Radyo Dolunay Yaz
ıları



-Sonra?...

-Hangi sonra?

-Concertina çalanı dinledikten sonra... N'apmış?

-Bir şey yapmamış, "Tuzukuruların kantini"nin oradan geçip köşeye gitmiş... Boğaz görülürümüş oradan.

-Bak, yine "Tuzukurular" dediniz.

-E,öyle ama...Nem, mem...

-Olsun.

-Meselâ "İlk gün haliyle kimseyi tanımıyormuş... oraya girip oturuyor, bir çay içiyor, bir de kuru pasta gibi bir şey alıyor;

-Susamlı çubuk galetası mı?

-?

-Onu çok seviyormuş...mesela.

-Ay çöreği gibi bir şey... Ve o akşam okuldan çıkınca, içinden öyle şeyler geçirmiş ki; ne Küçük Bebeği kalmış ne de büyüğü...

-?

-Sirkeci'ye doğru, rüzgâra karşı yürürken yolda yapacak bir işi olmadığından, can sıkıntısından...

-?

-Bakırköy Sahili'nde, Meriç'te yarım tekliğe içtiği çaya, ay çöreğiyle birlikte, anasının nikâhını ödemiş de ondan. Duman olmuş çocuk.

-Anlıyorum... Sonra?... Boğazımı seyretmiş?

-"Okulu tam yerine kurmuşsun, aferim" demiş, "Tam karargâh kurulacak tepe". Okulu kuran adamın büstümüydü, heykelimiydi, yarım boy bir şey, işte ona söylemiş. Galiba Galatasaray Klübü eski Başkanlarından Ali Uras'ın kızımı, tam hatırlamıyor, seslenmiş, "Ne diyor?". O da, "Konuşmuyor ki" demiş. Bu "sürgün" meselesi demek ki daha o zaman...Bir saniye, Alo? K.999'dasın.

-Selâm. Aklıma takılan bir şey var. Irak için...

-Siz, Sait Faik "hikâye"sini okuyan arkadaştınız değil mi?

-Evet, "söylenip durmuştum".

-
Sesinden tanıdım, devam et söylenmeye.

-
Geçen programda arkadaşın okuduğu MGK bildirisiyle ilgili değerlendirmede,"Sorunun BM kararları ve uluslararası hukukun meşruiyeti temelinde barışçıl yollarla çözümü için gerekli çabaların sürdürülmesinin öneminin vurgulandığı" bu bildirinin, aynı vurgulamanın şu ya da bu şekilde yer aldığı evvelki bildirilere göre ABD ve yandaşları açısından uğranılmış açık bir yenilgi anlamı taşıması, "barışçı yollarla çözüm" vurgulamasının, "ABD'nin Irak'a yönelik olası askeri harekatı konusunda, Türkiye'den beklentilerinin ve son gelişmelerin, Türkiye'nin uzun vadeli çıkarları çerçevesinde değerlendirildiği" özellikle belirtildikten sonra yapılmış olmasından ötürüdür" deniyor.

 Bütün toplantılarda tavsiye kararları değerlendirilme yapıldıktan sonra alınıyor, fark ne? Arkadaşlarla bunu konuşuyorduk.

-Bu değerlendirmeye çerçeve alınan çıkarlar "uzun vadeli"...

-Yani?

-
Yani "uzun vadeli çıkarlar" denince, Türkiye'yi sırtına vurup bir başka kıt'a ya taşınabilir bir eşya gibi görenler, veya öyle olmadığına hayıflananlar hariç, bu vurgulamadan kastın, "beklenti" içinde olanlara, "Bizim vatanımız Atlantik Okyanusunun öbür tarafında değil, bu coğrafyada. Siz geçip gidicisiniz, biz burada komşularımızla birlikte kalıcıyız, kendi vatanımıza da sirayet edecek bir etnik parçalama projesine alet olamayız, biz çıldırmadık"... demek olduğunu herkes anlar.

-Doğru... Arkadaşımın yazdığı bir soru, kağıttan okuyorum... okuyabilirmiyim?

-Okuyabilirsin tabii?

-Bir an öyle şey oldu da... Okuyorum; "Çağdışı, köhne rejim diye niteledikleri Irak Cumhuriyeti Devletine yönelik bir operasyonu...

-ABD saldırganlığı... ABD saldırısı... Düşmanın dilini konuşan sonunda düşman gibi düşünür, evet, buyrun.

