"Gerçek bir gün kudret olacaktır"

Jules Renard

 

"Bak, toplanıyor bütün damlalar bir bulut için

Yağmur yağıyor ve yağmur diyor: bu sensin"

 

Bak, toplanıyor bütün damlalar bir deniz için.

Ve deniz diyor: bu sensin!

 

Östen Sjöstrand

 

.........
 


"Kahve"

-III-

-Ay!

-Benimi çağırdınız?...

-Bu da nesi!

-Anlamadım?...Bir şey mi oldu?... Geliyorum, bir saniye.

-Ne işi var bunun banyoda? Yüreğim ağzıma geldi!

-(İçten mırıldanma notu: "Var sanki de!")... Kedimi?...

-Kurukafa!

-Nerde, hani?

-İşte orda!

-Göremiyorum?

-Eşikten de görebilirsiniz.

-Buhar ülkesi sanki... Ha, o mu... Hakiki.

-?

-Fakat Geronimo'nun kafatası değil, o bulunamadı henüz... Kuvvetli söylentilere göre, ABD lideri Bush'un büyükbabası Prescott Bush'la arkadaşları tarafından çalındıktan sonra Yale Üniversitesi'ndeki "Skull and Bones Society" adındaki cemiyetin tuhaf ayinlerinde kullanılan kafatası değil... "Goyakla is coming!"*

-?

 Atıyorum, yakala!

(İçinde bir hanımefendi bulunan küvete kurukafa atılacakmış gibi yapıldığında yükselebilecek sesler)

-Bundan korkulur mu?

-Her taraf su oldu... Kitapta sucuk gibi, baksanıza... Ne şakası denir buna biliyormusunuz?...

-I-ıh. "Spell it"...

-At şakası!

-Ayak sesleri var birde bunun, konser şeklinde... Saatlerce...  At ciddi bir hayvandır. Hem hiç şakası da yoktur.

-?

-Gerçek değil, plastik... Korkma... Su getireyim mi?...

-Teşekkür ederim, istemiyorum!

-Şimdi, "Bunu yapsa yapsa ancak cadılar yapar" diyor... Lâfı diyen, Raleigh Thompson ... Chiricahua Apaçilerinin aşiret konseyi üyesi. Encümen üyesi de olabilir...

-Cevap vermiyorum!

-O vakitler, 84 yıl önce, Geronimo'nun Oklahoma'da mezarının bulunduğu bölgede askerlik görevini yapan Dede Bush ve arkadaşları, bir gece yarısı mezarlığa gidip kafatasını almışlar, karbolik asitle temizlemişler.

Ayinlerde, kimisi çizgi roman kahramanı "Killing" adlı iskelet, kimisi büyücü kılığına giriyorlarmış. Vatikan'daki Papa'nın kılığına büründükleri bile vaki imiş... Ne acayip değil mi?

-...

Chiricahua Apaçilerinin aşiret konseyi, Geronimo'nun kemiklerini nakletmek istediklerinde, bir çeşit haber mektubu geliyor... "Mezarda kafatası yok, 'Kafatası ve Kemikler Cemiyeti'nde, ona göre"... Raleigh Thompson, o lafı, bu haber-mektubu okuyunca söylüyor. Bunun üzerine aşiret divanı veya şurası, her neyse, Cemiyetin kendi tuttuğu kayıtlara bakıyor... Bir çeşit tarihçe... Birde öğreniyorlar ki doğru değilmiymiş? Hem bu Geronimo, New River Kamias'ın şefi Geronimo değil, ünlü olan Geronimo...

-...(Dinlemiyormuş gibi yapma anlamında üç nokta)

-"Askılılar" bilir... Boğaziçi'nde de vardı bir "fraterinity club"... Hala vardır belki...

-...

-Üyelerini gecenin bir vakti aşağıya gönderip, denizden bir kova su çıkartırlardı yukarı. Berbat bir yokuşu vardır. Ağaca çıkartıp papağan gibi öttürmeler falan. At kestanesi ağaçları.

-...

-"Çulsuzlar" takımı olarak uzaktan uzağa kesiyorduk bunları.

-...

-Bize ifrit olurlardı... Biz de bunları döverdik... bazen... Şekerli su getirebilirim?

-Hayır efendim!...

-Ne kitabı o? Tarih ansiklopedisimi?

-Destan!

-Dahak-i Mari Destanı'mı?

-Türk Destanı... Kızdınızmı?

-Çok... Su destanımı?... Kapağına bakayım... Tutsanıza yukarıya... Kaç bin mısra biliyormusunuz?

