-Rejim değişikliği mi? İnsanları korkutacaksınız.

-Siz korktunuz mu peki?

-Hayır da...yani.

-Biraz... Nedir o korkunun gerekçesi? "Rejim değişikliği"nin kendisinden korkulur mu? Bu bir devrim.

-Devrim mi?

-Devrim evet. İhtilâl de diyebilirsiniz. Askeri sivili, kadını erkeği, işçisi tüccarıyla, bir olup sömürgeci düşmanı Irak'tan, Türkiye'den, bütün Merkezdoğu coğrafyasından dışarıya, geldiği yere doğru şekillendirecek büyük bir devrim... Irak "küçük Amerika" olmayacak, rejimi değiştirilip "küçük Amerika" yapılan Türkiye'de tam bağımsızlığını yeniden tesis edip gerçek Türkiye olacak, ne varmış bunda korkacak?

-Korktuğumu söylemedim ki.

-Ne anlıyorsunuz şu "rejim değişikliği"nden sahi?

-Sözünüzü kesiyorum, iyi geceler dileyecektim. Bir de..."Bush Gotiki" olacaktı.

-Nasıl?

-Demin yaptığınız "Waşington Gotik"i benzetmesi, öbür mimari tarzın kullanıldığı benzetmeye benzemiyor. Benzetmenin aslına tam benzeyebilmesi için "Bush Gotiki" denmesi gerek.

-Doğru. Hem "k"den sonra tırnak vurgusu da yok, o da doğru. Dikkatli bir dinleyicisiniz, teşekkür ediyorum, iyi geceler... Yalnız Bush'u değiştirelim, onun gotik bir tarafı yok, "Rumsfeld Gotiki" daha uygun. Hattakiler soruyorum, Merkezdoğu'da ilk defa kim biyolojik silâh kullandı?

-Ama di...

-Hiç boşuna itiraz etmeyin, sormamış olayım desem de, beyninize söz geçiremezsiniz... sordum bir sefer. Konuşurken bir yandan da...

Hattakiler;

-...diğer sorularla birlikte cevabını düşünün.

Joe;

-Doha'dayken, bir gün bu Rumsfeld'in basın toplantısını seyrediyorum. "Alqami"ler henüz ortada yok, işgal güçleri Bağdat'ın dışında. Dalmışım.

-Doha'ya gelmiş miydi?

-Hayır, televizyonda... Rumsfeld'in beti benzi atmış, yüzü sapsarı. Ben de uyumuyorum da öyle dalıp gitmişim seyrederken. Hayalimde vampir dişleri yakıştırıyorum  Rumsfeld'in yüzüne, uyuyor da. Toplantının sonunda birden şarkı söylemeye başladı. Notadan anlıyor.

-Şarkı mı?

-Aslında söylemiyor. Hayalen... Hayalimde söylüyor. Duruma uyan o sözleri şimdi bir türlü...

Hattakilerden birisi;

-Karanlıklar Prensi Richard Perle daha uygun değil mi gotik benzetmesine?

