"Baylar, 1922 yılı Ağustosuna değin de Batı devletleriyle olumlu anlamda gerçek ilişkiler kurulmadı. Yurdumuzda bulunan düşmanları silâh gücüyle çıkarmadıkça, ya da çıkarabilecek milli gücümüz bulunduğunu fiiliyatta göstermedikçe, siyaset sahasında umuda kapılmanın yeri olmadığı yolundaki inancımız kesin ve sürekli idi. En doğru inancın bu olduğunu, bu olacağını doğal olarak kabul etmek lâzımdır. Gerçekten, bugünün yaşam koşulları içinde, bir birey için olduğu gibi, bir millet içinde gücünü ve yeteneğini iş ile gösterip ispat etmedikçe kendisine önem verilmesini ve saygı gösterilmesini beklemek boşunadır.

Güçten ve yetenekten yoksun olanlara yüz verilmez.

İnsanlık, eşitlik, yiğitlik icaplarını, bütün bu niteliklerin kendilerinde bulunduğunu gösterenler isteyebilir.

Baylar, dünya, imtihan alanıdır. Türk Milleti, bunca yüzyıllardan sonra yine bir imtihan, hem de bu defa, en çetin bir imtihan karşısında bulunduruluyordu. İmtihanda başarı sağlamadan kendimize karşı iyi davranılmasını beklemek, bizim için doğru olabilir miydi?"

Atatürk
Kurucu Ulusal Önder


 

 

"The man who fears no truths has nothing to fear from lies"

Jefferson


...

"Straw Dogs"


-Duydunmu?...

-Bebek ağlıyor sanki.

-O kedi sesi... Haberleri söylüyorum. Üç gün sürmez demiştim. İddiayı kaybettin, bulaşıklar senin.

- "ABD, Irak'ın Birleşmiş Milletlere yaptığı çağrıyı reddetti"... Düşünüldüğü anda saçmalığı farkına varılmayacak bir cümle değil ki... Mantığında bir adab-ı muaşereti var.

-ABD'yi "her şeyin ötesinde, ötelerinde ötesinde... ötelerinde ötesinde, bir İlâhi güç" olarak görüyorlar. Pencereyi açsana biraz hava gelsin.

-Vay canına... Şu cümlelere, alt yazılara baksana.

"ABD, Irak'ın yaptığı çağrıyı samimi bulmadı"

"ABD, Irak'ın çağrısının tam bir saçmalık olduğunu söyledi

"ABD'den Irak'ın denetçi çağrısına çağrısına red"

"Bağdat yönetiminin yaptığı çağrıyı samimi bulmayan ABD, Saddam rejimini devirmeye hazırlanıyor"...

-Fakat, "ABD, BM değildir. BM'nin üzerinde bir kurum değildir. Meselede hasım konumundaki ABD'nin kendisine yapılmamış bir çağrının samimiyet derecesi üzerine yaptığı değerlendirme, elbette çağrının muhatabı kuruluşun değerlendirmesi yerine geçmez. Uluslararası hukuk, hiçbir devleti, "bir başka devletin rejiminin değiştirilmesi gereken bir rejim olduğuna kendisini BM yerine koyarak karar verebilme yetkisi"yle imtiyazlandırmamıştır.  ABD yönetiminin, hukuki temeli olmayan samimiyetsizlik gerekçesiyle, bir devletin rejimini devirmek için başlattığı hazırlıklar, Irak Devleti'ni kararlarının icabını yerine getirmeye çağırdığı BM'nin temel prensiplerine aykırıdır" diye not düşemiyorlar.