-400 000 mısra.

-90 bin diye biliyordum. Ecza dolabının üzerine koyuyorum, iyimi?

-Derlemeleriyle birlikte, 1 000 000... Banyoda kafatası olur mu, nerde görülmüş...Hem biz bir defa, batı kültüründeki cadılardan değiliz... İtikadımız var, inananlardanız. İnsana da çok yakınız. Kafatası ve Kemik Cemiyetleri, mezar hırsızlığı ve Kızılderili tarihi üzerine daha sonra içerde, oturma odasında konuşsak?... Başka soracaklarımda var zaten... Hadi.

-Ne hadisi?

-Lütfen çıkarmısınız?... Evet?...

-Çıkmıyorum!

-?

-Hayır işte.

-Nasıl "hayır" işte?

-İşte öylemesine "hayır" işte.

-A,a... bağdaş kurup oturdu eşiğe.

-"A,a... bağdaş kurup oturdu eşiğe"...

-Sahur geçti, aç kalırız bak...

-"Sahur geçti, aç kalırız bak"...

-?

-"?"

-.........

-...

-Terbiyesizsiniz.

............

-Ha sahi, bütün bunlar "Hikâye"mi?

-Nasıl hikâyemi?

-Yani, sadece konuşuyoruz. Hep diyalog. Kimin ne olduğu belli değil.

-Belli. Sizde biliyorsunuz ki belli.

-Fakat karakterler hayalet gibi...Eskiden hiç olmazsa parantez içlerinde yorumlar getiriyordunuz, artık o da yok.

-"Hikâye" başlamadı ki. Etrafında dolanıyoruz... "El Ayak Çekilince"nin sonunda o.

-E, ne zaman başlayacak?

-Şu cürete bak!...

-Peki Kent niye çelişkiler içinde?... Sizin anlattıklarınızdan benim çıkardıklarım... buyrun bakalım.

a-) Kent Gisela'yı aramıyor, konuşmuyor. Ona biraz işkence yapsada,  "onsuzluğunun her saniyesini ölmekten beter olarak hissettiği, düşündüğü" bir kadın olduğuna göre, onu çok seven bir erkek olarak bu durumu anlayışla karşılayıp, kadıncağızı her an bıkmadan usanmadan araması gerekirken, o erkeklik onurunun kırıldığını düşünüyor.

b-) "İsterse muhafızlar, engeller vız gelir, tırıs gider, çiftliği basar, aşar"mış ama, "imkânsızlık" yüzünden bunu yapamıyormuş, kadının geçimini sağlayamazmış. O zaman da engelleri aşmaya ne gerek varmış?

-Bunları Kent'mi söylemiş?

-Sözümü kesmeyin.

c-) Gisela'ya, bir kış mevsiminde, Mart ayında, "Gel yanıma, çalışır seni geçindiririm" demiş. Zengin kızı Gisela, paniğe kapılmış. Bu bir kere yalan!... O, evlenme teklifiydi!...

-Hey... bir saniye, siz bir defa bunları bilemezsiniz... Hem o da reddetmiş!

-Red, med etmemiş!

-İşkence etmiş!

-O reddetmedi demektir.

-?

-Hangi şıkta kalmıştım?

-Aşıkta!

-Evet,

d-) Baktı ki, kadını yenemiyor, bu seferde "aşkı karşılıksız kalan adam" olmuş... Yalanmı?...

-Üzerinde düşünmem lâzım. Böyle birden bire...  Hemen cevap veremem.

-Biraz beklerim.

-Beklerken konuşabilirsiniz...benimle.

(Biraz sonra...)

-Haberleri izlemiyormusunuz, insanlar başkalarına zarar veriyorlar, size söylüyorum.

-Duyuyorum. Ajansa bakın demiştim demin size.

-Toplantı bitmiş ama o konuda  konuşmamışlar.

-Vakit yetmemiştir belki. Peki sorun... Bak şimdi  şu tanıttıkları film var ya... "Lilja 4 ever"...New-York'ta gösterime girdi. 18-20 yaşlarında bir kızın hayat hikâyesi üzerine kurulu... Burada aylardır oynuyor. Ben görmedim.

-Konusu neydi?... A,a yinemi kapı?

-"Cani"dir...

-"Cani" demeyin, anlaştık ya...

-Boncuk, Sarman, Pamuk, Duman, Bulut... Hayvan hakaret telakki ediyor bu isimleri kişiliğine. Hayvan, ruhen iğdiş olacak.

-Alışacak, alışır...Görürsünüz. "Çaat" diye vuruyor kapıya insan gibi.

