"If decade after decade the truth cannot be told, each person's mind begins to roam irretrievably. One's fellow countrymen become harder to understand than Martians"

Alexander Solzhenitsyn


Haftalık Sohbet

-"...Üyeleri arasında, Prensler, veliaht prensler, festival güzelleri, din bilginleri, entellektüel alimler, müstesna aristokratlar varmış... Hatta hükümdar bile üyeymiş. 'Saint' lâkaplı, casus-keşiş Monroe ve Doğulularla işbirliği yapan Hafız Firuz, cemiyetin etkili üyeleriymiş... 'Turkish Sympathizers Society' adındaki bu cemiyete göre, bir defa Türkler, gizli Hristiyanmış... Esas Hristiyan... Aynı zamanda 'bâtınlarında batılı' imişler. Zaten Türklerin esas amacı, Kiliseye babalanan, ruhban sınıfına servet düşmanı nazarlarla bakan, sırf, şan, şöhret için onların parasına toprağına, bağına bostanına göz diken Alman, Fransız, İngiliz işsizlerini, asilerini Batı'dan atmaktan ibaret"miş. Bunları Avrupa'dan sürüp, Avrupa'da Hristiyanlığa eski altın çağını yaşatacak bir manda düzeni kuracaklarmış"

-?

-
"...Benzerleri o karanlık devirde batıyı pıtrak gibi saran 'Turkish Sympathizers Society' adındaki cemiyetler, işte bu yüzden 'bâtınlarında gerçek batılı' Türklerin himayesini isterlermiş. İsteklerinde pek samimiymişler. Eğer, işsizler, yoksullar, cin gibi yoksul mahalle çocukları, dilenci çocuklar, Oliver Twistler, Quasimodo'lar, hatta Vautrin, meydanlarda,  'Mandacı mankafaları istemiyoruz. Biz Almanız, İngiliziz, Fransızız... Gizli Hristiyanda olsalar, Türklerin himayesini falan istemiyoruz. Meşrebimiz ayrıdır. Kendi topraklarımız üzerinde, kendimizi idare etmesini biliriz' diye seslerini yükseltecek olsalar, cemiyetin temsilcileri hemen yerel idarecilere, kontlara, markilere telgraflar çekerek, Bu baldırıçıplak başıbozuklar bizden değildir. Bunlar gayrı meşru insanlardır. Hemen İstanbul'a, Saraya, Siz olmazsanız, biz Anglo-saksonlar, batılılar, katiyyen adam olamayız, biz aciziz diye mesajlar gönderin'... derlermiş...

Aslında bu dernekler, 'Easternization' akımıyla birlikte ortaya fırladıklarında"... Sen n'apıyorsun öyle aynaya eğilmiş?

-Uçuk, muçuk gibi bir şeyler peydah olmuş ağzına tükürdüğümün.

-Oynama, bırak.

-Siğil desek değil...

-Devam ediyorum, "...İngiliz kavmi necibi hakkındaki muhabbetini izhar ve cemiyetin maksadına iştirak etmek arzusunda bulunmak" derneğe girebilmenin şartıdır. Soylu İngiliz milletine ilânı aşk şartı var. Bu da 1920'lerde faaliyet gösteren Millici düşmanı örgütlerden "İngiliz Sevenler Derneği"nin kuruluş bildirgesinden. Bu Millici düşmanı örgütün kuruluşuda ilginç, hatırladınmı?

-Yoo.

-İşgalciler bunlara derneği kurmadan evvel imza toplatıyor... İşgal Istanbul'undaki İngiliz Elçiliğinde çalışan bir adam, adını unutmuşum, bugünkü Kuvayi Milliye düşmanı, anti-millici, etnik bölücü cephenin o devirdeki örgütü, "Hürriyet ve İtilaf Partisi" Başkanı Sâdık Bey'le görüşüyor.

-Mr. Ryan.

-Ryan'mıydı?

-Ryan... Ryan O'Neal'in Ryan'ı... Elçiliğin baş tercümanı.

-Hah, işte o Ryan'ın Sadık Bey'le yaptığı görüşmeden sonra, derneğin kuruluşunu kotarmaya sıvanan Sait Molla'dan, "Bakalım yeterince işbirlikçi var mı" hesabı, "İngilizlere dost" şahısların isimlerini, adres ve imzalarını tutanak halinde getirmesini istiyorlar. Mikrop kapacak, oynama...

-Ryan'mı istiyordu?