-Bu "not" değil, haberin kendisi... Sen merak etme, ilerde gazeteci veya televizyoncu olacağı gözlerinden belli, sevimli, tatlı bir kız çocuğu, "özgürlük meydanları"nda güneşlenen insanlara, "Bir saniye... Sizinde bildiğiniz gibi, Washington yönetimi, BM Güvenlik Konseyinden Irak Devleti'ne BM kararlarına belli bir süre içinde uymasını şart koşacak bir karar çıkartmaya uğraşıyor. Bush rejiminin bu davranışının samimi bulunabilmesi için, aynı karar kapsamına İsrail'in de dahil edilmesi gerekmez mi?"... diye soracaktır.

-?

-Soracaktır, görürsün.

-Ya sormazsa?

-Sormazsa hesap sorarsın... Üzerlerine üzerlerine gidersin... Eleştiri oklarını yağdırmaya devam edersin...usulü adabınca.

-E, zaten öyle yapıyorum. Filmlere, bir şey diyormuyum?

-Yoo.

-Çoğunlukla iyi... Hayat bilgileri öğreten, insanı eğiten programlarda güzel. Haber bültenlerinde, ABD'ye yontan yorumların Türkiye Cumhuriyetinin aleyhine olduğunu anlatıyoruz... Dikkatimi ne çekti biliyormusun, Irak Devleti'ne yönelik askeri saldırı tehdidiyle ilgili yapılan açıklamaların "haber bültenleri"ne girebilmesi için, o açıklamalarda, Irak'ın etnik idarelere bölünmesini destekleyen  ifadeler bulunması adeta şart haline geldi.

 -Hep böyleydi. Kaç şeker?

-Tek... Fakat, artık işi Türkiye Cumhurbaşkanın açıklamalarına kadar... Üü, mutfağın haline bak, bir yığın bulaşık.

-Bir kaç tabak, çatal, kaşık, kâse, o kadar.

-Dağ gibi görünüyor gözüme. Üç gün çıkamam buradan ben.

-Amma abarttın... Bir meyve salatası tabağı, o da zaten minik oval bir tabak, işte çay bardakları, kahve fincanları.

-Ya o?... Tezgâhın üzerindeki, dev gibi şey?

-Süt kaynattın ya içinde... güya pastörize etmek için. İşte o düdüklü tencere...

-Ama az daha oluyordu...

-Dev, mev gibide değil, gayet normal bir kap... O, reçel kavanozu... bulaşık sabunu şu.

-Papağan biçiminde tuzluk herhalde... Mutfak bibloları serisi. Takım bunlar di'mi...set. Şekerlikte tavla biçiminde. Rengi gül kurusu pembesi. Gemi tavlasımı bu?

-Karabiber var içinde! Sallama öyle... gözlerine bir kaçarsa görürsün, gemisini, pembesini, gülünü.

-Ağlarmıyım?

-E, peki sonra?.. Haber bültenleri diyordun.

-Onu diyorum işte... Irak Devleti'nin etnik temelde parçalanması için faaliyet gösterenlerin, "Irak'ta nasıl bir etnik federal yapı kurulması gerektiği" üzerine yaptıkları açıklamaları anında, etraflıca duyuruyorlar, Türkiye'nin resmi tutumu doğrultusunda yapılan açıklamaları ise, gecikmeyle, sağından solundan kırparak veriyorlar... hatta Türk milletinden gizliyorlar...

-Bir çeşit ambargo... Ordu komutanlarının 31 Ağustosta yaptıkları açıklamaları da sadece bir defa aktardılar sanıyorum.

-O dediğin açıklamalarda, Türk siyasetinde, medyasında, Türk Devlet kademelerindeki etnikçilerin, Türk Milletinin iradesini kırma, "Komşu Kuzey Irak devleti ve onun devlet başkanları, bakanları"na alıştırma maksatlı ısrarlarına karşılık, "iki aşiret reisi" tespiti ve  "kararlılık" var...Yani, Irak Devletinin etnik temelde parçalanması için faaliyet gösteren dış unsurların açıklamalarını her haber bülteninde duyururken, bu parçalanmaya karşı millet gerçeği etrafında kenetlenenlerin açıklamalarını, hani vermesen daha iyi olurdu hesabı, bir, iki, o da kırparak öyle bir veriyorlar ki, "doğru haber" yine gürültüye gidiyor... Televizyoncular bunu bilirler.  Medyadaki anti-Türk unsurların Türk Ordusuna yönelik ambargosu yeni değil, yıllar önce başlatılmış bir uygulama.