-"Brev in kast" dedikleri delik... Kapıların üzerinde bulunan, içeriye mektup atmak için açılmış deliğin kapağını kaldırıp indiriyor. İngilizcede adı yok, Türkçesi ne?

-Bilmem.

-Bir paragraf tutuyor anlatması. "mektup yuvası... mektup yolu..." gibi bir şey herhalde... Ben kapıyı açarken, sizde "Ajans"tan o yazıyı bulun, ne sormak istiyorsanız, üzerinde konuşuruz.

...

"Toplumuzdaki ahlâki bozulmayı, pornolaşmayı konuşalım mı?... Çocuklar tehlikede.

-Devlet kademelerinde de bunun rahatsızlığı var. Jandarma Genel Komutanı, yanılmıyorsam devir teslim töreninde ahlâki çürümeden bahsetmişti... Devir teslim törenlerinde bu meselelerin konuşulması adetten değil herhalde bilmiyorum...

-İnsanların çoluğu çocuğu var... Medya mensubu, asker, istihbaratçı, siyasetçi, farkeder mi?...Çürümenin, kokuşmanın boyutlarını gördükçe, geleceğe ilişkin rahatsızlık duyuyorlar... "hiç de öyle sanıldığı kadar ayrıntılı ve bu ölçüde; 7 yaşındaki çocukla 20 yaşındaki yetişkine aynı lisanla ve aynı anda ulaşarak... 'öğretilmesi' gerekmeyen 'güdü'yü, dolaylı dolaysız, sabahtan akşama kadar seyircilere öğreten" medya sorumlu davranmaya mecbur... Televizyonun etkisi, kitaba, yazıya benzemez arkadaşlar, benzemediği meydanda.

-"Eğitim gayesiyle bu programları yapıyoruz" iddiası var.

-Şimdi iki noktayı birbirine karıştırmayın. Zira, "bu tür konular milletin içinde bu ölçüde konuşulmaz, mahremiyet, özel hayat" deyince, hemen bazı "seks terapistleri" ve bu terapistlerin yazdıkları kitapları okuyup, tesirinde kalanlar size, "Ahlâk bekçisi!... Pederşahi aile tipi savunucusu..." etiketini vurmaya bayılırlar.

-"Millet cahilmi kalsın!" derler, Batıdan örnekler verirler. Türkiye'de ise, köyde hayvanlarla... diye başlarlar.

-Halbuki o tür ilişkiler, bu tür terapistlerin görüşlerine uygun olarak eğitilmiş batı toplumlarında daha çok...Bunlar klişedir. İstatistiklerle, yüzdelerle gerçeği istedikleri gibi gösteriyorlar...Endüstri... Elbette eğitilecek, fakat biri, ait olduğu seksin bilincine varmış, belli değer yargılarına, ölçülerine sahip, fiziki gelişimini tamamlamış yetişkin, diğeri ise, buluğ çağına gelmemiş çocuğa, aynı lisanla ve aynı anda ulaşarak" eğitim verilemez. Bir defa eğitimin prensiplerine aykırı. Yararından fazla zarara yol açar. Bu anlamda, geleceği, çocukları düşünüyorsak, elbette "ahlâk bekçisi"yiz... Jandarma Genel Komutanından hekimine, medyasından istihbaratçısına kadar, herkes de "ahlak bekçisi" olmak zorunda... sorumlu olmak zorunda...

-"Ahlak bekçiliği" ve "sorumlu olmak" deyince, dizilerdeki, "iki yüzlü, fırsat düşkünü ahlâk bekçisi" tiplemesiyle, ıvır-zıvır her meseleye burnunu sokan "mahallenin işgüzarı" karakterini anlıyorlar...

-Doğru ... Erkek erkeğe rahat konuşuyoruz, meselâ evlendikten bir ay sonra, bir kadının kocasının sertleşme problemini veya bir adamın karısının, bilmem kasılmasını konuşacacağı yer, yediden yetmişe herkesin seyrettiği ekranmı olmalı?...

-Yüz yüze görüşeceği bir merkez olmalı. Daha rahat anlatır derdini. Bu imkânı sağlamakta devletin sorumluluğu değilmi?

-Öyle... Okullarda da olmalı. İnsan, mahremiyet duygusundan mahrum bilimsel bir hayvan olsaydı, ki bilim ahlâksız filanda değildir, her davranış, iyi-kötü bir ahlâka dayanır, mesele kalmazdı... fakat değiliz... Değiliz... Kadınıyla erkeğiyle değiliz... İçinizde organının ebadının, kabiliyetinin bu şekilde eğitim vesilesi yapılmasından mutlu olacak bir erkek varmı?...Yani milyonlarca insan onları hiç alakadar etmeyen bu kadar özel bir problemi niye bilmek zorunda kalsın?

