"Bir başka akşam, gecenin geç saatinde yanında yalnız çok yakınları kaldığı sırada onlarla cephedeki görüntüyü şöyle çizmektedir;

'Erkek için denek taşının içki olduğunu söylemek olağandır. Bence gerçek denek taşı savaş alanıdır. Şimdi size gözü kapalı cephede olanları söyleyebilirim. Örneğin şu tümenin komutanın şu şehre ulaştığını biliyorum. (Eliyle haritada yerini gösterir) Şehrin en rahat evini seçmiş, her şeyi unutmuş, divanda rahatça uyumaktadır. Bunun böyle olduğunu size kanıtlamamı istermisiniz?'

Sözü edilen tümenin komutanı ile bağlantı kurulması istenir. Az sonra onun sözü edilen yerde istirahat etmekte olduğu karşılığı verilir. Mustafa Kemal'de asker konuşmaya başlamıştır.

Artık içindeki ateşe dayanamamaktadır"



Türkiye 
Normunu Konuşturuyor





-En önemli görevlerinden biri, 'devleti, kamuyu denetlemek' olarak tarif edilen 'medya'nın, aynı devlet tarafından 'denetlenmeye' razı olması, 'medya denetimi'ndeki bir devletin onu 'denetleyen' medyayı 'denetleyebilmesi', merkezi otoritenin medyada tesisi sorunudur.

-'Denetleme'den maksat, Irak politikasının tayininden, Venezuala'daki darbe haberlerinin veriliş tarzına kadar, gerçekte Türkiye toplumunu tek taraflı yönlendirme, 'siyasi kararlar' alıp Ankara'daki merkezi otoriteye dayatma alışkanlığıdır...

-Devlet kurumunun, hükümetin kararlarının, tek kelimeyle siyasetin denetlenmesi, siyasi bir faaliyettir, 'siyaset üstü' değil.

-'Halkın sözcüsü' olma, 'halk adına' siyasi yapıyı denetleme gücünün kaynağı nedir? Bu tabirler -ne derece dürüst yapıldığı, dürüst işlediği bir tarafa, seçimle göreve gelmiş ve kendi denetim organlarına sahip bir yapı üzerinde- mahiyeti siyasi olan bir faaliyet yürüten medya mensuplarının bu kadar muazzam bir etkileme, yönlendirme, denetleme gücüne 'halk tarafından seçilerek' erişmedikleri gerçeğini unutturmamalı.

Yücel Atasel
 

EK;

'Devlet'e ve 'kamu'ya a priori olarak 'kötü', mutlaka 'daraltılması, küçültülmesi' gereken bir çeşit kanserli doku anlamı yüklerken, 'kamu' ve 'devlet'e karşılık düşen alanı -insanların yaşadıkları evleri, sevgileri, iç dünyaları gibi -yabancıların dokunmaması, girmemesi gereken bir mahremiyet anlamında 'özel' kavramıyla ifade etmek, 'denetime kapamak', medyayla ilgili tartışmalardada görüldüğü üzere zararlıdır.
'Özel sektör', 'mahrem sektör' demek değildir, 'Kamu' ve 'devlet' kadar denetlenmeye açık olmalıdır.


'Medya Dünyası'ndan Sesler...

"Venezuala'da Başkan istifa etti!... Yeni başkan göreve başladı! Halk sakin!"
(Averaj ses)

"Saddam destekçiliği başkan devirdi!..."
(Gazete başlığı)

İki gün sonra...

"ABD, 'İkinci şansını iyi kullan!' diye uyardı"
(NTV, İTV)

"Chavez, Başkanlık sarayını işgal etti!"
(İTV haberleri)

Not:

Chavez: Venezuala Devlet Başkanı. Seçimle göreve geldi*. Bir sabah 'istifa etti'. Fakat 48 saat geçmeden fikrini değiştirip, halkla birlikte Başkanlık sarayını 'işgal' altına aldı.

ABD: Chavez'i devirmeye çalışan ülke. Dolayısıyla Chavez'in istifasını sessizlikle karşılayan tek ülke. Şu an görev başında bulunan Bush, aslında seçimleri kazanamamıştı.

*Halk istedikten sonra Castro gibide gelebilir.


İç Sayfalardan Alıntılar...

