ...


KESTIRIP ATMALAR...


Meclis'teki Türk vatanseverlerinden tokat gibi rest,

"Türk büyükelçisi Bağdat'ta görevine başlasın. 
'Cheney'in Teröre Destek Arama Operasyonu'na geçit yok!"


Millici hukukçulardan Erbil-Erivan Şer Kutbu'na tokat gibi tepki.

"Bir Kurtuluş Mücadelesi, bizatihi yeni bir hukuktur, kendi kanunlarını getirir, onlarla yürütülür. Amerikan kurtuluş savaşıda dahil, bütün kurtuluş savaşları, onu boğmak isteyen 'eski hukuk' yandaşları tarafından 'hukuk dışı olmakla' itham edilmiş, güya yargılanmışlardır. 1920'lerde de böyle olmuştu, 80 yıl sonrada aynısı oluyor. 


"Talabani, Barzani Ankara'dayken Devlet aşiret devleti olmuyorda, Paşalar, Talabani'nin desteklediği Kürt ayrılıkçılığıyla mücadele etmiş Korkut Eken'e sahip çıkıncamı hukuk devleti olmaktan çıkıyor?"... 


Kahveler köpürüyor, sabrının sınırındaki Türk insanı soruyor.

"Talabani Barzani aşiret reisimi, devlet reisimi?
Eken 'Türk teröristi' ise, Talabani 'Türk yurtseveri'mi?"...

Milli Güçlerden 'işgüzar savcı'ya tepki tokadı.

"Keçeciler suç sayılan fiili teklif ettiğinde bu övme olmuyorda, Paşalar bir Türk Subayına sahip çıkıncamı görevini hatırlıyorsun?"...

                                                                ***


Sanat dünyası, medya dünyası, "Cheney sloganında" anlaştı.

MAKE LOVE NOT WAR!...

    Sanat dünyasından sızan haberlere göre, şarkıcılar, komedyenler, tiyatrocular,"Teröre Destek Arama Operasyonu" kapsamında Türkiye'ye gelen ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney'i, savaş karşıtı tutumuyla hatırlanan 68 kuşağının ünlü sloganı "Make Love Not War!" sloganıyla karşılamaya hazırlanıyor. 

    Söylentilere göre, sanat dünyasında "eski 68'li" olarak bilinen, 68'li olmakla öğünen birçok sanatçı, "Post-modern terörist" olarak niteledikleri Cheney'in Türkiye'de bulunduğu süre içinde, açık-kapalı mekânlarda daha çok barış şarkıları söyleyip, "Terörist saldırıya geçit yok!" mesajını verecekler. Komedi dünyasının başarılı komedyenleride sıkı hazırlanmışlar. Onlarda bu mesaja keskin esprileriyle katkıda bulunacaklarmış.

    Aynı şekilde medya dünyasından sızan haberlere görede, ulusal hassasiyete sahip televizyon kanalları, Dick Cheney'in ziyaretinin ilk dakikalarından itibaren, bu ziyaret için hazırladıkları vatanseverlik bilincini yükseltici tarihi belgeselleri, filmleri birbiri ardına yayınlamaya başlayacaklar... Şimdi dostlar alış verişte görsün hesabı gece yarısına yakın saatlerde, "çocuklar uyuduktan sonra" yayınlanan Türk Kurtuluş Savaşını anlatan belgeseller, gündüz, hatta sabah kuşağına alınacak... Yayınlanacak filmler arasında, Irak'a yönelik 91 Saldırısının bütün boyutlarıyla, gizli kalmış yönleriyle işlendiği, "Amerikan Propaganda Makinesi"nin Irak halkı ve devleti üzerine attığı iftiraların uzman araştırmacılar tarafından bir bir deşifre edilip, çürütüldüğü, 24 SAAT uzunluğunda, dev, pırıl pırıl bir belgeselinde olduğu söyleniyor. Ulaşılması pek güç medya dünyasının doruklarına yakın, iyi haber alan kaynakların sızdırdığı söylentilere göre, adı sır gibi saklanan bu belgeseli hangi "ulusal televizyon kanalı"nın yayınlayacağıda belli değil. Ayrıca, konusu, "Vietnam'dan Irak'a ABD saldırganlığı" olan tartışma programlarına yer verilecek. Dıck Cheney'in Türkiye'de bulunduğu süre içinde, ulusal hassasiyete sahip televizyon kanallarında, reklâmların bile, "Yüreksiz Aşk, Aşksız Vatan Olmaz... İkisini Birleştirmeli!"...gibi, Birlik Ve Bütünleşme'yi özendirici, vatanseverlik bilincini yükseltici mesajlar vermesine dikkat edilecek. Yani, öyle, "Aşk üç günlük bir şeydir, tüketir gidersin... Zaten hayatta ne ki, çekiver kuyruğunu gitsin!... Vatan dediğinde turşu konservesi markası..." cinsinden saçma sapan şeylere yer verilmeyecek. 