-İngilizler istiyor işte... İngiliz Haberalma Dairesi'nin adamı Molla, Ryan, Rahip Frew, bunlar bir çeşit "troyka"... Hürriyet ve İtilâf propagandası yapan Alemdar gazetesi de katılıyor bu faaliyete. Hemen kolları sıvayıp, bir "dostluk belgesi" hazırlıyorlar. Tutanakta, "İngilizler, adaletin ve insanlığın koruyucusudur. İngiltere'nin dostuyuz. Hür irademizle imzalıyoruz. Bu dostluğu geliştirmek için dernek kurmak istiyoruz" gibi ibareler var.

-Bu Sait Molla, eski Sayıştay üyesiydi değil mi?

-Danıştay üyesiydi. İmzaları toplayıp götürüyorlar. Fakat İngiliz gizli servisinden General Deedes, 50 bin imzayı görünce, şaşkınlıktan dilini yutuyor. "Bâtınında Türk" veya "Müslüman" veya "hem Türk hem müslüman"da olsa, işgalci bir ülke için, bir haftada 50 bin imza...

-Demek bir ay dolaşsalar, "150 binlikler"i bir çeyrek geride bırakacaklardı.

-Adam kıllanıyor... Mesuliyet, Sabah, Peyam gazeteleri gibi Kuvayı Milliye düşmanı gazeteler filan var fakat şimdiki güçte bir medya yok...Televizyon, dergi, radyo, haber bülteni, internet, faks, maks yok. Sonuçta anlaşılıyor ki bir kısmı uydurma...

-İmza taklitçiliğimi yapmışlar.

-Uydurmuşlar... Yinede epeyi imza toplamışlardır. Zira dernek, "kavgalarda polise, vergi işlerinde tahsildara karşı kullanılabilen" bir "kimlik" veriyor. Kimlik sahipleri, "adeta ayrıcalıklı bir sınıf oluyor"... İngiliz gazetelerinde çıkan "İstanbul halkı, İstanbul'un İngiliz himaye ya da yönetimi altında kalmasını isteyenler, bu amaçla bir dernek kurdular. Binlerce imzalı tutanaklarla hergün elçiliğe başvuranlar görülmektedir" şeklindeki haberlerin abartılı olduğunu kabul etsekte, rağbet olduğu kesin.

-Filmlerini yapıyorlar meselâ... "Bir Kimlik Mücadelesi"... "Türkiye'li Ryan"... "Anadolu'nun Ryan'ı"... Bunların zürriyeti  "faş!" diye buharlaşmadı... Fakat adamlar Milli Mücadele Yıllarında epeyi kafa karıştırmışlar. Bugünün Amerikancılığı, o günün İngilizciliği...

-Anglosakson medeniyeti tapınmacılığı... Dün İngilizcilik, bugün Amerikancılık, Avrupacılık... Yani düşün, o gün bugün Pontusçuluğun giderek artan tehditi altındaki Trabzon bölgesinde bile, "Trabzon ve Ahalisi Ademi Merkeziyet Derneği" gibi, Anglosakson medeniyeti lehine, bir çeşit misyonerlik faaliyetinde bulunan, propaganda yapan yerli örgütler türüyor. Erzurum Kongresinde 22 maddelik bir programla, "Doğu Anadolu illerinde Türk ırkının yaradılıştan en kolay kabul edebileceği Anglosakson medeniyetinin" temsilcisi milletlerin "yol göstericiliğini ve yardımını" isteyen Kuzey Anadolu delegeleri, bu anti-millici, anti-Türk misyonerlik  propagandasının kurbanı olmuş, kandırılmış, kendi vatanında vatansızlaştırılmış insanlar...

-Çok ilginç.

-Nedir?

-Anti-millici, etnik bölücülüğün kendini dışa vurduğu noktalar, bir karışmanın olduğu yerler.

-Olabilir tabii, adam Türk'tür, sülâlesinde de, Ermeni, Rum, Kürt vardır. Bu onun elinde değil ki.

-Hayır, o anlamda değil. Etnik maksatlı bölücülükle, Milliciliğin, vatanseverliğin kuvvetli oldukları yerler aynı.

