-Hassasiyet.

-Durup dururken, birşeyden birşey yokken hassasiyet gösterilemeyeceğine göre?

-Dayanışma duygusu. Aynı dine mensup olduğumuz Afgan halkına, toprağına büyük zarar veren ABD'nin yanında yer almamıza tepki duyuyor. Kararın doğru bir karar olmadığını düşünüyor.

-Nasıl bir dayanışma duygusu bu?

-Dini dayanışma duygusu diyorum ya işte.

-Dayanışmanın dini nitelik taşıdığını söylediğinizi anladım anlamasına da, sorduğum bu niteliğin seviyesi, şiddeti.

Hattakilerden birisi;

-Bu dayanışma, onların dayanışması gibi değil.

-Dini dayanışma duygusunun sadece endişelenmekten tutun da, Sobiyeski'nin... K.999, evet?

-İyi geceler. Gerçi tartıştığınız konuyla bir ilgisi yok ama ben Irak sorunuyla ilgili bir soru yöneltecektim.

-İyi geceler. İlgisini kurarız, buyrun, siz sorunuzu sorun.

-"Herşey birbirine bağlı" biliyorum. Sorum şu, Irak'ta savaşa karşı çıkmanızı anlıyorum, hepimiz karşıydık, fakat Saddam Hüseyin gibi bir diktatörü niye desteklediniz ve hâlâ destekliyorsunuz?  

-Irak sorunu değil, ABD sorunu... Ortadoğu sorunu, Ortadoğu bunalımı yok, alıştırın dilinizi artık "Batı sorunu"na, "ABD Krizi"ne...

Hattakilerden birisi;

-"İngiltere'nin kaypak zemini"ne...

-Siz sanırım herkes gibi "sivillere yönelik saldırılara" karşıydınız sadece.

-Anlamadım.

-Sorunuzdan anlaşıldığı üzere "di"li geçmişle andığınız "savaş", size göre Irak'a yönelik saldırının "işgal" kısmını kapsamıyor.

Joe;

-"Collateral damage".

-... ki kapsasa doğal olarak "işgal"e ve "sömürgeleştirme"ye karşı Irak'ta bir "direniş" olduğunu, nedenleriniz siyasi, felsefi, şu, bu, görmemezlik edemez, o soruyu da hâlâ soruyor olmazdınız. Sorunuza göre, "Direnenlerden biri de Saddam Hüseyin gibi bir 'diktatör' olduğu için" Irak'ta ki "direniş"e, Kurtuluş Savaşına karşısınız. En iyi ihtimalle, Saddam savaştığı için "maalesef" karşısınız.

-Irak halkıyla bir alıp veremediğim yok. Onlar BAAS kalıntıları.

Hattakiler;

-Şey diyebilir. "Irak'ta ki 'direniş'e maalesef karşıyım ama bu benim Bush rejimi gibi bir rejimi desteklediğim anlamına gelmez".

-O menfi olur, akıllı.

-Kemalist kalıntılar, çulsuz serseriler benzetmesiyle, 1921 yılı Temmuz-Ağustos Günlerini hatırladım birdenbire. Niye acaba...

-...Ancak "Tarihinde kurtuluş savaşı vermiş bir ülkede, Türkiye'de yaşıyorum. Irak'ta ki milli direnişe karşı olduğumu açıklarken onu 'direniş' veya 'Kurtuluş Savaşı' olarak adlandırırsam 20 Mart öncesinin 'herkes gibi savaşa karşı olma ama diktatörü de desteklememe yansızlığı'nın örtüsünü de açmış olacağından en iyisi Irak'taki savaşı görmemek, bitmiş kabul etmek"... diye düşünmek zorunda kaldığınızı düşünüyorum...ki tarihinde kurtuluş savaşı vermiş bir ülkede, sadece "savaş" olarak varlığını kabul etmek dahi, Türkiye'de yaşayanlara Irak'taki "savaş"ın bir "direniş", bir istiklâl Savaşı olduğunu söylemek, hafızaları ne kadar boşaltılmış olsa da 1920'leri hatırlamalarını kolaylaştırmak, onlara, "Bak her kesimden Iraklı nasılda vatanını savunuyor, sense askerini çuvala tıkan sömürgecinin saldırısını 'Operasyon'...'Gözaltı olayı'... 'Gözaltı krizi'... diye adlandıranları dinliyorsun. Ne duruyorsun, toprakların üzerindeki stratejik düşmanı sınırların dışına tekmelesene" demek olur.