    Yeni-nesle mensup muhabirler, basın toplantılarında, Cheney'e, 'Dünya Sevgililer Günü'nde kullandıklarına benzer, üzerinde, "Küt, küt diye sevgiyle çarpan" pembe, kırmızı kalp resimleri, okla yaralanmış kalp resimleri bulunan kartonlar göstermeyi bile düşünüyorlarmış. Yürecikleri, insan, bebek sevgisiyle "küt, küt diye çarpan" yeni-nesle mensup haber sunucuları, programcılar içinde, 

    "Bir anne olarak, anne olacak bir insan olarak, sizlere hergün 'savaş lobisi'nin uydurduğu 'hayali savaş senaryoları'nı, bunların yalan olduğunu bile bile haber diye okumaktan bıktım... Kan içmeyi propaganda etmekten bıktım... Üstüm başım kan içinde... İnsan çocuğunun yüzüne bakamıyor, geceleri uyuyamıyor... Artık yeter!... İşte canlı yayın esnasında, yalanı reddediyorum, bu yalanı yırtıyorum!" deyip, ellerindeki uydurma haber metnini yırtmayı düşünenler varmış... 

    Medya dünyasına yakın, iyi haber alan kaynakların sızdırdığı söylentiler arasında şu bile var. 

    "Bugünlere çok sıkı hazırlandık, ne filmler, belgeseller hazırladık. Cheney'e Türkiye'nin çiftlik olmadığını yayınlarımızla göstereceğiz. BU SALDIRIYI ENGELLEYECEĞİZ."... 

    Söylentilere göre, böylesine kararlıymış medya dünyası... 

    Hadi o zaman... 

                                                        ***


*Jeffrey Singer, moral aşıladı.

"Come on!... 
You are 'Little America'... Küçük Amerika!
Don't you remember that?... Ha?"...



Milletvekili soruyor;

    "Biz Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak ABD'nin Merkezidoğu toprakları üzerinde terörist saldırılarla, Celâli bozgunculuğuyla, mevcut devletleri yıkmasına karşıyız. Bu bizim resmi politikamızdır. Ancak, gerek hükümet üyeleri, gerekse devleti teşkil eden kurumlar içinde, açıklanmış bu resmi tutuma karşı çıkan arkadaşlarımız oluyor. Veya, 'Biz pek istememiş olsakta, ABD'ye karşı çıkılmaz' diye konuşuyorlar. Meselâ Meclis Başkan Vekilimiz bile böyle diyor. Bazı arkadaşlarım 'ABD, bu sene olmazsa öbür sene, öbür senede olmazsa, ondan sonraki sene mutlaka saldırır. Allah verede bu defa zararımız 200 milyar dolar olmasa' diyorlar, aklım şey oluyor yani"...

Jeffrey Singer;

    "Karmakarışık oluyor... Makyaj masası çekmecesi, çantası gibi değilmi?. Çorap, tarak, indirim kuponu, diyet çay poşeti ve ayna... sen hariç hepsi yanyana... Şimdi alay etmiyorum, buna 'sustain expectations' denir...'Beklenti yaratma, dondurup, bekletme taktiği' yani... Mesela, ABD, bir devleti yıkma teşebbüsünde bozguna uğradığı zaman, 'Amerikan Propaganda Makinesi' hemen kolları sıvar, 'resmi olmayan, fakat yönetime yakın ve iyi haber alan kaynaklara dayandırarak' bilgilendirme adı altında, 'Bu yaz olmazsa kışa kaldı, kışa olmazsa yine yaza kaldı' cinsinden haberler çıkartarak, söz konusu yıkma teşebbüsünde kullandığı milletleri beklenti yaratarak uyuşturur. Türk milletini 11 yıldır 'İlerde bir gün mutlaka saldırı olacak, iyisimi, sen hep böyle boynunu bük, dur, sesini çıkarma' konumunda tutuyor... 