-"91 Ağustos süreci"nde başladı.

-Hayır, 80'lere, 70'lerin sonunda başlatılan "Etnik süreç"e, hatta daha önceki yıllara uzanır. Geçenlerde, Türkiye Cumhurbaşkanı, yurt dışında, sanıyorum Güney Afrika'da katıldığı bir toplantıda, "Irak'ın siyasi birliğinin korunması gerektiği"nide söylediği bir konuşma yaptı. O gün Talabani'nin Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bölgeye ilişkin resmi politikasına aykırı, malum görüşlerini tekrarladığı haberin yer aldığı öğle saatlerindeki haber bülteninde bu konuşma yoktu. Bu konuşma, daha sonraki bültenlerde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bölgeye ilişkin resmi politikasına aykırı, malum görüşlerin esasmış gibi verildiği diğer haberle gölgelenecek şekilde yer verildi. Buna benzer bir çok misal verilebilir.

-Diğer haber, "Talabani Ankara'da... Temaslarda bulunmak üzere Dışişleri bakanlığında... Türkiye'ye güvence verdi" şeklindeydi, hatırladım. 4 Eylüldü.

-4 Eylülmüydü?... Hafızanın maşallahı var... Benimkisi bir kâbus...

-Ciddimisin? Hiç belli olmuyor.

-Halbuki bütün Türkiye... AB, ABD...dünya, uzay... medya, hep biliyorlar... Yani, Türkiye Cumhuriyeti devletinin bölgeye ilişkin politikalarına aykırı görüşlerin, buna hiç dikkat çekilmeden hatta benimseniyormuş gibi verildiği bir haber bülteninde, eğer Türkiye Cumhurbaşkanının yurt dışında katıldığı bir toplantıda yaptığı, "Irak'ın siyasi birliğinin korunması gerektiği"nide  söylediği konuşma yer almıyorsa, önemsizleştirilerek veriliyorsa, Türkiye Cumhuriyetinin Merkezi doğu politikalarına aykırı görüşleri esasmış gibi vermek belli bir misalle sınırlı dikkatsizlik değil fakat tezahürlerine her gün şahit olunan bir uygulamaysa, demek ki Irak'a yönelik ABD tehdidiyle ilgili yapılan açıklamaların, konuşmaların "haber değeri" taşıyabilmesi için, içlerinde, Irak devletinin etnik bölgelere, rejimlere bölünmesinin, siyasi birliğinin dağılmasının, devlet yapısının tasfiyesinin istendiği, bu doğrultudaki projelerin desteklendiğini anlatan ifadelerin, kelimelerinde bulunması şart... Bunun yapılmadığı, sadece "Irak'ın siyasi birliğinin korunması gerektiği"nin belirtildiği bir açıklama ise, sahibi  Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı bile olsa, neredeyse tamamını "muhtemel operasyon"a, yani Irak Devleti'ne yönelik saldırı tehditini "bütün yönleriyle ele almaya" ayırmış haber bültenlerinde dahi, "haber değeri" taşıyor sayılmaz, dolayısıyla ya yer verilmez, ya da etnikçi görüşün şu veya bu derecede  desteklendiği "diğer haberler"le gölgelenecek şekilde "haberleştirilir"... Ayrıca daha yakından...

-Biraz dur. Hüüh...

-N'oldu ki?

-Anladım...Kâfi.