Hattakiler;

-Irak petrollerini millileştiren, milletin malı yapan BAAS devriminin yıldönümünde her kesimden kadın erkek, ellerinde silâhlarıyla sokaklara döküldüler, resmen kutladılar. Üzerinden kaç... işte üç-dört gün geçmedi daha.

-Biz de de öyle olacak, milletin yağmalanan malı, millete dönecek. Medyaya göre mevcut olmayan "Iraklı Savaşçılar"da Amerikalı işgalcilerin bir uçağına, "Hey, kör! parmağım gözüne" yerden havaya füzeyle operasyon düzenlemiş.

-...Yoksa bütün mesele "diktatörlük" olmuş olsa, "Direnenlerden biri Saddam Hüseyin olsa bile Irak'ın Arabıyla, Kürdüyle, Türkmeniyle, müslümanıyla, misyonerlik faaliyetiyle gelip yerleşmeye çalışanlar değil, yerli Hıristiyanıyla, tek bir bayrak altında, tekbir millet olarak verdiği Kurtuluş Savaşı'nı destekliyorum" diye düşünmemeniz için bir sebeb yok. Peki düşünüyormusunuz?... "Saddam gibi bir diktatörü" destekliyor görünmemek için "asıl kötü diktatörlük" olduğunu bile bile Bush rejimine... Neyse, şu konuştuğumuz konuyu bitirelim önce... Sahi çocuklar, batılı okumuşun zihnine musallat "Doğuyu kendi toprağından yetişen kurtarıcılardan kurtarma hastalığı"nın izini sürerseniz nereye varırsınız biliyormusunuz?...

-Pentagon'a.

-"Pazar Okulu"na...Ancak okulun öğretmenleri Pentagon'a sık sık ziyarette bulunur. Evet... Habere göre söylüyorum, haberi hazırlayan bilinç, aynı dine mensup olduğumuz Afgan halkına, toprağına büyük zarar veren saldırıyı gerçekleştiren ABD'nin yanında yer almamıza görünüşte tepki duyuyor. Kararın doğru bir karar olmadığını düşünüyor. Yanlış kararı alanın ABD değil Türkiye olduğu ortaya çıkınca da, Türkiye'nin kamuoyu karşısında zor duruma düştüğünü düşünüyor. Bunlar var, evet, fakat haberi hazırlayan bilincin sizin tabirinizle gösterdiği hassasiyetin nedeni, nedenin adı, ister her yöne çekilebilir sadece insani kaygı, ister belli bir inanışın ve o inanışın dünya görüşü olsun, daha ötesini... habere konu gelişmenin doğru olup olmamasından, hatta hadisenin kendisinden daha esas olanı, bu hassasiyetini ifade ederken bilincin durduğu noktayı, bütün izafiliği içinde bu hassasiyetin haklı, doğru, yeterli olup olmadığını ele veren ifadeye hakim bakış açısını soruyorum size. K.999, evet?

-Tuu! dedim, lânet okudum topuna. Tiskinti geldi... Şurada iki lokma bir şey zıkkımlanıcaz, "Amerikan askerlerinin Süleymaniye'de yaptığı operasyon" diyor...resmen. Tanrının hıy...

-Kapandı. Numara kaydı herhalde.

Hatta mırıldanmalar;

-Bize mi okumuş.

-Hayır, lokma pişirmiş.

-Hikâye'deki sadece adı geçen arabacı Ratka'nın yeğeni bu çocuklar.

Okumamış Taşlıtarlalı;

-Lokma pişirmiş ha. Bilmezki pişirmesini...  Afganistan'la ilgili aklıma bir şey geldi, yine o Amerikan dergisinden okuduğuma göre, Afganistan kurtarıldıktan sonra Amerikan kuklası Hamit Karzai yönetiminde 2002 yılında uyuşturucu üretiminde dünya şampiyonu oldu.

Hattaki birisi;

-Niye her yöne çekilebilir dediniz ki demin?