-Bilmek isteyen çok...

-Niye çok?...Eğitimden geçtikleri için olmasın?... Bilmek istemesi, o davranışın, o istemenin doğru olduğu anlamına gelmez ki... Haber yerine, arkasından, "sertleşme ve kasılma problemleri"nin de "tartışılacağı" bir porno kaset, "eğitim amacı"yla gösterilse, "herkes seyreder"... Bu "ilgi" o kasetin gösterilmesini haklı, ahlâki kılarmı?

-Porno tavsiye eden terapistler, "herkesin 'hayal gücü' kuvvetli değil, yardımcı oluyorsa, yararlıdır" diyorlar.

-Karşılıklı, bir başka kadın veya erkek olarak hayal etmek suretiyle gerçekleştirilen birleşmenin, aynı anda ihanet etmekten hiç bir farkı yok. Bir erkeğin ve kadının, erkek ve kadın olarak başlarına gelecek en büyük felaket, karşısındaki tarafından bir başka insan olduğu hayal edilerek dokunulmaktır. Aklım almıyor. Böyle terapistlere inananlar kendilerini şartlarlar, ziyan ederler. Porno, dozajı giderek arttırılan uyuşturucular gibi bir iptiladır, hem kadını, hem erkeği iktidarsızlaştırır. İnsanların hayal gücü de sanıldığı kadar zayıf değildir arkadaşlar... Eski Yunandan Hinte, bırakılmış yazılı eserler ortada.

Şehveti kendinden doğmayan birleşmelerden aşk çıkmaz, tekniktir. Yapılan değil, düşülen gerçek aşkın ise şehveti bitmez, çünkü... yaratıcıdır"
...

-Çok acıkmış...

-Dövüşmüş mü.

-Öyle bir şey... Fakat çok yorulmuş bütün gece, halinden belli, sallanıyordu. İki katına çıkardım yemeğini. Yer yemez, mindere 10 santim kala uyudu. Horluyor.

-Zavallıcık!

-Evet?

-"Ahlâk bekçiliği" meselesi... Bu mahzurlu değil mi?... O kısım muğlak. Fakat daha önce, pornoloşmayla ilgili bir sorum var.

-Kelimelere dikkat ederek yalnız.

-Oldu. Başlangıçtaki düşünce neydi?... Bütün zararlı faaliyetlerde olduğu gibi başlangıçta ve bugün, toplumda "kabul edilebilir" kılan,

-..."zararlıda olsa büsbütün yararsız olmadığı da söylenemez"...gibisinden bir gerekçe var mı? diye soruyorsunuz.

-Doğru... Savunanlar, mutlaka bir sebep göstermişlerdir. Başlangıçta nasıl savunuldu?

- "Erkekler kadınları hırpalıyor... bilmiyorlar... o halde onları eğitmek gerekir", söylenen bu... Diyelim ki eğitim gerekli, bir erkekle, bir kadının, belli bir ücret karşılığında, başkalarının önünde, yine başkaları seyretsin diye o fiili işlemelerini ve o başkalarının da  yine belli bir ücret karşılığında, televizyonlar, video kasetler yoluyla seyretmelerini eğitim olarak adlandırmak mümkün mü?... Amacı, insan ilişkilerini, biri  olmazsa bütünlüğü zedelenen, daha iyiye, daha güzele; doğru ahlâka yaklaştırmak, yükseltmek olan eğitim faaliyeti, insanın yaradılışında mevcut bulunan esas ahlâka, ahlâka esas teşkil eden ölçü-değerlere aykırı, "ahlâksızlık" dediğimiz, "kötü-yanlış ahlâki yol"larla olabilir mi?...

"Eğitim" için düşünülen önerilen yolun kendisi eğitime aykırı. Kaldı ki, "eğitim" gerekçesinden bahsedenlerin çoğu da kendi söylediklerinin doğru olmadığını bilirler... Rakamlar, araştırmalar, bilimsel açıklamalar filan, bunlar hep, toplumu, pornoya alıştırılan insanları, "zararlıda olsa büsbütün yararsız olduğu da söylenemez" noktasında tutabilmek içindir. Kadınlar zehirleniyor, aldanıyor. Üzücü olan bu. Pornonun tarifi, kadının fizik ve ruh olarak aşağılanmasını varabileceği sınırdır, dolayısıyla bu zehiri toplumdan söküp atmak, kadınlara bağlı. Bu bağlamda erkek cinsinin kurtuluşu, erkek ruhunu yeniden kazanması da kadınların kurtulmalarına bağlı. Isveç'te medya kamuoyuna soruyor, "porno biraz dahamı az olsun, yoksa arttıralım mı?"
 