    Bizimkiler çok ustadır. 'Bugün olmazsa yarın, yarın olmazsa Kıyamete kadar yolu var' taktiğine bir takıldınızmı, aynı girdaba düşmüş gibi olursunuz. O projeleri bilirim. Ağzınızı, 'Hayır, Biz askeri saldırıya karşıyız. Böyle bir saldırı olmayacak. Bunu engelleriz. Zaten ABD'deki savaş lobisi hızla eriyor' demek için açtınız... fakat diyemezsiniz!... Niyetiniz diline söz geçiremez. 'Biz askeri saldırıya karşıyız demiş olsakta, faydası yok... ABD saldıracak. En iyisi inşallah Turizm mevsimine denk gelmezde fazla zararı dokunmaz' dersiniz. Diliniz niyetinizi dinlemez, bizi dinler... Fakat sizde çok kolay tufaya geliyorsunuz... Niye biliyormusunuz? Çünkü çok kurnazsınız. Enstitüde bunu konu alan bir araştırma başlatıldı. Ön araştırma kapsamında, bir yoklama yaptık. Geçenlerde, bir geceyarısı enstitüde yalnızım. İn cin top oynuyor. Hiç kimse yok. Belli ki canım sıkılıyordu... Aldım kalemi, 'Irak, bu sene olmazsa gelecek sene, gelecek sene olmazsa, daha sonraki sene, o da olmazsa, işte kıyamet kopmadan önce, fakat mutlaka, donanmasını ani bir şaşırtmacayla, Habur Kapılarından Karadeniz'e yağlı kalaslar üzerinden kaydırarak geçirip, oradanda İğneada yakınlarından Trakya'ya sürpriz bir çıkarma yapıp, hiç geciktirmeden Istanbul üzerine yıldırım gibi yürüyüp, akacak... Bu durumda Türkiye nasıl bir tutum takınmalı?' gibisine bir soru çiziktirip, sabahleyin enstitüye gelen bizim stajyerlere verdim... Çevrede yaşayan Türklere sormaları için...Soruya ne cevap vermişler biliyormusunuz?... 'Hiç korkmuyoruz. Çünkü ABD var. Biz isteyince, hemen korur'... Sonra, 'Amerikan deniz piyadesi akıncıları, Bağdat kapılarında muzaffer olur inşallah' diye bağıranlar olmuş. Bunlar şaka değil... Yolda yürürken karşı kaldırımda bir Arap görünce, kılıç-kalkan oynamaya başlayanlar var. Bazıları 'Amerikan akıncıları bir saldırınca, nasıl kaçacaksınız bak, pis Irak'lı!..' diye yumruklarını sallıyorlar... Genç Osman türküleriyle Kürdistan marşları yanak yanağa... Özalizmin meyvesidir, afiyetle yeyin.
'Topçu', bunu bilmez, öbürüde 'okumaz' etmez... 
Kürdistan marşıyla Genç Osman omuz omuza... Sıra, Kuzey Irak aşiret reisleriyle birlikte 'ma aile' toplu mutluluk resmi çektirmeye geldi. Seçim öncesine denk getirmeyi plânlıyorlar. Özal'ın resmi, sembol olarak uygun... 

Milletvekili;

"N'olacak, peki Sir?"

Jeffrey Singer;

"Who knows... Mesele dönüp dolaşıp, Menderes-Özal üzerinden, Türkçü-Kürtçü arasında (muhacir düşmanlığı, İttihat Terakki düşmanlığı, devlet düşmanlığı manasında mukaddesatçı duygularıda okşayaraktan) raksederek siyaset eyleme kurnazlığına geliyor. Erivan-Erbil Şer Kutbu'nun stratejisi budur. Hiç değişmez. Türk vatanseverliği bu teşhisi tam manasıyla yapamadı, ABD kısmı hep ihmal edildi... Belki yaptı fakat siyasetini ortaya koyamadı. 10 yıl kaybettiniz. Menderes-Özal çizgisini iyi kullanan Kürtçülük de bu arada mukaddesatçılarla birlikte devleti kuşattı... 