- "...'Çağdışı, köhne rejim' diye niteledikleri Irak Cumhuriyeti Devletine yönelik ABD saldırısını, ABD'nin projesini hararetle destekleyenlerle, aynı ABD projesini, 'Malazgirt'ten girmiş, medeniyetleri silmiş, Kemalizm canavarıyla zirveye çıkmış Türk gericiliğiyle, Arap gericiliğinin çağdışı rejimlerini, çağın gerisinde kalmış köhne hantal devlet yapılarını tasfiye edecek' bir proje olarak gören teröristler arasındaki fark ne? Mesela, Özel Kuvvetler Komutanlı'ğı mensubu Piyade Uzman Çavuş İrfan Yayla'nın...

-Bir saniye...Öyle birden...Yılmaz gibi...

-Ben hattayım.

-Biliyorum. Şu "destekleyenler" bölümünü bir daha okurmusunuz...

-"...'Çağdışı, köhne rejim' diye niteledikleri Irak Cumhuriyeti Devletine yönelik ABD saldırısını,
ABD'nin projesini hararetle destekleyenlerle, aynı ABD projesini, 'Malazgirt'ten girmiş, medeniyetleri silmiş, Kemalizm canavarıyla zirveye çıkmış Türk gericiliğiyle, Arap gericiliğinin çağdışı rejimlerini, çağın gerisinde kalmış köhne hantal devlet yapılarını tasfiye edecek' bir proje olarak gören teröristler arasındaki fark ne?

-PKK'yla aralarındaki farkı sorduğun kimler?

-Yazmamışız... İşte, Türk siyasetindeki partilerin temsilcileri.

-
Türk medyası...

-Evet. Devam ediyorum,
"Mesela, Özel Kuvvetler Komutanlığı mensubu Piyade Uzman Çavuş İrfan Yayla'nın şehit olduğu Lice'deki çatışmayla ilgili haberlerde 'terörist' diyorlar. Fakat aynı teröristlerle 'Ortadoğu'nun çağdışı rejimleri, köhne devletleri' edebiyatında birleşiyorlar"...

-Sadece terörist demek yetmez, terörist dediği örgütle siyasi maksat farkını da gösterecek. Hattakiler, dikkat ediyorsunuz değilmi, ABD'nin PKK'ya 125 milyon dolar yardımda bulunduğu bilgisi, çatışma haberlerinde adı terörist olan PKK gibi Irak'a yönelik ABD saldırısına olumlu bakan aynı haber bültenlerinde yer almadı. Bu bilgide haber değeri bulamayan aynı haber bültenlerinde iki hafta evvel şöyle bir haber;

"Istanbul Hukuk Fakültesin Amfisinde düzenlenen toplantıda, Perinçek konuşma yaparken söz isteyen öğrenciler İşçi Partisi üyeleri tarafından dövüldü"

Fakat o toplantıda başka konuşmacılarda varmış öyle değil mi Yılmaz?

-Dış İşleri eski bakanı Şükrü Sina Gürel, İşçi Partisi Genel Başkanı Perinçek ve emekli Orgeneral Necati Özgen katılmışlardı.

-Şimdi, soru şu; çatışma haberlerinde adı terörist olan PKK gibi Irak'a yönelik ABD saldırısına olumlu bakan aynı haber bültenlerinde, bu bültenler Türk medyasının haber bültenleri unutmuyorsunuz, niye diğer konuşmacıların adları sansürleniyor? Ekran başındaki izleyiciler, "sağıyla soluyla, askeriyle siyasetçisiyle 'millet gerçeği'nde bir bütünleşme oluyor zannetmesinler" diye düşünmüş olabilirler. "Komünist Perinçek söz isteyen öğrencileri dövdürdü". Hadiseyi böyle anlaşılacak şekilde haberleştirmişler, bilmem yanılıyormuyum.

-Kesinlikle öyle... Genel Kurmay Başkanı Hilmi Özkök'ün bir kokteylde Kıbrıs'tan Irak'a, irticadan medyadaki TSK düşmanlığına, ABD'nin medya vasıtasıyla yürüttüğü psikolojik savaşa ilişkin açıklamalarınıda sansürlediler.

-Evet. O açıklamaları başlıklar halinde okursun. Fakat daha önce şu "Haber bülteni ödevi" üzerine konuşacaktık.. Hattakiler ne demiştim size dışarı çıkarken?

