"Allah'ın bir işareti bu.
Kemiklerimden birinin kırıldığı bu yerde, düşmanın direnişide kırılacaktır"...

12 Ağustos 1921

Karadağ'ın kayalık doruklarında



MİLLİ MÜCADELE TARİHİNDEN...


Akibetleri Yenilgidir...

14 Ağustos- 23 Ağustos 1921

Yunan işgal ordusu'nun taarruz plânı, esas olarak, Eskişehir-Kütahya savaşlarında uyguladığı stratejinin benzeriydi. Türk Kuvvetleri, merkez- Ankara'yla bağları kesilecek şekilde güneyden kuşatılarak, kuzeye, dağlık bölgeye sıkıştırılıp imha edilecekti. Türk Ordusunun Sakarya'nın hangi kıyısında olduğunu, batısındamı, doğusundamı yer tuttuğunu tam olarak öğrenemeyen Yunan karargâhının bu durumu dikkate alarak hazırladığı hârekat planına göre, General Polymenakos'un komuta ettiği üç tümenden mürettep 3. kolordu, Sakarya kavisini ortadan bölen Porsuk Çayı'nın kuzeyinden, General Kondilis'in komutasındaki yine üç tümenlik 1.Kolordu güneyinden yürüyerek Türk Ordusunu cepheden tespit ederken, Prens Andrew komutasındaki yine üç tümenlik, fakat diğerlerine göre daha kuvvetli 2. Kolordu ve 1. Süvari Tugayı ise, Sakarya kavisinin dışından, güneyden ilerleyecekti. Türk ordusunun Sakarya'nın Doğusunda olduğu anlaşılırsa, kavis içindeki iki Kolordu, içerde az bir kuvvet bırakarak kuşatma harekatına katılacaktı. Nitekim 16 ağustos'ta, Mihalıççık-Sivrihisar hattına vardığında, Türk Ordusu'nun Doğu tarafında olduğunu anlayan düşman, aynı günün akşamı toplam altı tümenden mürettep iki kolordusunuda, takviyeli 7.tümen hariç, Sakaryanın güneyine sevketmeye başlar. Planlama aşamasında nispeten kolay olacaklarını sandıkları bu geçiş, Türk süvarilerinin direnişiyle ancak beş günde tamamlanabilir. Türk Ordusunun mukabelesi, 1.Süvari Tümeninin yanlış istihbaratları nedeniyle gecikir. Yunan kuvvetlerinin cephenin güneyinde toplandığı bilinir fakat kavis içinde bırakılan tümen miktarı, olduğundan fazla tahmin edilir. 21 Ağustosta bir miktar kuvvet kaydırılırsada, işgal ordusunun ileri harekâtını tamamladığı 22 Ağustos gecesi itibarıyla, karşı tarafın bir tümen bıraktığı yerde beş tümenimiz bulunuyordu.

Batı Anadolu'da kazandığı galibiyetlerin ardından, 9 günde 120 kilometrelik bir ileri harekâtıda başarıyla tamamlayan işgal ordusunun morali yerindedir. İkmal ve tahliye için 800'den fazla kamyonu, Türk Ordusunun sahip olduğundan üç kat fazla makineli tüfeği ve 18 uçağıyla, teçhizat olarak çok üstündür. Silâhları standart, cephanesi boldur. 25 Temmuzdan sonra hazırlıklarını rahatça yürütmüş, dinlenmiştir. Türk askeri ise, bir buçuk ay önce bulunduğu hatlardan, vatan toprağının önemli bir bölümünü işgalciye terkederek Sakarya'nın Doğusuna çekilmenin verdiği kaçınılmaz çöküntü duygusu içindedir. İnönü Savaşlarının moralinden eser kalmamıştır. Sakaryanın doğusuna çekildiği 25 Temmuzdan sonra, düşmanın hareketlerine göre siper kazmaktan dinlenmeye de vakit bulamamıştır. Komuta heyeti, özellikle Mustafa Kemal, Milli Mücadele'nin ilk günlerinden itibaren, Türk Milletine, İngilizlerin, Yunanlıların, Fransızların "Türkiye'yi parçalamakta kararlı olduklarını, Milli seferberliğe kalkışmanın yanlış olacağını" propaganda eden Istanbul'un ruhen vatansız medyasının, Meclise sızmış durumdaki Millici düşmanlarının, fırsatı ganimet bilerek açtığı psikolojik savaşın hedefi haline gelmiştir.

Bir ordu için son derece önemli ikmal süratinden yoksundur, tek kamyonu bile yoktur. Ulaşım imkânlarının yetersizliği, Batı Cephesine takviye kuvvetlerinin sevkinde büyük aksamalara, gecikmelere sebeb olmaktadır. Mesela, Albay Kâzım Özalp komutasındaki, Adapazarı-Geyve bölgesindeki Mürettep Kolordunun cepheye intikali beş günü bulur. Albay Selâhattin komutasındaki 2.Kolordu, altı günde 120 kilometre yürüyerek, yolda türlü badireler atlattıktan sonra, 18 Ağustosta savaşa adeta ucu ucuna yetişir. 12 Ağustosta Amasya bölgesinden yürüyüşe geçen 16.Tümene bağlı ilk alaylar, cepheye ancak 20 Ağustosta intikal eder. Doğu cephesinden takviye alınan 12.Tümenin cepheye intikali ise, 2 ayı bulacak, dolayısıyla Sakarya Meydan Muharebesine yetişemeyecektir.

Moral bozukluğu yanında, Sakaryanın doğusuna çekildiği 25 Temmuzdan sonra, bazı bölgelerde demiryolundan yararlanmakla birlikte, ulaşım imkânlarının yetersizliğinden ötürü cepheye yürüyerek gelen takviyeleride dahil, düşmanın hareketlerine göre siper kazmaktan dinlenmeye vakit bulamamış, fizik olarakda yorgun bir ordudur. Dört bir yandan kuşatılmıştır.

Bugün bir defa daha "Sakarya dönemi"nin en kritik günlerini yaşayan Türk Milletine, Millicilerin mücadele kararlılığını, görüşlerini aktararak bilgilendirmek, moral yükseltmek yerine, yabancı güçlerin ve destekçisi örgütlerin bütün Merkezidoğu'yu Irak Devletinden başlamak üzere etnik temelde kukla idarelere bölme "kararlığını", haber adı altında saat başı propaganda ederek Milli iradeyi kırmaya çalışan, insanı şaşırtan bir tuhaf ısrarla anti-Türk unsurların, örgütlerin bir çeşit sözcülüğünü yapan bugünkü açık veya gizli sevrci medyanın, gazetelerin, televizyonların tersine, Türk Milletine, Türk Millicilerinin, vatanseverlerinin, Türk komuta heyetinin kararlılığını aktaran, görüşlerini yansıtan zamanın Hâkimiyeti Milliye Gazetesi'nin 23 Ağustos tarihli nüshasında, Türk keşif kollarının tespitince, Batı Anadolu'da, "cephe gerisindeki köyleri yaktıkları" rapor edilen düşman, ileri hârekatını 22 Ağustos gecesi tamamladığında, artık Ankara'nın burçları uzaktan görünmüş gibidir.

Acaba, gerçek, işgal ordusuyla, o devrin medyasına "gibi göründüğü üzere"midir...