"Hâviye'nin mahiyeti nedir bilir misin?"...
 

-...Bahane ile gerçek maksat aynı değil. 3/20 saldırısı "kitle imha silâhlarının bulunup bulunmamasıyla sınırlı olmayıp dünyayı tehdit eden en büyük tehlikeye karşı 13 yıldır sürdürülen bir savaş" kapsamında düşünülür ve 3/20 saldırısını kapsamında düşündüğümüz bu savaşın milâdı olarak savaşın ilk bölümü 1/17/91 saldırısının görünür nedeni, bahanesi olan Kuveyt'in aslında tarihi-coğrafi bir parçası olduğu Irak anavatanı topraklarına katıldığı 8/2/90 tarihi öne çıkarılırsa, birinci yıldönümüne üç gün kala Irak'a yönelik 3/20'nin failleri olarak bugün dünyayı tehdit eden en büyük tehlike konumundaki suçlu sömürgeci yönetimlerin (şu sayılacak tedbirler yeterli olmadığı takdirde arkasından "zaten meselenin de Waşington-Londra yönetimlerinin Irak topraklarından çıkarılmaları ve ellerinde binlerce bulunduğunu herkesin bildiği, ekranlarda gördüğü kitle imha silâhlarının tamamen tahrip edilip edilmedikleriyle sınırlı olmadığı"nı 'dolayısıyla' "bu ülkelerin terörist rejimlerinin mutlaka değişmesi gerektiği"ni açıkça söylemek üzere) BM bayrağı altında 1/17/91 benzeri bir saldırıyla Irak topraklarından şimdiye kadar çoktan çıkarılmış, yiyecek karşılığı ihracat hariç ambargo altına alınmış, sınırları dahilinde yaşayan müslümanlarla diğer etnik-dini grupların Waşington-Londra rejimlerinin muhtemel katliamlarından korunacağı BM denetiminde güvenlikli bölgelerin kurulmuş, uçuşa yasak bölgelerle topraklarının üçe-beşe bölünmüş olması gerekirdi. Irak'a yönelik 1/17/91 saldırısının hemen ardından, Mart ayında çıkarılacak iç kargaşayla yönetimin yıkılacağı, böylece ABD'nin maksadına uluslararası hukuku, BM sistemini koruyan güç olarak ulaşmış olacağı hesabı yapıldığından, bugün 3/20'nin "Dünyayı tehdit eden en büyük tehlikeye karşı 13 yıldır sürdürülen savaş kapsamında düşünülmesi gerektiği, Irak'ta kitle imha silâhlarının bulunup bulunmamasıyla sınırlı olmadığı" propagandasıyla zihni istilâ olunan Amerikan halkına, o yıllarda meselenin sadece "8/2'de bozulan dengenin kurulması, Irak'ın BM üyesi Kuveyt'ten çıkması, kitle imha silâhlarından arınması" olduğu söyleniyordu. Vaktini tamamlayan Roma İmparatorluğuna batıda ve doğuda son verip insanlığa nefes aldıran Batı'nın ve Doğu'nun barbarları, duyuyormusunuz?...
 