-A, bak o tam gotik...klâsik, evet. "Demokrasi ihraç edeceğiz" diyen tip. Şimdi ona "cake walk" n'oldu diye soruyorlar, fakat ortada gözükmüyor. Arkadaşın 69 "Kanlı Pazar"ına "öbür türlü" katılan pederi gibi onun da mantığı hayli enterasan... Amerikan İngiliz istilâcıların saldırısından önce, Amerikan Propaganda Makinesinin dişlilerinden birinin New York veya Waşington temsilcilerinden birisine,  "Eğer Irak halkının yıllardır acı çekmesine, ambargo altında ölmesine sebeb olan Saddam Hüseyin'i devirmezsek, ambargo kısa süre sonra kalkabilir. Ambargo kısa süre sonra kalkınca, o da boş durmayıp petrol satar. Petrol satıp gelir sağlayınca, Irak halkının hayat seviyesini arttıracak yatırımlar yapar. N'olur? Halkın desteği artar, halkın desteği artınca da onu devirmemiz çok zor olur, onun için elimizi çabuk tutmak, bir an evvel Irak halkını özgürleştirmek zorundayız. Irak tahrip olacak ama bu en çok size, Türkiye'ye yarayacak, Irak'ın yeniden yapılandırılması aşamasında para kazanıp, ekonominizi düzeltme şansına kavuşacaksınız. Bölgeye istikrar gelecek, herkes mutlu olacak. Saddam Hüseyin'i biran önce devirmemize yardımcı olun, Türkiye bu fırsatı kaçırmamalı" anlamında açıklamalar yapmıştı. Bu sözlerimi "şimdi ambargo kalktığına göre mesele kalmadı" diye yorumlamayın sakın ha. İstilâdan önce Irak'ı ziyaret eden Devlet Bakanı Kürşat Tüzmen hangi yönetimle anlaşmalar imzalamışsa, muhatap o yönetimdir. İşgalcileri muhatap alanlar Irak'ın, Türkiye'nin düşmanı olmakla kalmaz, Allah'ında düşmanı olur. Irak'ta muhatab"Direniş"tir. Şükranlarını sunan sunana bir süreç olacak. Çocuklar, "dayanışma meselesi" anlaşıldı değil mi?

Hattakilerden birisi;

-Hangisi?

-Nasıl hangisi?

-Hangi dayanışma?

-Kaç çeşit dayanışmadan bahsettim ki bu gece?... Lehli Sobieski misaliyle başladığım...

-Leh.

-?
-Lehli değil, Leh...

-Teşekkür ederim. Bağdat'ın düşman işgaline uğramasını öyle seyreden Doğunun tersine, işte zamanın Papasının Viyana şehrini kuşatan Osmanlıya karşı yaptığı çağırıya uyan Avrupa güçlerinden Leh Sobieski misaliyle...

-Bir şey değil.

-?

-"Bir şey değil" dedim, o kadar.

-...Lehistan'lı Sobieski'yle başladığım ve demin bağlanan arkadaşın hatlarda kısmen soğuk rüzgârlar estirdiğini hissettiğim "Polonya örneğine göre Türkiye'nin Afganistan'a asker gönderme meselesini nasıl anlayacağız peki bu durumda, 'Hıristiyan dayanışması'mı?"... sorusundaki dayanışma meselesi... Hıristiyan dayanışması veya batı dayanışmasına karşı manevi kuvvetlerin seferber edilmesi, vatan toprakları üzerinde yaşayan Hıristiyan ahaliye sırf Hıristiyan oldukları için düşman olunması anlamına gelmiyor, Irak'ın ve Türkiye'nin etnik, dini idareciklere parçalanması karşı savaşan herkes Milli Kuvvetlere dahildir" diyoruz ya, bu sömürgeci saldırganın  "misyonerlik faaliyetleri"ni görmeyin, demek de değil tabii.

-Bir öyle, bir böyle söylüyorsunuz, insanın...

-...başı dönüyor sanki değil mi. Döner... Doğru çizgi üzerinde kalmak çocuklar, fırtınaya yakalanmış gemi güvertesinde denge sağlamaya benzer, şu yana kayıp devrilmeyeyim derken, dikkat etmediniz mi öbür yana kayar, "cup! diye düşersiniz aşağıya. Sımsıkı tutacaksın, yapışacaksın. Ali Galip'te deniz kazasında gitmişti, biliyor musunuz?

Okumamış olan Taşlıtarlalı;

-Sıvas'ta sotaya yatan Ali Galip'mi?

-Bu Ali Galip o Ali Galip değil, Mustafa Reşit'in oğlu Ali Galip. Babasının Saray'a sattığı yalıyı düğün hediyesi olarak aldı ya, yaramadı. Ali Galip Paşa'nın dulunun evlendiği diğer paşa ise Abdülaziz'in tahttan indirilmesiyle ilgisi olduğuna inanıldığından Taif'e sürülmüş. Yalıya son olarak Damat Ferit'le birlikte Abdülhamit'in kızkardeşi olan bir başka dul yerleşmiş.