-E, başka türlü olabilirmi?... Etnik bölücülük, kırılma noktalarındaki ruhu, "Sen Türk değilsin, aslın Ermenidir, Rumdur, Kürttür. Asimile olmuşsun. Türk Milleti diye bir şey yok. Özgürlük mücadelesi seni bekliyor" diye bombardıman etti. Yirmi yıl boyunca, her etiketten millici düşmanlarının yoğun psikolojik savaşına maruz kalan Türk Milleti içinde, Türk siyasi yapısından medyasına, Meclisine, bütün önemli kurumlara, kişiliklere, adeta konuştukça, tartıştıkça, kendini savunmaya kalktıkça, bir hastalık gibi başkalarına da bulaştırdığı bir suçluluk duygusu aşılandı. Kişi, bu durumdan, ya onun millet ruhunu hedef alan bu psikolojik kuşatmayı millet gerçeğiyle yararak güçlenmiş olarak çıkar, ya da bin bir türlü bahane icat ederek, Milli-Ulusal devlet ve ordu düşmanı bir konuma düşer...rahatlar. O, artık Milli Mücadele yıllarını utanç duyulması geren bir kara leke olarak görmeye başlamış, ruhunu etnik parçalanmaya teslim etmiş bir kadavradır.

-Kadavra rahatlığı...

-Kadavra rahatlığı, evet... Bir yandan da Menderes-Özal üzerinden, "Bak" derler "Şu Rumeli Türklüğünü görüyormusun, işte her kötülüğün kaynağı"... Nazi fıkralarının, "Türk" versiyonlarını da piyasaya sürdün mü daha da rahatsın. Meselenin izahı kılıklı bu istismar, Milli-Ulusal Devlet, ordu, Türk düşmanı cephenin ardına gizlendiği bir siperdir.

-Türk siyasi yapısı, medyası veya devlet kurumunda görev yapanlar arasında bulunan böylelerinin indirdikleri darbeler olmasaydı, koskoca bir millet, devlet geleneği yirmi yıl içinde Kıbrıs'tan Kuzey Irak'a ipotek altına girsin, komşusuyla ilişkilerini düzeltip ekonomisini sağlamlaştıracağına, kendi elleriyle iflasa sürüklesin, mümkün değil.

-Akıl dışı değil mi.

-Ya hakikatten, benzeri durumlarda, ekonominin önünü tıkamasına itiraz edilen siyaset, benzeri durumlarda, hemen herkesin savunduğu barış, Irak Devleti söz konusu olunca tam tersine dönüyor. Halbuki işadamlarının, sanatçıların, siyasetçilerin kampanyalar düzenlemeleri lâzım. Neredeler?

-Bana mı soruyorsun?

-Lâfın gelişi öyle diyorum.

-Belki başlamışlardır... Dediğin çok doğru...Türk milletinin daha başlarda kolaylıkla üstesinden gelebileceği etnik tehditin, belki de bölge çapında bir mücadeleyle aşılacak bir çözülmeye dönüşmesinde, görünüşte Türk milletine mensup olmakla birlikte, ruh dünyalarında, "yarı Türk, yarı Kürt... Yarı Rum, yarı Türk... Yarı Ermeni, yarı Türk" olarak yarı yarıya bölünmüş, menfi olarak bölünmüş kararsız kişiliklerin sorumluluğu büyüktür. Devlet kademelerinde görevli veya medyada çalışıyor, fakat yetkisini, mesaisini Milli-Ulusal devleti tasfiye etmek için kullanıyor... Bu durum yıllarca görmezden gelindi.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, kendi kurumları içinde vuruldu...

   Aslında, İttihat ve Terakki ve onu takiben Millicilik içinde, Milletin, "...çöküntü ve yok olma çıkmazına" düşmesi istenmiyorsa, "...asıl mayamız olan Doğu 'maneviyatı'ndan tamamıyle soyutlanma" yanlışına sapılmaması gerçeğine dikkat etmek yerine, üstünkörü bir yaklaşımla bütün inanç sistemini kökten reddeden anlayışla, aynı toptancı yaklaşımın İttihat ve Terakki'ye bir reaksiyon olarak partileşen Hürriyet ve İtilâf Partisi bünyesindeki aksi kutbu, mukaddes değer istismarcısı tipler ve akımlar, liberalizmin batı tarzı mutlaklığına esas gözüyle bakarlar. Şu farkla ki, kendi dillerine ve mevzuya göre yer değiştirmek üzere, birinin "tren, rüya, gaye" dediğine, diğeri, "meşrebimize uygundur" der...