-En önemli yerine geldim, bir saniye...  Türkiye'nin resmi tutumuna aykırı görüşlere, projelere sempatiyle bakan bu medya kuruluşlarının kendilerini "rejim muhalifi" olarak adlandırmaları gerekmezmi?... Türkiye Cumhuriyeti'nide kapsayan etnik projenin Irak bölümünü gerçekleştirmek için yürütülen faaliyetleri "muhalefet", sahiplerinide  "rejim muhalifi" olarak açık-gizli destekleyenler neden kendilerini Türk Devletinin karşısında "rejim muhalifi" olarak adlandırmıyorlar?... Ortada, kötülüğü-iyiliği Irak Devleti'nin "siyasi sınırları" ile sınırlı kalmayacak tek bir proje var. Fark, aynı politikaları Türkiye'de savunmaları. Bu farkın, "rejim muhalifi" olarak adlandırmaya bir engel teşkil edeceğini sanmıyorum... 

Sadece medya değil, Türk siyasetinde yer alan yapılanmalarda dürüst olmak zorunda.

-Geçenlerde, Irak'ın Almanya da konsolosluk binası işgal edildi. Türk medyasının haber bültenlerinde işgali gerçekleştirenlerin adı "rejim muhalifi"... Başka bir devletin konsolosluğu işgal edilmiş olsaydı farklı olurdu. AB projesi karşındada tavırlar dürüst olmalı. Aslında, çoğu, "ha ABD, ha AB farketmez... biri bizi yutsun, şu Türk Devleti, Türk milliyetçiliği yok olsun"... böyle düşünüyorlar...

-Doğru... Kuzey Irak'taki "kukla rejim"in ortaya çıkışında, Türk siyasi hayatı üzerinde tahakküm kurmasında, Irak devletinin etnik parçalanmasına yol açacak Amerikan saldırısını, 11 yıldır Türk milletine, her altı ayda bir, bir sonraki altı aya ertelenen, Türkiye'nin lehine bir gelişme olarak gösteren Türk Devlet kademeleri ve medyası içindeki etnik federalistlerin sorumluluğu büyüktür. 

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, kendi kurumları içinde vuruldu.

-Tuhaf bir durum yani... Türkiye ve Irak, iki komşu devlet... Irak Devleti'nin Ankara'da elçisi var. Buna karşılık Türkiye ise, Irak Devleti'nin Kuzeyindeki, bağımsız bir devlet olarak tanımadığı kukla rejimle, 11 yıldır elçi göndermediği, bağımsız bir devlet olarak tanıdığı Irak'tan sanki daha ileri "diplomatik ilişkilere" sahip. Veya böyleymiş gibi gösteriliyor.

-İki üç hafta evvelki başlıklar, alt yazılar ortada.

"Türkiye-KDP gerginliği"...

"Türkiye-Barzani gerginliği"...

"İki taraf arasında ki gerginliği azaltmak için, ABD arabuluculuk yapacak"...

Aralarında bir üçüncü ülkenin arabuluculuk yapacağı iki ayrı bağımsız devletten bahsediyorlar.

"Türkiye, Kuzey Irak'ın gelişmesinde son 12 yılda önemli bir rol oynadığını unutmasın"...

-Gelişme"den kasıt, "kurulma"...

-Hatırlatıyor... "Biz burada devletiz. '91 Ağustos süreci'ni başlatarak bu devletin kurulmasında bize yardım ettiniz. Bir şey yapamazsınız, gücünüz yetmez" diyor.

Haber bültenlerinde dendiği gibi, "tam bir saçmalık"... Ve canım fena sıkılıyor artık. Türk'e Türk propagandası yapılacak, etnikçi propagandası değil. Ben oturma odasına geçiyorum.

-Bitirmedinki bulaşıkları. Yıkadıklarında pek yıkanmış gibi görünmüyor. Bir yandan da gözün televizyonda.

-Notları okuyoruz... Filmlerde yine hiç yıkamıyorlar...

-?

-Ciddi söylüyorum. Güzel bir film vardı hani. Ormandaki ağaçları kurtarmak için... Bir saniye... En korkunç yeri...

-Bu fil...