-"Anne komünizmi"ne götürüyor bu düşünce sizi tabii... Ücret veya bir menfaat karşılığı olunca, zaten buna "sevişmek" denmesi bile mümkün değil.

-Değil tabii. Eğer o sevişme ise, aşıklar arasında gerçekleşen birleşmenin adı ne?...Buna ne diyeceğiz şimdi?... İkisini de "sevişmek" adı altında ifade etmeleri karşısında dehşete düşüyorum. Aşk zaten yapılan bir fenomen değil, insan aşka düşer... "Sevişmek", işte düşülen aşkın kadını ve erkeği arasındaki şehveti kendinden...daima kendinden, hep kendinden olan fiziki-ruhi birleşmelerdir. Yüzde yüzdür. En ufak bir mübalağada bulunmadan söylüyorum, insan farketmişse, keşfetmişse bu gücü...ifade ederken dahi, bulduğu aşkın bir ömür boyu tükenmeyecek bir çağlayan olduğunu anlıyor...Aşkın sonsuzluğu yanında insan ömrü dediğin, işte 40-50 yıllık bir zaman, nedir ki?... Otuzunda, kırkında bulunmuş bir aşk, "istese de" sönemez... Bilimin anlayamadığı budur. 

Ve bu aşkın, taraflarından başka kimseyle paylaşmadıkları bir lisanı vardır. Lisanı, konuştuğumuz dilde dahil, fakat ruhi, fiziki, bütünlüğün hepsi, tam idraki olarak, geniş anlamda kullanıyorum... "Sohbetler"de üzerinde durulmuştu. Ruhta, ikisinden başka kimsenin şahit olmadığı, kimseyle paylaşmadikları bölgeler, haller ve bunların lisanı... Ev'e kapayacak anlamı çıkmıyor değil mi, zincire vuracak falan?

-O kadarını  anlıyoruz artık... "Daha küçük yaştayken annemin bazı sıfatları babamdan başkası için kullanmadığını farketmiştim" dediğinizi hatırlıyorum...."İnsan, kendi tekliğini karşısındakinde görebilmeli"... gibi, değil mi?

-Kadın ve erkeğin bu duyguyu karşılıklı olarak birbirlerine yaşatmasının, tarifi yapılamaz. Peki, ücret veya bir menfaat karşılığı olunca nasıl adlandırmalı, düşündünüz mü peki?

-Tecavüz... Yalnız, gönüllülük durumu bu tanımlamaya karşı kullanılamazmı?

- Hangi gönüllülük?... Tecavüz, porno içinde geçerli... "Özgür irade" değil. Dergilerde, kendi "özgür iradesi"yle o yola giren, her türlü maddi imkâna sahip "porno yıldızı" diye tanıtılmalarına bakmayın, iradeleri ellerinden alınmıştır. Çoğu zayıf yaradılışlı kadınlardır. Sonra uyuşturucuya alıştırılırlar, şiddete maruz kalırlar. Dolayısıyla, tecavüzdür. Manipüle edilmediği takdirde o fiile herkesin gözü önünde, başkaları seyretsin diye para karşılığında rıza gösterecek bir kadın yoktur, buna inan...

-Her kadın bilir. Demin, "Lilja 4 ever" adlı filmde hayatı anlatılan Eski Sovyetler Birliği coğrafyasından kız, galiba kadın satıcılarının eline düşmüş.

-Kutup lisanından anlıyormusunuz?

-Almancaya yakın.

-O kız, Göteborg şehrinde intihar etti...Köprüden atladı sanıyorum. Ayak izi hâlâ duruyor, muhafaza  ediyorlar.

-Yazık...

-Ne felaketler yaşanmıştır böyle biliyormusunuz?...Bu kız içinde öylemiydi bilmiyorum, belki onu kurtarmak için mücadele etmiş birileri de vardı. Biraz daha uğraşsaydı kız yaşıyor olabilirdi... Kimbilir.

-Kapının önüne çıkalım mı, temiz havaya?

-Ahlâk bekçisi kısmını da bitirelim... "Evlilik öncesi sağlıklı cinsel hayat"la birlikte.

-Biraz dinlenelim, gel.

 

 

"Goyokla is coming", Geronimo, An American Legend,
music by Ry Cooder