    Meclis Başkan Vekilinizin öyle konuşması elbette Türkiye Cumhuriyeti Devletinin resmi politikasına objektif olarak, 'Ben seni takmam... Amerikan Devleti ne derse o olur' anlamına gelir. Fakat niyette bunu kastetmesi mümkün değil. O halde, niyette mümkün olmayan bu anlamdaki sözleri sarfetmiş olmasının günahı, bizim arkadaşların boynuna...

"Sir, peki ne yapmalı?" 
    
    "What must be done? demek istiyorsunuz... 'Ne haliniz varsa görün, bana ne' demem lâzım, fakat elimde değil, sizlere yardımcı olmak istiyorum. Sanırım bende biraz Türklük var. Sizler kadar olmasada var...  

    Evvela şu adımı atın. Türkiye Cumhuriyeti Devleti Hükümeti bütün bakanlar kurulu, hükümeti teşkil eden partilerin genel başkanları, Cumhurbaşkanı, mesela Cheney'in ziyaretinden hemen önce, tıpkı ABD Yönetiminin zaman zaman yaptığı gibi, milletin karşısına, tek yumruk olarak çıkıp; 

    'Türkiye Cumhuriyeti Devleti, askeri saldırıya kesinlikle karşıdır. Birlik Ve Bütünleşme düşmanlarının çabaları boşunadır, analar çocuklarını komşu kanıyla beslemeyecek, buna yeşil ışık yakılmayacak... Türk tankları illede bir yerlere girecekse, nereye gireceğimize biz karar vereceğiz... Ve bu ya 'kitle imha silâhları deposu' Karabağ, ya da Türkiye'nin güvenliğini tehdit eden, 'kitle imha silâhları deposu' Güney Kıbrıs olacak...Türk Milleti bunu böylece bilsin... ABD ve AB'de' demeliler...Elbette bunların hepsini söyleyemezler.Fakat askeri saldırıya kesinlikle karşı olduklarını, hep beraber söylemeliler.
    Sonra Türkiye Cumhuriyeti Devleti, 'savaş lobisi'ne mensup Cheney'in Türkiye'ye gelmesiyle birlikte gemi azıya alacağı besbelli, medya içinde çöreklenmiş, köşeleri tutmuş, kimisi AB'ci, kimisi ABD'ci, kimisi her ikisinede teşne, fakat her durumda Birlik Ve Bütünleşme düşmanı unsurların Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin açıklanmış resmi politikasına yönelik isyan hareketine bir son vermeli... 80'lerin ortalarında başlayan bu 'Medya İsyanı'nı kışkırtan medya içi bozgunculuğu hizaya getirmeli, Merkezi Devlet otoritesini tesis etmeli. Zaten bunu yapmazsanız, 'İki milli hedef', yani, 'AB'ye girme' ve 'Irak'ta rejim değiştirme' arasında millet olarak telef olacaksınız, tarih sahnesinden silineceksiniz. Bunları biz işledik ruhunuza, biz söyletiyoruz... 
    AB'ye girmek, hapishaneye girmek demek değil. Elbette çatır çatır müzakere yapılacak. Girmekte şart değil. Bu kararlılığı sergileyen millici hareket, ABD saldırısınada aynı kararlılıkla karşı çıktığı, hele hele önlediği takdirde, Türkiye'de ilk seçimlerden zaferle çıkar, tek başına iktidar olur. 

    Artık yapmanız gereken şey, Türkiye olmaktır, onun bunun maşası değil.
    You see, İt's very easy, isn't it?...
    'Siz isterseniz bu memlekete hissiyatı bile geri getirebilirsiniz'.
    Anlıyormusunuz. Siz yeter ki istemeyi bilin. İsteyin...


*Jeffrey Singer

Stonyfield Stratejik Araştırmalar Enstitüsü'nde
Merkezidoğu bölümünde araştırma asistanı olarak görev yapıyor. 

Koyu Beşiktaşlı... 

 

15 Mart 2002