-"Cuma gecesi televizyonda 'Türkiye Barış turuna çıkıyor' başlıklı haberi dinledikten sonra 'ABD, Irak Devleti'ne mutlaka saldıracak, saldırmalı' duygusuna kapıldığını' anlatan teyzenin neden böyle hissettiğini ortaya çıkaracak şekilde nasıl haberleştirirsiniz?" demiştiniz. Jokerlerimi yanlış kullandık?

-Onları doğru kullanmışsınız. "Neden böyle hissettiğini ortaya çıkaracak şekilde" demiştim. Halbuki "Haber bülten"i, 'Türkiye Barış Turuna Çıkıyor' ekran altı başlıklı haberin aynısı olmuş.

-Seyrederken mi farketmeleri gerekiyor?

-Evet.

-Fakat o tiyatro olmaz mı?...
A, Özgürlük Meydanı. Televizyonunuz açıkmı? Bakırköy'ü gösteriyor.

-Meydanımı gösteriyor? Bir saniye

-...du.

-Reklamları gösteriyor şimdi. Sucuk kızartıyorlar..."Zuuum, zum, zum, zuuum, zum".... Dalida'mı söylüyordu? Alo, K.999'dasınız, hemen mevzuya...

-Ben...

-?

- Deminki teyze. Yayını iyi ki açık unutmuşsunuz, konuşmaları ben de duydum."Cuma gecesi televizyonda 'Türkiye Barış turuna çıkıyor' başlıklı haberi dinledikten sonra 'ABD, Irak Devleti'ne mutlaka saldıracak, saldırmalı' duygusuna neden kapıldığımı anladım.

-
Sevindim.

-
Haber bültenlerini demek böyle hazırlıyorlar. Peki niye?

-İnsanlar terörize olsunlar, korksunlar, ABD, "ha geldi, ha geliyor" diye düşünsünler, sonunda teslim olsunlar... maksatları bu. Amerikan taktiği.

-Bir sorum daha olacak, Beşiktaş'ın yeri ne?

-?...

-Biliyorum konuyla ilgisi yok ama.

-Semt olarak mı?

-Takım olarak. Futbol takımı Beşiktaş olarak.

-"Lider" diye biliyorum. Değil mi yoksa?

-Puan cetveline göre lider olmasına lider.

-E, iyi işte...

-Spor haberlerini, programlarını seyredince sanki lider değilmiş de lig üçüncüsüymüş hissine kapılıyorum?

-İma mı ediyorlar?

-"Lider" sıfatıyla "Beşiktaş" adı bir türlü yanyana gelmiyor, diller dönmüyor... "İlk yarıyı lider kapayan Beşiktaş bugün antrenmana başladı" diyorlardı, sonra demez oldular.

-90'ların ortasındaki gibi, "saha dışı unsurlar"mı karışmaya başladı acaba?

-Geçtiğimiz yıl komuta kademesi yenilendiği günlerde,"Ordunun zirvesi Karakartal" diye başlık attıklarını hatırlıyorum, belki bu yüzdendir.

-Sanmam.

-Hem 90'ların ortasıyla ne ilgisi var ki?

-PKK ile mücadelenin ön plânda olduğu yıllardı. Galatasaray lobisinin Toshack'la uğraştığı, Galatasaray'ın üst üste dört şampiyonluk kazandığı, İnönü Stadının uzun bir mücadele sonunda Beşiktaş İnönü stadı olarak kazanıldığı, Öcalan'ın "stratejist-gazeteciler" vasıtasıyla, "Sarı-kırmızı renklerin yanına bir de yeşil çentik atıldımıydı, aynı bizim bayrak"...hissi uyansın hesabı, politik bir mesaj olarak, Galatasaraylılığını duyurduğu yıllar. Saha dışı unsurların o yıllarda hem işe karışmasının, hem de görmezden gelinmesinin sebeblerinden birisi, Öcalan'ın Galatasaraylılığıydı.

-Hemen hemen aynı sırada A takımda oynamaya başlayan Emre'nin üzerine titreyen medyanın, Toshack tarafından sahaya sürüldüğü Kupa finalinde, Ali Sami Yen'de Galatasaray'a golünü atan genç Nihat'ı yok farzettiği yıllardı... Nauma, Türkiye'ye ilk geldiğinde Galatasaray'da oynasaydı, saha içinde ve dışında üzerine o kadar gidemezler, o hadiselerin hiç biri o ölçüde yaşanmazdı.