Hattakilerden birisi;

-"Cemiyet Haberleri" gibi.

-"Cemiyet Haberleri" gibi demek... İşte o "Baltalimanı Sözleşmesi" denen idam fermanının imzalandığı bu lânetli yalıyı Cumhuriyet ilân edildikten sonra sosyal devlet, özel ellerden aldı, Kemik Hastanesi yaptı. "Denizden gelen denize döndü".

Hattan giderek yükselen mırıltılar;

-Darısı kalan yalıların başına.

-Ne dolaplar çevriliyor o kalan yalılarda kimbilir.

-Kimbilir ne süreçler plânlandı oralarda, yazarıyla çizeriyle, tüccar-siyasetçisi ve stratejistiyle... Ne tezgâhlar döndü, dönüyordur, hafta sonlarında, yaz akşamlarında.

-"Sofra"larda mı?

-Onlar "sofra"ya karşı.

-Bu Temmuz sıcağında, Ağustos şafağında.

-Yerde yemiyorlar herhalde...

-Sıcak koymaz onlara, yayla gibi yüzme havuzları vardır o yalılarda

-Çulsuzlar bastırdığı zaman, ne tezgâhları kalacak ne de yalıları.

-Yeter...Bunlar Sofya'da bir sabah vakti parasıyla bir fincan kahve veya çay içmek için girip oturduğu otelin kafetaryasında ona servis yapılamayacağını, masadan hemen kalkıp gitmesi gerektiğini söyleyenlere, "Bu vatanı alnımın teriyle ben besliyorum, bu vatanı tüfeğimle ben savunuyorum, siz kimsiniz beni kovuyorsunuz!" diye bağıran, bu çıkışıyla o sırada bir köşede kahvesini içen Mustafa Kemal'i derinden etkileyen, daha geçenlerde Irak'ta tüfeğiyle sömürgeci düşmanın uçağını düşüren "milletin efendisi"mi?... Masa kuruyorlardır. Şimdi arayan arkadaşla konuşurken aklıma geldi. Türkiye'nin Afganistan'a asker gönderme kararına gösterilen ilk tepkilerin nispeten yatıştığı günlerde, Kasım yada Aralık ayının ilk haftasıydı galiba,  işte karara baştan tepki gösterip nispeten yatışan televizyon kanallarından birinde, şimdi görüş alanı dışında kalan Kanal 7'de, ana haber bülteni başlarken ekranda bir alt yazı;

-Ben o kanalı seyretmiştim.

-..."Ankara'yı zor durumda bırakan sözler; Türkiye asker gönderme kararını kendisi aldı".
O gün ABD Dış İşleri Bakanımı Ankara'daki büyükelçimi, neyse işte, "Afganistan'a asker göndermesi kararını biz almadık, Türkiye kendisi aldı" demiş. Arkasından  haber spikeri;
"Herkes bu kararı ABD'nin aldırdığını sanıyordu...Şok etkisi yarattı. ABD Dış İşleri Bakanı böyle dedi mi demedi mi?" diye başladı. Ne dikkatinizi çekti bu cümlede çocuklar. 

-"ABD Dış İşleri Bakanı böyle dedi mi demedimi"de mi?

-Sorduğum, ilk haberle ilgili alt-yazı cümlesi. "Ankara'yı zor durumda bırakan sözler; Türkiye asker gönderme kararını kendisi aldı".  Haberi hazırlayan bilincin, ABD Dış İşleri Bakanımı Ankara'daki büyükelçimi, neyse işte, "Afganistan'a asker göndermesi kararını biz almadık, Türkiye kendisi aldı" demesi üzerine, Türkiye'nin zor duruma düştüğünü düşünmesinden ne anlamalıyız? Sebebi?.. Kim cevap vermek ister? Demin "devrim" lâfını duyunca sesi faltaşı gibi açılan, siz cevap verin.


Devam eder


dolun__ay@hotmail.com