Aklına bu cevap doğanlar, bir yandan "sorumlular görevlerini savsaklarsa, Yunan halkı 3/20'nin faili ülkeleri ve İsrail'i 2004 Olimpiyatlarında görmek istemediğini mutlaka belli edecek, yüksek sesle duyuracaktır, kimbilir" temennisinde bulunur, bir yandan Türk milletinin iradesini temsil makamında bulunan zevatın bir yıl önce ABD taleplerine iddia olunduğu ölçüde direnmediğini, 1 Mart 2003'te yeterince kabul oyu çıkmamasından ibaret ve etkisi oylamanın üzerinden 90 saat geçmeden 5 Mart'ta Diyarbakır'da yapılan açıklamayla sıfırlanan bir direnişle, direnmiş, direnecekmiş gibi yapıp ABD'nin yanında yer aldıklarını, ABD'nin, 1915'lerde, 20'lerde, Çanakkale'de, Sakarya'da, 90'larda ve şimdi  Irak'ta olduğu gibi sömürgeciye mutlaka ve topyekün fiilen direneceğini ilân etmiş bir direniş iradesine rağmen değil, aksine 20 Mart saldırısında ve daha sonra, askerlerin, sivillerin, kısaca bütün bir milletin sömürgeci gurkası olarak kullanılmasına İspanyol halkı gibi yüzde doksanı aşan bir çoğunlukla, şiddetle karşı çıkılmasına rağmen sorumlu zevatça "sömürgeci koalisyonu"nun parçası ilân edilmiş bir "Türkiye"nin aslında kendisine de yönelik bu saldırıyı seyredeceğini, sömürgecilere hastanelerini açacağını, hava sahasını kullandıracağını, vatanını savunan Irak yönetiminin yanında yer almayacağını bilerek Irak'a saldırdığını düşünürken, bir yandan da Akif'in 1920 senesinin 19 Ocak Cuma günü Kastamonu'da Nasrullah camiinde yaptığı konuşmayı hatırlıyorlar;
 

"Ey Cemaat!...
 
Neden düşmanlar bizim mahvımızı temin için bu kadar uğraşıyorlar?
 
Evet, bunlar Umumi Harbin başlangıcından beri 'Biz bütün milletlerin istiklâli için harbediyoruz' tekerlemesini muttasıl (aralıksız) tekrar edip durdukları için mahkûmiyetleri altında bulunan 100 milyon Müslümana da istiklâl sevdası geldi. Bizim bir avuç halkımızın ne ehemmiyeti vardır, demeyiniz. İyi biliniz ki, bu bir avuç halkın bütün İslâm âleminde pek büyük mevkii ve pek büyük itibarı vardır. Bütün Müslümanlar bilirler ki, Türk milletinin devrilmesi bütün cihanın imanını sarsacaktır. O sebebten, düşmanlar bizi büsbütün mahvetmeye ne kadar çalışsalar, kendi menfaatleri namına o kadar haklıdırlar.
 
Kudretlerinin ve kuvvetlerinin pek büyük olduğunu bildiğimiz düşmanlarımızın önünde bugün iki müthiş tehlike var: Biri onların kendi tâbiri veçhile, İslâm tehlikesi, diğeri komünistlik tehlikesi!
 
İslâm tehlikesini herifler çoktan beri hesaba almışlardı da ona göre ellerinden gelen tedbiri tatbikten geri durmamışlardı. Lâkin altı-yedi seneden beri devam eden harp, birçok hesapları altüst etti. Birçok tahminler yanlış çıktı. Bugün düşmanlar artık sömürgelerindeki insanlardan eskisi gibi emin olamıyorlar. İnsanlığın gözü açıldı. Mahkûm milletler, kendilerinin hakim milletler elinde ne büyük kuvvet olduğunu bu sefer gözleriyle gördüler. Kanlarını, canlarını kimlerin hesabına döktüklerini anladılar. Harbin her türlü safahatında bulundular. Hele tahakkümleri ve esaretleri altında yaşadıkları Avrupalıların kendilerini harbe sürüklerken verdikleri vaadlerin hiç birinin aslı faslı olmadığına, bu gidişle kıyamete kadar kendileri için, hürriyet, refah, rahat yüzü görmek nasip olamayacağına iyice inandılar. Bugün cihan eski cihan değil. Hele Asya, hiç o bildiğimiz halde bulunmuyor. Bütün Şarkta, bilhassa Müslümanlarda büyük bir uyanış, bir uyanıklık mevcut. Fikirler gittikçe gelişiyor. İstiklâl sevdaları her yanda uyanıyor. İşte bu hareketler, İslâm tehlikesi namı altında toplanarak düşmanlarımızı titretiyor.
 