"Mandacıların Tezleri

Şükrü Bey (Karahisar) -'... Memlekette ne fen, ne sanat, ne para var, elbet bir yardıma ihtiyacımız var. Bu nedenle yardım gereğine inandık ve en uygun yardımcının kim olacağını düşündük. Mevcut dört devletin hangisinin uygun olacağını düşündük. İngiltere'yi kabul edecek olursak, arabamızı sürükler, Fransa, malî sıkıntısı nedeniyle elverişli değil, kendisi himmete muhtaç. İtalya'nın Anadolu'daki tutkuları engeldir dedik ve böylece en uygun devlet olarak Doğu'da istilâ politikası düşünmeyen Amerika'yı kabul ettik'...

İsmail Fâzıl Paşa -'... Biz mandayı kabul ediyoruzda, bağımsızlığı istemiyoruz demedik! Eğer amacımız bu ise, her üçümüzü de (diğer ikisi Bekir Sami ve İsmail Hâmi Beylerdir) vatan haini sayarım. Manda demek, siyasal bakımdan ülkenin bayındırlaştırılması ve ilerletilmesi için gereken yardım ve destek demektir'...

Refet (Bele) - 'Mandanın bağımsızlığı bozmayacağı kesin iken bazı arkadaşlarımız "bağımsızmı kalacağız, yoksa mandayı mı kabul edeceğiz" biçiminde bir takım görüşler ileri sürüyorlar'...

'Mandamızı Amerika'nın kabul edip etmeyeceğini kestirmek henüz güçtür. Herhalde biz onlara "Biz sizi kabul ederiz!" demiyeceğiz, onların kabul etmesi gerekir... Bizim Amerika mandasını yeğ tutmaktan amacımız, bütün toplumları tutsak eden kalpleri, vicdanları söndüren İngiliz mandasından kurtulmak, uysal ve milletlerin vicdanına saygılı Amerika'yı kabul etmek demektir; yoksa asıl iş para sorunu değildir. Çünkü İngiltere de bize verecek bir kaç milyon lira bulabilir. Fakat Amerika'dan uzaktayız, o bize gelip İngiltere gibi baskı yapamaz... Bir de diyelim ki, biz içte ve dışta tam bağımsızlık isteriz! Fakat acaba kendi başımıza yapabilecekmiyiz?' ...

'Yirminci yüzyılda beşyüz milyon lira borcu, yıkık bir memleketi, pek sevimli olmayan bir toprağı ve ancak on, on beş milyon lira geliri olan bir millet için bir dış destek olmaksızın yaşantısını sürdürme olanağı yoktur.'

'Şimdiye kadar ne çektiysek hep İngiltere'den çektik... İngiltere'nin elinde oyuncak olmamak için herhalde onun rakibi olan Amerikan mandasına muhtacız'

İsmail Hâmi (Danişmend) -'Acaba insancıl bir Amerika, verdiği bütün sözleri ayak altına alarak gelecekte bizim için bir tehlike olabilir mi? Acaba Birleşik Cumhuriyetler de günün birinde Avrupa biçiminde emperyalist olarak bizi ezmeye çalışabilir mi? Bu ihtimali gerçekleşebilir bile saysak, yine bugün başka çâremiz olmadığını düşünüp (mandayı) kabul etmek zorundayız'... Acaba Amerika, Türkiye mandasını kabul edecekmi, etmeyecek mi? Refet Beyefendinin de buyurdukları gibi, bu yönü şimdilik kuşkulu saymaktan başka çâre yoktur'

Kara Vasıf - '...Bağımsız yaşamaya malî durumumuz elverişli değildir'

'...Eğer memleket çeşitli ellere geçerse, az zamanda bu milletin düşünce biçimi bile değişir. Bu nedenle, karakter ve millî topluluğumuzu parçalamaktan kurtarmak için herhalde kötülerin en iyisi (ehven-i şer) olan Amerikan yardımını istemek zorundayız'...


ABD Dışişleri Bakanlığı 1920 baharında Bristol'a cevap gönderir.

"...'ABD Kongresi, Ortadoğu'da bir manda kabul etmeye olduğu kadar, Hükümetçe yapılacak eylemler için ödenek vermeye de istekli değildir*'

Böylece, Amerikan mandası hikâyesi son bulacaktır. Fakat Millîcilerin Amerika konusundaki yanılgıları sürüp gidecektir. Bu nedenle günümüzde de geçerli olan bu yanılgıyı ayrıntılarıyla gözler önüne sermek gereklidir

*L.Evans, U States Policy and the Partition of Turkey, s 266-268"

Milli Kurtuluş Savaşı Tarihi Cilt I
 

 


Yeni Taşlıtarla Postası

19 Nisan 2002