-Star televizyonu var. "Güüm!.. Güüm!" diye efektlerle Nauma'nın değil, Tomas'ın dudak hareketlerini gösterirdi, biz de ezberlerdik. Alpay'a yaptığı gibi.

-İlhan'ada aynısı... Cinselliği alet ederek, yazarından programcısına, herkes çullandı.

-Dünya kupasından sonra böyle olacağını söylemişti birisi...E, oda dikkat edecek, Beşiktaş'da.  Etmeye de başladılar. 90'ların ortalarındaki gibi değil, Tümer gayet güzel konuşuyor, sahip çıkıyor.

-Evet, 90'ların ortalarından farklı. Benim en zıddıma giden şey, "Istanbul'un üç büyüklerine lâfını koyan spor yazarı, gözünü kırpmadan kart gösteren hakem" olmak  isteyenlerin çoğunun, hedef olarak Beşiktaş'ı seçmesi. "Sohbetler"de "Tuna Kartal Kanadı"nda bahsetmişlerdi.

-Hattakiler tamam. Geçmişe mazi yenmişe kuzu. Beşiktaş'ın 100. yıldönümünde şampiyonluğu haksızlığa uğrayarak kaybetmek istemeyiz, maçları seyretmediğim için bilmiyorum, hak eden kazansın... Futbol faslını bırakalım, gündeme dönelim. K.999'da, Dolunay'dasınız, alo?

-Şeyi soracaktım... Kâinat sonsuz olduğuna göre, kaynaklar insanlar için niye sınırlı olsun ki?

-Hayvanları, bitkileri hesaba katmıyormusunuz? Bedenen sonlu, sınırlı varlıklar olarak insanların, bir parçası oldukları sonsuzluğu tasarruf etmeleri de sınırlıdır. "Kâinat" elbette sınırsız, fakat üzerinde yaşadığımız dünya olarak "sınırlı".

-Sınırsız düşünebiliriz ama.

-Ama sınırsız yapamayız, tüketemeyiz. Bütünlüğün bilincine varmak, gerçekten düşünmekle, "sınırsız" düşünmekle mümkün. "Sınırsızlık" düşünürken söz konusu, dış dünyayı tasarruf ederken değil. Çevrenin durumunu görüyorsunuz. Bizim adımız; insan, "tüketici" değil. Bunları karıştırmayın birbirine.

-Aksi halde.

-Aksi halde "Ticaret olmasaydı insanlık mağarada sürünürdü"...olur. Mutlak liberalistler böyle söylüyorlar. Ticareti insan için değil, insanı ticaret için düşünüyorlar da ondan.

-Hayır, insanı düşünüyor.

-"Ticaret olmasaydı" diyor... Peki, "insan olmasa" ticaret olurmuydu?

-?

-Ters bağladın mı, olmuyor işte... Yıkanmak ihtiyacı deyince, neye ihtiyaç duyarız? Suya... Leğen ya da ev kadar banyo değil, evvelâ su... İnsan, bir gölde de yıkanır, ama susuz, kupkuru bir yer olduktan sonra, banyo şato kadar büyük olmuş kaç yazar? Bunu böyle kavramak önemli, zira para sınırlı... Yatırımı insanı evvelâ suya kavuşturmak için yapacaksın. Yoksa, insan ihtiyaçları sonsuz dersen, birileri sucuk, pastırma komasına girerken, bazıları da tadamadan ölür. Herşey birbirine bağlı.

Hattakiler, unutmadan, bu haftanın "Nasıl Haber Edersiniz?" bölümünün habere mevzu konu bilgisini veriyorum. "Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin genel af ilân edip, siyasi, adi, bütün mahkûmları serbest bıraktı"... Vergi kaçakçısı da dahil, bütün suçların affından yana bir haberci olarak, bu "gelişmeyi" nasıl haberleştirirsiniz.

-"Haber bültenleri"ne çok yükleniyorsunuz, insafsızlık olmuyormu biraz?

-Tehdit savurmuyorum ama... Peki, ya şuna ne dersiniz, dinleyin;

"Siyasal iktidara güç veren seçmen kitlelerinin kabullenmekte zorlanacağı şekilde Irak ile savaş, Türkiye lehine biçimlendirilebilecek bir gelecek diplomatik ataktır"

-Anacığım!

-Yaa... Akşam akşam okuyunca, bende öyle siçradım.

-Kim

-"1984"
 




e-posta gönder