-Hişşt... Bak, şimdi.... Buralarda bir yerlerde resmin gözleri bir dönecek... dönmesiyle de eşya taşıyan adamın ödü kopacakmış gibi olacak... Bak, bak, adam nasıl attı kendini kanapeye... demedim mi... Sırt üstü kapaklandı adeta. Ev, hortlaklı... Bela Lugosi.

-Fakat resmin gözü dönmedi... Resim içeriye döndü.

-Aklımda yanlış kalmış...

-Duvara gizli göz yapmışlar.  Set işçisinin teki duvarın arkasından çeviriyor.

-30'lar, 40'lar... Sen bir kere dünyada bile yoktun... Ben de yoktum. O devrin tekniği bu kadar. Yine de güzel... Bu filmin esas adı, "Ghosts on the loose", fakat Türkçeye  "Namevcut Hortlak" diye çevirmişler. "Ghosts on the loose"... I-ıh, alakası yok.

-Günlük dilde kullanıldığını hiç duymadım. Sen?

-"Hanging around" gibi bir şey herhalde.

-"Boş gezenin boş kalfası" gibi... Aylak aylak dolanıyorlar...

-"Avare Hortlaklar"...  "Avare Hortlak"... Aslında "on the loose" olan şey, kayıp, mayıp değildir, vardır... "Bulunmuş Hortlak"... Bu daha iyi.

-Aklıma gelmişken, canlı yayında Bağdat'a bağlanmaya başladılar. Özel haber bile yaptılar. Gördünmü?

-Evet. Irak halkının görüşlerini kendisinden dinledik, kötümü oldu?... Öyle bir yerdeki insanlık, artik yalan üzerine kurulu hiç bir proje gerçekleştirilemez. Daha da iyi olabilir.

-Bak birde şöyle bir şey var, "Türkiye'nin Kuzey Irak için göz ardı edilemeyecek bir ülke olduğuna dikkat çeken KDP temsilcisi"...

-Gayet açık... "AB, ABD gibi, Kuzey Irak olarak bizde Türkiye'nin stratejik açıdan önemli bir ülke olduğuna inanıyoruz. Bu gerçeği gözden uzak tutamayız, endişe etmeyin" diyor. Sanki bu tür açıklamalar, "AB temsilcisi, Türkiye'nin Avrupa için gözden çıkarılamayacak bir ülke olduğuna dikkat çekti" veya "ABD, Türkiye'nin stratejik önemine dikkat çekti" gibi veriliyor. Yani yüzlerde böyle bir hafif sevinç ifadesi varmış gibi... Bilmem yanılıyormuyum... Veya "Kuzey Iraklı muhalif liderler, 'Kuzey Irak Devleti olarak Türkiye'ye önem veriyoruz' demek istediler" denmek isteniyormuş gibi bir his... Notlara bakarken bir ara gözüme çarpmıştı. Şuralarda olmalı...

-Bakayım... Kendi tuttuğum notları okuyamıyorum. Nasıl okuyorsun şu  yazıları, bravo. Karmakarışık harfler. Şu ne meselâ?

-L... Senin L'lerini nerde görsem tanırım.... Dinle, "Türk siyasetçisinin, medyasının, 60'lardan bugüne, Avrupa ve ABD karşısında Türkiye'yi, daha doğrusu kendini nasıl gördüğü" demişsin...

"Jeo-politik önemimiz arttı"

"Avrupa'nın Türkiye'ye verdiği önemi gösteriyor"

"ABD'nin Türkiye'ye biçtiği önemli rol"

"ABD Türkiye'yi nasıl görüyor?.. ABD bizi gözden çıkarabilir mi?

"Avrupa, Türkiye'den vazgeçebilir mi?"

"ABD, Türkiye'nin gönlünü aldı"

"Jeo-politik önemimizi batılı dostlarımıza tam anlatamıyoruz"

80'lere kadar üç aşağı, beş yukarı, "jeopolitik açıdan mühimsenme" yetiyor demişsin.