-Kaygıyla ilgili olarak?... Çünkü bir inanışa ve dünya görüşüne dayanmayan, nedeni kendinden ibaret "insani kaygı" olmaz da ondan. Her hassasiyetin temelinde kişi farkında olsun olmasın yine bir inanış ve onun dünya görüşü yatar, bunlar bilinen ancak günlük hayatın hay huyu içinde unutulan şeyler. "Sadece insani kaygılarla hareket eden" kişi veya kurumların, "sivil dayanışma... sivil-dini dayanışma" kuruluşlarının Irak'a, Afganistan'a, Yugoslavya'ya ve ülkemize yönelik saldırılarda bilerek bilmeyerek oynadıkları menfi rol meselâ.

-Irak'a dışardan demokrasi ihraç etme çabalarının sonuç vermeyeceği tespitini yaptıktan hemen sonra Irak'a "demokrasi ihraç eden" aynı işgal güçlerinden "Irak için demokrasi takvimi" hazırlamalarını isteyen BM'de böyle bir dayanışma kuruluşu. Kofi Annan'dı galiba takvim isteyen.

-Dikkat ettiniz değil mi, habere konu bilgiyi ana haber bülteninin ilk sırasında skandal havasında verilecek derecede önemli kılan, ilk tepkilerden sonraki nispi yatışmayı "siyasi skandal" beklentisiyle bozduran gelişme, haberin doğru olduğunu kabul edersek, o zamana kadar ABD'nin aldığı zannedilen "Türkiye'nin Afganistan'a asker gönderme kararı"nı ABD'nin değil Türkiye'nin kendisinin almış olmasının ortaya çıkması. Habere konu kararın, Türkiye tarafından alınmış olmasının, söz konusu kararın bir güç merkezi tarafından Türkiye'ye dayatılmasına kıyasla daha bir kusurmuş gibi gösterilmesinde, "Bu yanlış kararı ABD aldı diye biliyorduk, meğer değilmiş, kararı biz almışız, hafifletici sebep ortadan kalktı" tavrıyla verilmesinde, kararın doğru veya yanlış olmasından daha vahim olan şey; böyle düşünenlerin kafalarında Türkiye Cumhuriyeti devletinin bir karar merkezi olarak bulunmaması... Karar alan bir karar merkezi olmakla, başkalarının alıp dayattığı kararları olduğu gibi karar olarak benimsemek aynı değil. 91 yılında başlamıştı sanıyorum, Çekiç Güç adlı işgal kuvvetinin Pentagon tarafından önceden karara bağlandığını milletvekilleride dahil herkesin bildiği "işgal süresi"nin uzatılmasına milli iradeyi temsil ettiği iddiaolunan Meclis'te belli zaman aralıklarıyla formalite icabı oylamalarla yıllarca güya karar verilmesi örneğinde olduğu gibi... Anlaşıldı mı şimdi?

-Bana mı soruyorsunuz?

-Ara vermeden önce kime sorduysam, ona.

-Kime?

-?

-Banaydı tabii... Anladım, yani haberi hazırlayan bilince göre karar merkezi hep başkaları. ABD ve AB.

-Eh.

-?

-Hemen hemen.

-Daha şimdi bir dakika önce, kelimesi kelimesine "...'Bu yanlış kararı ABD aldı diye biliyorduk, meğer değilmiş, kararı biz almışız, hafifletici sebep ortadan kalktı' tavrıyla verilmesinde, kararın doğru veya yanlış olmasından daha vahim olan şey; böyle düşünenlerin kafalarında Türkiye Cumhuriyeti devletinin bir karar merkezi olarak bulunmaması" deyip bir de örnek verdiniz?

-Dedim... Demedim mi dedim?  Matruşka bebeği gibi.

-Bu da ne demek anlamadım doğrusu.

-Anlamayacak bir şey yok ki...   "...böyle düşünenlerin kafalarında Türkiye Cumhuriyeti devleti bir karar merkezi olarak bulunmuyor", hem de o kadar bulunmuyor ki, 1 Mart tezkeresinin Meclis'te reddedilmesi gibi doğru kararlar, "tanrı"nın dayatmasıyla yanlışmış gibi algılatıldı ve çiğnendi. "Türkiye'nin kendi başına aldığı sonradan ortaya  çıkarılmayan", kamuoyuna "tanrı"nın dayatması değilde "görünüşte" