Joe;

-"They want to extinguish the light of the God by their tongues but God completes his victory". Şiir gibi...

-Ne güzel bir ifade değil mi. "Onlar Allah'ın ışığını dilleriyle söndürmek istiyorlar fakat Allah zaferini tamam kılacak". Sonunda mutlaka haklı olanın kazanacağı bundan daha güzel anlatılamazdı. K.999, evet?

-Medya bu mektupları yayınlamadı. Gördüğüm kadarıyla gazetelerde yer almadı, televizyon, radyo haberlerinde de bahsedilmedi.

-
Niye bahsetsinler ki? Sınava çekiliyormuş duygusuna kapılmazsanız, bir soru sormak istiyorum, "Allah'ın ışığını dille söndürmeye çalışmak" ne demek?

-?

-Sınav değil, korkmayın.

-Korkmuyorum ki.

-İyi. Dil ne demek peki?

-Ağzımızın içindeki et parçası. Tat alma organı.

-Hayvanlarda da var. Tatmaktan, yemek yemekten başka ne işe yarar o dil?

-Başka yaradığı iş...Konuşmaya tabii. Birbirimize düşüncelerimizi, duygularımızı bildirmeye yarar. Anladım şimdi, tamam.

-Bana da söyleyin, saklamayın

-"Allah'ın ışığını dille söndürmeye çalışmak" ifadesi; yalan söylemek, gerçekleri örtmek veya saptırarak haberleştirmek anlamına geliyor. Meselâ Saddam Hüseyin'in mektuplarını Türk milletinden saklayan gazeteler, televizyonlar, radyolar da, ışığı yalan söyleyerek, örterek söndürmeye çalışanlar oluyor. Yani medya.

-Kalpaksız medya... İstiklâl Savaşı düşmanı bu medya, Türk milletine İstiklâl Savaşını, bağımsızlığı hatırlatacak ne varsa sansür uyguluyor, dikkatinizi çekmedi mi hiç? Mektuplardan biri de mektup değil, teyp çözümüydü.

-Onu bende biliyorum. Peki İstiklâl Savaşını hatırlatan ne var ki o mektuplarda milletten gizliyorlar?

- Biri teyp çözümü olan o mektuplarda nemi var? Bir saniye, alo?

-"Filanın sevgi dolu hatırasına" ibaresi nereye yazılır sorusuna cevap vermek için aramıştım.

-Buyrun.

-Birisi öldüğünde, geride kalanın yakınları tarafından o kişinin adını ölümsüzleştirmek için yaptırılan okul, kilise, hastane gibi binalara yazılır. Bir plâketin üzerine... Cevabım doğru mu?

-
Evet. Hastaneye ek bir bölümde olabilir. Veya bir çocuk yuvası, çocuk parkı.

-Kütüphane. Bir kütüphaneye yeni bir bölüm...

Joe;

-Bir parkta insanların oturacağı bir bank bile olur.

-
Sebebi bir hastalık, bir kaza, bir savaş, bir ambargo olabilir, genellikle trajik bir şekilde veya genç yaşta hayatını kaybeden insanların ardından tabii. Geride kalan insan, duyduğu acıyı tam teşekküllü bir hastane veya bir park kanepesi, insanlara faydalı olarak paylaşıyor. Fikir bu... Peki bu ibare başka nereye yazılır?

-Saydığımız yerlerin benzerlerine.

-Evet... Fakat bir yer daha var, onu da bilmeniz lâzım. "Benzerler"e benzemiyor.

-?

Joe;

-Şaka yapmıyor, bir yer daha var.

-Düşünün biraz bakalım. Peki şu an konuştuğumuz mevzuyla ilgili bir şeyler söylemek ister miydiniz? Önce hazır aklıma gelmişken, hem size, hem hattakilere, hem de dinleyicilere bir "nereye yazarsınız" sorusu daha sorayım. İngilizce "Peace on Earth" ibaresi nereye yazılır?

-Yılbaşı kartına.

-Noel kartına.

-Nasıl bir karta? "Göğsünün sol tarafında kalp yerine siyah boşluk bulunan kardan adam" resmi basılı karta mı?

-Melek resmi bulunan karta meselâ.

-Ay ışığı altında Ren geyiklerinin çektiği kızağı üzerinde, çocuklara vereceği hediyeleri doldurduğu torbasıyla Noel Baba. Başka? Bir saniye, alo?

-"Diyelim ki Irak'ı bombalayacak Amerikan uçaklarına yakıt satacaksınız, ya da sömürgeleştirildiği taktirde Irak'ta, "yeniden yapılandırma" adı altında meselâ, Fırat, Dicle kenarına kurulacak gazinoların, kumarhanelerin, batakhanelerin, otellerin, motellerin, bunları birbirine bağlayacak yolların inşaatından "pay" kapmayı hesaplıyorsunuz, bu durumda ABD-İngiltere- Anzak saldırısının gerçekleşmesi işinize geliyor. Elinizde de televizyon, gazete var ne yaparsınız?" Bu soruyu, 27 Nisan gecesi sormuştunuz, arkası gelmedi.

-
Gelir. Dolunay'ı dinliyorsanız, herşeyi birbirine bağladığımızı bilirsiniz. Merak etmeyin, aklımda.

-Keşke Türkçeleri de olsaydı. Saddam Hüseyin'in demin okunan metinlerde yaptığı çağrılar, İstiklâl Savaşının başlangıç yıllarını,19 Mayıs 1919'u hatırlatıyor. Mustafa Kemal Atatürk'ün Samsun'a çıkmasından hemen sonraki günleri.

-Doğru. Ya çocuklar biriniz arkadaşın yolladığı o metinleri Türkçeleştirsin de buradan okuyalım, iyi olur.

-Çok şey bir İngilizce değil zaten...

-
Hikâyeci veya Yılmaz, artık biriniz...Selin Hanım hattamı sahi? Yoksa erkenden kuş gibi...

-Buradayım!

-Uyuyorsunuz sanmıştım.

-Ne münasebet dinliyorum. Uykum da yok!

-Öylemi?...Bir ara sesiniz bayağı uykuluydu gibi geldi bana. "Geç oldu" diye mızıldanmıyordunuz demek. Peki, sizle daha sonra konuşuruz, Bende yeri gelmişken şu bölümü okuyayım, dinleyin;

"... Bir hafta kadar Samsun'da ve 25 Mayıstan 12 Hazirana dek Havza'da kaldıktan sonra Amasya'ya gittim. Bu süre içinde bütün yurtta ulusal (milli) örgütler kurulması gerekliğini bir genelge ile bütün komutanlara ve sivil örgütlerin baş yöneticilerine bildirdim.

Dikkate değer ki, İzmir'e ve daha sonra Manisa'ya ve Aydın'a düşmanın girişi ve yapılan her türlü saldırı ve zulüm hakkında ulus (millet) daha aydınlanmamış ve ulusal varlığa vurulan bu korkunç darbeye karşı açıkça hiçbir üzüntü ve yakınma gösterisinde bulunulmamıştı. Ulusun bu haksız darbe karşısında suskun ve durgun kalması, ulus için elbette iyiye yorumlanamazdı. Bundan dolayı, ulusu uyarıp harekete getirmek gerekli idi. Bu amaçla 28 Mayıs 1919 günü, valilere ve mutasarrıflıklara, Erzurum'da On beşinci Kolordu, Ankara'da Yirminci Kolordu ve Diyarbakır'da On üçüncü Kolordu Komutanlıklarına, Konya'da Ordu Müfettişliğine genelge ile şu yolda bildirimde bulundum:

'İzmir'e ve daha sonra ne yazık ki Manisa'ya ve Aydın'a düşmanın girişi, gelecek tehlikeyi daha açık olarak duyurmuştur. Yurt bütünlüğümüzün korunması için, ulusal tepkilerin daha canlı olarak gösterilmesi ve sürdürülmesi gerekir. Ulusal yaşayışı ve bağımsızlığı bozan düşmanın yurda girişi ve yurt parçalarını koparıp alması gibi olaylar, bütün ulusa kan ağlatmaktadır. Üzüntüler dindirilemiyor.

Ulusun katlanamayacağı ve dayanamayacağı bu olayların hemen önlenmesi, bütün uygar uluslarla, büyük devletlerin adaletinden ve etkisinden sabırsızlıkla beklendiği yolunda, önümüzdeki hafta içinde ve çeşitli illere göre, Pazartesi başlayıp Çarşamba gününe dek gerekli işlemlerin arkası alınarak, yapılacak büyük ve coşkulu toplantılarla ulusal gösterilerde bulunulması ve bunun köylere varıncaya dek her yerde yapılması ve bütün büyük devletlerin temsilcileriyle Babıâliye (Istanbul Hükümetine) etkili telgraflar çekilmesi ve yabancıların bulunduğu yerler de bunlara da etki yapmakla birlikte, ulusal gösterilerde düzenin son derece korunması ve Hıristiyan halka karşı bir saldırıya ve düşmanlık gösterisine benzer davranışlardan sakınılması çok gereklidir. Sizler bu konularda duyarlı ve etkili bulunduğunuzdan, işin iyi yönetileceğine ve başarılacağına tam güvenim vardır. Sonucun bildirilmesini rica ederim'


Verdiğim bu yönerge üzerine her yerde gösteri toplantıları yapılmaya başlandı"

Ord.Prof.Dr. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu'nun kısaltarak basıma hazırladığı Nutuk'tan, Eylemli Çalışmaya Geçiş başlıklı ikinci bölümün "Ulusal örgütler kurulması ve ulusun uyarılması" alt başlıklı bölümünün ilk yarısını okudum. "Milli" ile "ulusal" kelimeleri arasındaki farkı bilmekle birlikte aynı anlamda kullandığımızı göstermek için "ulus"un yanına "milli"yi ben ekledim. Biz, "Atatürkçü" ile "Kemalist" tabirlerinide aynı anlamda kullanıyoruz, biliyorsunuz. İngiliz sömürgecilerin Amerikan İstiklâl savaşı yıllarında Amerikalı vatanseverleri "Waşingtonist" adıyla anmasıyla, aynı sömürgeci gücün İstiklâl Savaşı yıllarında vatanseverlere, yurtseverlere "Kemalist" demesi anlam olarak aynı. İstiklâl Savaşı düşmanı "kalpaksızların" lisanında Kemalist, "bağımsızlık yanlısı vatansever", yurtsever, millici, milliyetçi demektir. Dolayısıyla, "millici", "ulusalcı", "milliyetçi", "vatansever", "yurtsever" tabirlerini, aralarındaki farkları da bilmek kaydıyla aynı anlamda kullanıyoruz, unutmayın. Zira amacımız bölünmek değil, bütünleşmek.

Evet, görüyorsunuz işte. Bölük pörçük seyreden direnişlerin birleştirilip, tekbir merkezden idare olunan İstiklâl Savaşı olarak örgütlü bir yapıya kavuşturulmasında, bir tarihi çıkış olan 19 Mayıs 1919'dan 9 gün sonra Mustafa Kemal Atatürk'ün Havza'dan yayınladığı yönergede (talimatta) milletten yapmasını istedikleriyle, Saddam Hüseyin'in her iki metinde Iraklılardan yapmasını istedikleri öz olarak aynı;

1-İşgali ve işgalcileri reddet.

2-Reddettiğini yüksek sesle söyle. Hainler hainliklerini nasıl yüksek sesle söylüyorlarsa, sende açıkça ifade et.

3-İşgalcileri, işgali, kendinden, ailenden uzak tutulması, vatanından kovulması gereken bir "hastalık" gibi gör.

Hangi milletten olursa olsun, sömürgeci işgale karşı tutum aynı. Bütün "kalpaklılar" aynı ruhtan. Nasıl ki işgale itaat eden, boyun eğen "kalpaksızlar" tek millet, başını dik kutan "kalpaklılar"da öyle. Alo?

-Mustafa Kemal 28 Mayısta yayınladığı yönergede  işgalcilere karşı açık bir tavır almıyor,  yani tam bağımsızlıkçı bir tutum değil bence. Büyük devletlere, işbirlikçi Istanbul hükümetine dayanıyor.

-Nerede söylüyor dayandığını?


-..."büyük ve coşkulu toplantılarla ulusal gösterilerde bulunulması ve bunun köylere varıncaya dek her yerde yapılması ve bütün büyük devletlerin temsilcileriyle Babıâliye (Istanbul Hükümetine) etkili telgraflar çekilmesi" diyor.

-Anladım. O sırada İşbirlikçi Istanbul'la ilişkilerini tam olarak kesmiş değil, Üçüncü Ordu Müfettişi. Dayanması, mayanması Istanbul'dan çıkıp, Anadolu'ya geçebilmek için. Hem "taktik yapıyor" diye de düşünebilirsin.  Şimdi bölümün gerisini okuyorum, sonra bünyeye musallat "hastalığı" birlikte teşhis edeceğiz. Siz de hatta kalın. Çocuklar haftada bir program yetmiyor, gecikiyoruz, haftada iki program yapsak mı, ne diyorsunuz?

-Ben de onu söyleyecektim zaten, çok yavaş gidiyoruz.

-Güzel olur.

-Çiçek gibi olur.

-İyi... Deneriz. Evet, devam ediyorum;

"Yalnız sayılı yerlerde bazı kuruntular yüzünden, duraksamalar olduğu anlaşılmıştır. Örneğin: Onbeşinci Kolordu Komutanının Trabzon ile ilgili olarak gönderdiği 9 Haziran 1919 günlü kapalı telden (belge: 21) : 'Gösteri toplantısı sırasında Rumların uygunsuz davranışlarda bulunabilecekleri ve hiç yoktan kötü bir olay çıkabileceği düşünülerek, gösteri toplantısına karar verilmişken bu kararın uygulanmadığı... gösteriyi düzenleyen kurulun toplantısında İstrati ve Polidis (adında iki Rumun)da bulunduğu' anlaşılıyordu.

Trabzon, Karadeniz kıyısında önemli bir merkez olduğundan, orada ulusal girişim ve çalışmalarda kararsız davranmak ve Yunanlılara karşı yapılacak ulusal gösterilerle ilgili görüşmelerde İstrati ve Polidis Efendileri bulundurmak gibi, girişimin ciddi olmadığını gösterecek gevşeklikler, elbette İstanbul ve düşmanlar için pek değerli sayılacak belirtilerdi.

Verdiğim yönergedeki temel düşünceyi kötüye kullanacak kadar ustalık gösterenlerde oldu. Örneğin: Sinop'a yeni atanan bir mutasarrıf, orada yapılan gösterileri kendisi yönetiyor ve gösteri kararlarını kendisi yazıp halka imza ettirdiğini söylüyor ve bize de bir örneğini gönderiyor. Bu adamın zavallı halka gürültü patırdı arasında imza ettirdiği uzun yazılar içinde şu satırlar gizleniyordu:

'Türkler ilerleyip gelişemediyse ve Avrupa'nın uygarlık ilkelerini kabul edip sindiremediyse bu, şimdiye değin iyi bir yönetime kavuşamadığından ileri gelmiştir. Türk ulusu, ancak kendi padişahının buyruğu ve egemenliği altında olmak koşuluyla Avrupa'nın gözetim ve denetiminde kurulacak bir yönetim örgütü ile yaşayabilir'

Baylar, Sinop halkı adına İtilâf devletleri temsilcilerine verilen 3 Haziran 1919 günlü bu andırının altındaki imzalara göz gezdirirken müftü vekili efendinin imzasının yanında gördüğüm imza, bilginize sunduğum satırları yazan ve yazdıran ruhu bulup çıkarmama yaradı. O imza, Hürriyet ve İtilâf Fırkası (partisi) ikinci başkanı olan kişinin imzasıydı"



Devam eder




dolun__ay@hotmail.com