-Yetiyormu demişim?

-Öyle demişsin işte. Devam ediyorum.

"Kendi reklâmımızı yapmayı bilmiyoruz"...

"Reklâmın iyisi, kötüsü olmaz... Reklâm, reklâmdır"

Burası "çağın liberal atlanışı" oluyor herhalde. 

-"Yükselen değerler" dönemi... "Zarar eden" veya "yeterince kâr etmeyen, atıl kamu kuruluşları"nın kayıtsız-şartsız özelleştirme anlayışıyla tasfiye edildiği, bütün açıkların devlete kapattırılıp, sağlık, eğitim gibi hizmetlerini veremez hale getirildiği, devletin sosyal niteliğinin gereksiz olduğu anlayışının topluma aşılandığı "yükselen değerler" dönemi.

-Bu kadarcıkmı?

-Bedeli ödeyen Taşlıtarla olacağı için, toplumsal maliyetinin kat be kat fazla olacağı bilindiği halde, sağlık ve eğitim hizmetlerinin kısılması, israfın önlenmesi değil, fakat bu hizmetler için gerekli harcamaların azaltıldığı bir dönem... Ülke, duvarları yıkılıp, kapısı, penceresi çıkarılmış, kilitsiz, militsiz bir Ev olmalıydı.

-"Şikagolu kasaplar"ın ortaya çıktığı yıllardı. Adamların ekonomi anlayışında insan faktörlerden bir faktör... Aklıma geldi şimdi. Batıda, sırf yöneticilerinin dudak uçuklatan maaşları, ikramiyeleri yüzünden "yeterince kâr etmeyen" şirketler var, biliyormusun... Bir yöneticinin emeklilik ikramiyesimi, öyle bir şeydi, 8000 bin hemşirenin toplam maaşına eşit... Yani devlet kuruluşu söz konusu olduğunda akla gelen "israf, zarar, yeterince kâr edememe" şirketler için serbest...mi?... veya şirketler edemeyince topluma maliyeti olmuyormu?... Yani, bir takım rakamların denk getirilmesinden ibaret... Parayı şu cepten alıp bu cebe koyuyorlar. Batıda, hastanelerden kitleler halinde hemşire, doktor, teknisyen çıkarmışlardı. 90'ların ortaları...Şimdi, böyle yapmakla elde ettikleri tasarruftan daha fazlasını ödüyorlar. Niye bil bakalım?

-Sağlık hizmetlerinin düzeyi düşürülünce, insanlar daha çok hastalanmaya başladılar ondan. Tedavi süresi de uzuyor. Buda masrafların artması demek...

- Para her el değiştirdiğinde bir parçası koparılır... Devam ediyorum.

"Biz kendimizi pazarlamayı bilmiyoruz"

Bir Televizyon stüdyosu. 90'ların ortaları, "ülke tanıtımı üzerine" konuşuluyor.

"Biz kendimizi satmayı bilmiyoruz"

"Kendini satmayı bileceksin" (Karşılıklı gülüşmeler)

Öğrenildi de... Temmuz 99. Haber; 'Istanbul'un göbeğinde fuhuş pazarı. Star Haber gökdelenlerin dibindeki fuhşu suçüstü yakaladı'

Yeni nesile mensup, 1980 doğumlu kız,  muhabirin sorusuna şu cevabı veriyor;

'Hergün başka bir erkekle beraber olabilirim, çünkü ben özgür bir insanım'...

Vücudunu satmasını, adeta bu fiile saygı duyulmadığı takdirde hakarete, engellendiği takdirdeyse, tecavüze uğramış sayacağı özgürlük dairesinde  bir "hak" olarak görüyor". Reklâmın iyisi, kötüsü...olur...Maddenin mananın kanunları esasta aynı; bir..."

-Herşey birbirine bağlı... Dur bakalım, hayrola... Alo... Dökül... Kim dedin?  Jeffrey!... Sen misin?...Gazellere karıştın sanıyorduk?... E, iyi... Ha?... Kaç yıl oldu?... "Saymadım" ne demek?... Saçlarım döküldü mü?...Biraz... Birazdan biraz daha fazla gibi bir şey... Ya, senin?.. Topa kafamı vurmaktan?... Sarsıntıdan?... Bilseydik oynamazdık.

-Ne iş yapıyormuş şu "Washingtonist" sorsana.

-Fethi... evet, burada, yanımda... İyi bildin, geceleri korkuyorum da ondan. Birazdan kovmayı düşünüyorum... Nasıl duydun? Bir saniye...  "Bu iyi bir şeymi" diye soruyor.

-Koskoca stratej... Bilmiyorsa, babasına sorsun... Millici, vatansever demek... Amerikan milliyetçisinin İngiliz işgalcilerle, işbirlikçilerin dilindeki adı...Amerikan Bağımsızlık Savaşında, İngiliz işgalcilerle, işbirlikçilerin, Ya istiklal, ya ölüm... Ya Bağımsızlık, ya teslimiyet!" şiarıyla Milli mücadeleye atılan "Kurucu babalar"ı, George Washington'la silâh arkadaşlarını kastederken "Amerikan milliyetçisi, Amerikan vatanseveri" manasında kullandıkları sıfat... Acaba, Stonyfield Stratejik Araştırmalar Enstitüsünde gece bekçisiydide, strateji uzmanı oldum diye bizimi kandırdı? 

-Karnaval yerindenmi arıyorsun?... Müzik sesi... Sanki birisi flütle lâ sesi çalışıyor... O, o Henry'mi?... Kaçıncısı?

-Sadece O Henry... Daktilosunun dabılyusu farklı bir kız vardı... menü yazıyordu.

-...?... Ha, O Henry... Flütüyle geceleri lâ sesi çıkarmaya çalışan adam, tesadüfen menüyü okuyordu...

-Hayır, karıştırıyorsun o başka bir hikâye...  Fakat ikisi de aynı kitapta. Çiddi söylüyorum.

-Cidden, şarkımı söylüyor birileri orada?... Şekspir İngilizcesimi?... "Love, move" diyor, fakat sonrası...  "Love"ın, "mav"ı olarak "move"... herhalde bu eski devrin İngil... Ha?... Kutup lisanı?...Bir daha söyle. "Jag lovar, du betyder nanting"... "A"nın üzerinde daire var. Aziz halesi gibi değil mi. Farklı okunuyor... Anlamı?...Anlamadım, bir daha... "I promise that you mean something"... İyi... Rıhtımda... Kafeteryanın telefonundan arıyorsun.

-Kafetaryamı açmış?

-Bir saniye, dur... Hayır, sana demedim. "Kafetaryamı açmış" diye soruyorda...   Nerden arıyorsun?... Bilmiyormusun?

-İçkilidir, o zaman.

-Yüzbaşı,"Sarhoştur" diyor.

-Sarhoştur değil, içkilidir...  Saddam Hüseyin "haberi" yazanlar gibi tahrif etme.

-Ha?... "Haber bültenleri" başladı yine...Seher Gazetesimi?... Sabah Gazetesi... Seher Gazetesi, Batıda, "Easternaziton" çağında çıkan bir gazeteydi. "Turkish Sympatizers Society" çıkarıyordu. "Seyyare-i Seher"miydi, "Seher-i Seyyare"miydi, ağızlarına nasıl gelirse öyle söylüyorlar... Evet... "Ayine-i Malumat"da vardı... Ne dedin?... Evet, metres edebiyatı... Baba, oğul versiyonu... İşte birşeyler söylüyorlar... 11 yıl evvelki hikâye...Bir yıl sonra ABD Senatosunda, "Yıllar önce yaptıkları açıklamaların gerçek olmadığını" söylerler... Fakat daha önce büyük bir ihtimalle Kuveytli kadınlar gibi evvela yine Amerikan Senatosunda, onları başlarını iki yana sallayarak, dişlerini gıcırdatarak dinleyecek Amerikalı senatörlere, ağlayarak "gerçekleri anlatacaklar"dır...

Orda "Ordu Günü" var değil mi? Bizde var mı bilmiyorum, Irak'ta kutlanıyor... ABD'de?... Her yıl buna benzeyen "Memorial Day" kutlamaları yapılıyor. "Şehitler günü" gibi... Askerlerle birlikte marşlar söyleniyor... Askeri marşlar bile söylüyorlar... Kimler?... "Milletin nedir?" diye sorulduğunda,  "Amerikanım!" diyenler... Böyle demekten mutlu olan insanlar... Tereddüt ediyorlar mı "Amerikanım" derken?... Almanlar, Fransızlar, İngilizler hiç etmezlerde... Mırın, kırın edene "Git, hangi milletle mutlu olursan, o milletten ol" diyorlar. Bravo!... O gün tanklar, toplar, füzeler resmi geçit yapıyor... Askeri sivili, hep birlikte, "God Bless America"yı söylüyor... Bu, temsil misal, "Türk Ordusu" değil tabii. Televizyonlar, "Amerikan Ordusu" yerine "Türk Ordusu"nun görüntülerini vermiyor yani... Peki yılın geri kalan günlerinde de böyle mi?... Hayır, içkili filan değilim. Aklımı da kaçırmadım.

-"Neden sorduğumu bende bilmiyorum"  de...

-Yani, ABD, Irak, İngiltere, Yunanistan... askeriyle siviliyle, papazıyla imamıyla, televizyoncusu şarkıcısıyla, hatta reklâmlarıyla, kendi "Milli Kararlılık" ları etrafında kenetleniyor... Türkiye'de henüz öyle günler, kutlamalar yok, fakat olacak. Milli varlığın uyanışı rayına oturdu... Kesin olarak söylüyorum, bölmeleri, ayırmaları mümkün değil. Sahi nerdesin sen?...Enstitüdemisin?... Nasıl yani?... Bulunduğun kasabanın adını bilmiyorsun. Yeni geldin... Geceyarısı canın sıkıldı, dolaşmaya çıktın, ıssız yolda gazlamış giderken, kayboldun... Tabelaya baksaydın, girişte?... Unuttun... Çıkarken bak bari... Kapatıyorsun, iyi. Bayağı oldu. Hadi, sana da iyi geceler... Fark etmez mi?...

-N'oldu?

-Annem ödesin deyip kapattı..

-?

-Sormadan ödemeli yoldan aramış...

-Annesi ondan bile fakir... Bilmiyor mu sanki.

-İnsan bilmez mi... Şaka yapmıştır.

.........

-N'oldu bunlara ki?... Bakar mısınız şuraya?

-Sesini bebek ağlamasına benzettikleri kedi... Sahayı koruyor...

-Tek başına.

-Halleder... Nasıl dövüşüyor, görüyor musunuz?... Canavar gibi... Sahibesi bu kış iğdiş ettirdi. Uzun müddet izledim, bakalım ne yönde değişecek diye... "Mekan duygusu"nu hiç yitirmedi. Mutlaka bir ilişki var, fakat bağlılık sadece hormon düzeyinin bir fonksiyonu değil... bu onun ruhunda mevcut... İç güdü...

Aslında vatan, aşktır. Buna inanıyorum. İnsan vatanını aşkı savunur gibi savunmalı. Kıskançlıkla!...

Adeta ürperdiniz. Yanlış bir şey mi söyledim?...

-Hayır.

-İyi......

-Niye öyle bakıyorsunuz?...

-İnandımda ondan.

-....


 

Sam Peckinpah - Film, 1972

 

Kärleken Väntar, Kent