İkinci tehlikeye gelince:
 
Komünistlik denen bu hareket Avrupa'nın doğrudan doğruya kalbine çevrilmiş bir silâhtır. Senelerden beri sosyalistlik namı altında için için kaynayarak Avrupa hükümetlerini ürkütüp duran bu hareket, bugün artık yanardağlar gibi alevler saçmaya başladı. Bu yangının kıvılcımları, Paris, Londra, Roma ufuklarına dağılır, orada yer yer yangınlar çıkarır oldu. Zaten böyle bir yangın için, Avrupa'nın her tarafında istidat vardı, hazırlık vardı. Sermaye sahipleriyle işçi arasındaki gerginlik son senelerde, bilhassa bu muharebe esnasında son dereceyi bulmuştu. Ruslar ön ayak olarak, çarı, çarlığı, asilzadelerin bitmez tükenmez imtiyazlarını, servetlerini, sâmanlarını (zenginliklerini) hâk ile yeksan edince, Avrupa'daki sosyalistler de ayklanmaya azmetti. Bu adamlar diyorlar ki:
 
-Bu harp, yedi seneden beri devam eden âfet kırk-elli milyon insanın helâkine sebeb oldu. Birkaç zalim hükümet istibdadını artırdı. Milyarlarca servet sahibi birkaç muhtekirin (vurguncunun, hortumcunun) hazinelerini, kasalarını doldurdu. O halde biz kimin için çarpışmış, hangi gayeye hizmet etmiş olduk? Bununla beraber, 'barış şartları' diye ortaya atılan hezeyannameler bundan böyle milletlere asla rahat ve huzur temin etmeyecektir. Bilâkis bunların aralarındaki ihtilâfları, husumetleri, rekabetleri, kinleri, intikam hislerini büsbütün körükleyecektir. Artık beşeriyet buna tahammül edemez. Artık sefil mahiyetleri bütün çıplaklığıyla meydana çıkan bütün bu teşkilâtı, bütün bu müesseseleri yıkmalı, yerine yenilerini koymalıdır.
 
Avrupa hükümetlerini titreten komünizm tehlikesi de budur. Bütün sömürgeci devletler bu tehlike karşısında şaşırdılar ve gittikçe şaşkınlıkları artacaktır.
 
Ah, siz o sömürgeciler elinden zavallı Asya'nın neler çektiğini biliyor musunuz? Ey cemaati Müslimin, zaman zemin müsait olsa size sömürgeci adaletinden, sömürgeci medeniyetinden birçok parlak nümuneler gösterirdim. Düşmanımızın bizi de onların haline getirmek için bugün elinde iki vasıta var. Bu iki kuvvetin birincisi Yunan ordusu, ikincisi memleketimizde çıkarmakta olduğu nifak! Zaten bu ikincisi olmasa, birincisinin hiç ehemmiyeti yoktur. Biz aklımızı başımıza alarak elele verdiğimiz gün memleketimizi, istiklâlimizi kurtarmaklığımız muhakkaktır"
 
Aynı konuşmasında "...Mücahidlerimiz(in) Şark tarafından yırtmaya başladığı murdar paçavra" olarak adlandırdığı Sevr'i büsbütün parçalamanın, "Şimdi beri taraftaki dindaşlarımıza düşen bir vazife"... icabını "Anadolu'muzun diğer cihetlerindeki düşmanları denize dökerek" yerine getirecekleri bir vazife olduğunu söyleyen Akif'in;
 
"İhtiyar amcanı dinler misin oğlum, Nevruz?
 
Ne büyük söyle ne çok söyle, yiğit işte gerek.
 
Lâfı bol, karnı geniş soyları taklid etme;
 
Sözü sağlam adam ol, ırkına çek!"... seslenişini hatırlayıp, bir adıda Selâm olan Allah'ın Hafiz ve Mümit adlarını anıp, çakarak
 
Selâm...
 

Devam eder