Zaten 2.Cumhuriyetçilik, bunların birleşip, bütünleşmesiyle ortaya çıktı. Hem bir zemin, hem de ürün... O yüzden, Türk siyasi yapısında, medyada hem tapınak, hem de kutsal öküz muamelesi görüyorlar.

-Aklıma Buffalo geldi...

-?

-Kovboy kız yine "hı-ha, hı-ha" dedi... Aslında "cowgirl"... Şu limon kolonyası şişesini atsana... Çay sehpasının üzerinde, yani ters çevrilmiş Konstantinopol entellektüeli heykeli üzerinde... Sağol... Şey var birde... Cümlelerin üzerine çizik çekerken, "Hiiisst" diye bir ses çıkarıyorlar. Çizerken öyle ses çıkmaz ki... Bu, sıcak bir çorba içerken, acılı bir şey ısırdıktan sonra, ağız burun kavrulunca, dille ön dişlerin altından, dışardan içeriye doğru çekilirken havanın çıkardığı sesmiş gibi... "Hiiisst"...  Böyle sesleri çıkarması kolayda, anlatması, yazması zordur.

-Yaşam gazetesi reklâmı değil mi. Hani bir kız çocuğu, elinde mikrofon, "Özgürlük Meydanları"nda güneşlenen insanlara, "hayalinizdeki akşamı tarif edermisiniz?" diye soruyor?.

-Karıştırıyorsun. Gazete, Akşam gazetesi... Reklâmda reçel reklâmı... Üç Akşam alana yanında sağlıklı yaşam kılavuzuyla birlikte, poşette şeftali reçeli veriyorlarmış... Bir çeşit pestil ezmesi.

-Bulmaca, buldurmaca gibi bir şey yani.

-Bir bakıma.

-Bittimi?... Bitmediyse, ben de mutfağa gidip mandalina saydırayım bu arada...vakit ziyan olmasın.

-Hiiist!... Acı biber gibi... Nasıl kolonya bu?... Bakırköy Özgürlük Meydanı'ndanmı aldın?

-İltihaplanacak... Görürsün... Zaten yüzün gözün garp çıbanlarıyla dolu...

-Onlar iz...

-Nostaljikmi oluyor o zaman?

- Ergenlik sivilcesi olmasın?

-?

-Olamaz mı yani?

-Olabilir mi sence?...

-Ben hiç çıkarmamıştım ki?

-Olsun... Gecikirse akıl dişi gecikir, ergenlik sivilcesi değil... Akıl dişi bazen kırkından sonra çıkar. Yirmilik diş dedikleri hikâye... Hastanelik eder adamı... Gâvur nerde sahi?

-Biliyorum, beni etmişti... Bayağı da uzun sürüyor. Ağaç söker gibi korkunç sesler, kemik sesleri çıkıyor... Fakat gerisini hatırlamıyorum... Misty... Bir şeymi sordun demin?

-Hayır... Haa, Gâvuru sormuştum.

-Yeğeninin süt kardeşinin bilmem bir şeysimi evleniyormuş, sünnet düğünümü oluyormuş, n'oluyormuş, bir şeyler oluyormuş işte.

-Dıdısının dıdısı yani...

-?

-Okuyorum,
"Kadın kendini dağ evine kaçırtırken...

'Sen alçak bir adamsın, bırak beni'

'Seni uzaya götürüyorum bayram etsene'

'Hain... Ne olacak serseri... Özgürlüğümü tahdit ediyorsun'

'Öylemi ediyorum?'..."

Haydaa, bunlar nerden karışmış ya...

-Biber sürmüş gibi hâlâ ağzına tükürdüğümün... Hisst!...

-Bir dakika... haber notlarıyla, diyalog şeyleri... "Kadın çıldırmış gibi yaparak bağırır,

'Milliyetçi komünist!'

'İdeolojik yaklaşıyorsun... Biliyormusun, Castro'nun ablasıda kardeşi için böyle söylüyor. Bulsa, bir kaşık suda boğacak. Engerek. Akrabalığınız var mı?'

'Senin gibi bencil bir budala olmaktan daha iyidir'

'Tırmalama bak, aşağıya uçarız'

'Parmağımın ucuna bile dokunmak yok, bak'

'Enayi derler adama'

'Ne derlerse desinler!

Kadın, burnundan soluyormuş gibi yaparak,

'Pis şantajcı'

-
Valde seçti bu limon kolonyasını değilmi?

-E, bu sayfa, o sayfa değildi... Nerde peki bu...  "Küfretmekten yorgun düşen kadın sonunda uykuya dalar. Rüyasında, adamı Ev'in mutfağında, masanın üzerinde görüyordur. Adamın umrunda bile değildir. Issız yolda gazlamış gitmektedir.

'Uyuma... Ev'e az kaldı. 'Wake up girl. We almost home'...

Kadın, uyanır. Gözlerini kırpıştırır.

'Nerdeyim ben?'


'Ev'de...

Şato gibi bir Ev'miş işte... Geceyarısı olması lâzım. Kadın, yarı yarıya çıldırmış gibi yaparak,

'Senden iğreniyorum. Seni rahatlıkla öldürebilirim!'

'Sana ev kadınlığını öğreteceğim'

'Hayır'

'Öğretmekte kararlıyım'

'Bağırırım... Bak, avazım çıktığı kadar bağırırım'

'Birlikte bağırırız'

'Alçak!'

'İtiraz etmiyorum'


One Day Later...

İşte öyle bir ayrım. Adam nihayet akşama doğru uyanır. Kurt gibi acıkmıştır.

'Akşam yemeği zamanı geldi sevgilim'

'Allah'ın serserisi'

'Oturmadan evvel yemek hazır sevgilim demen lâzım, unutma'

Kadına, raftan barbunya konservesini almak adeta bir işkencedir. Bulur, fakat açamaz. Adam, kadına yardım eder, barbunya kutusunu açar, nasıl pişirilir, öğretir. Kadın bozulur,

'Bu cehennem hayatı ne kadar sürecek? Allah cezanı versin emi!'

Adam, taş gibi duygusuz belli ki,

'Ölene kadar'.

-?

-Tuttuğun haber notlarınla, diyalogları karıştırmışsın.

-Bir saniye... "Musiki Tutkunu Hanımlar Topluluğu" İtilâfçımıydı, Millicimiydi?... Daha doğrusu böyle bir topluluk varmıydı?

-?

-Dün gece uyurken aklıma geldi... Birden...

-Öyle bir topluluk yok.

-"İngiliz Sevenler Derneği"nin kadınlar kolu, kızlar korosu yokmuydu peki?... "choir"?...

-Bilmem...

-Tatil günlerinde propaganda melodileri, ajite edici şarkılar, ilâhiler okuyan?... "God Save the Queen", "God Bless America" gibi şeyler...ha?

-"God Damn Mustafa Kemal! I want to be your slave. Ask for it!"... "We Love You but We Hate You So Much"... "We Pray That You Guys Will Enjoy Hell"...  Canım ne bileyim ben vardı herhalde... Millicilere, vatanseverlere düşmanlık hisleriyle dolu kadınlarda, düşmanca davranışlarda bulunmuştur tabii ki... Bulunuyordurda... Bulunacaktırda... Değil mi?...

-Korkunç bir şey.

-E, korkunç... Sende biliyorsun ki Milli Mücadeleler kolay kazanılmıyor.

-Yani, Millicilerden yana kadın kuruluşu hiç yokmuydu?... Vardı diye hatırlıyorum.

-Var tabii...Meselâ "Musiki Muhipleri Hanımlar Cemiyeti" vardı. Tam adını bilmiyorum ama,"Milli Kadınlar Cemiyeti" vardı... Sonra, "Üsküdar Biçki Yurdu"...

-Başka?

-"İslâm Kadınları Çalıştırma Cemiyeti"... "Kadıköy Hanımlar Müdafaai Milliye Merkezi"...  "Asri Kadın Cemiyeti"... "Hilâliahmer Kadınlar Merkezi"... Bunlar 29 Kasım 1918'de Milli Kongre'ye katıldılar, Kuvayi Milliye'den yana saf tuttular...

Dinle, okuyorum..."(...) halkı Pazartesi sandık başına giderek ( ...)'i 6.dönem için yeniden Devlet Başkanı seçecek. Devlet Başkanı (... ) bu referandumla güven tazeleyecek. Geçenlerde uğradığı suikast nedeniyle (...) halkının desteği daha da arttı. İsrail-Filistin barış görüşmelerinin mimarı olan (...), uzun yıllar barış için çalıştı. Ürdün kralıyla birlikte barış görüşmelerine ev sahipliği yaptı"... 25 Eylül 1999 tarihli bir televizyon haberi.

Ülkenin ve liderin adını söylemedim, hiç belli olmadı değil mi?...

Bil bakalım hangi lider, hangi televizyon kanalı.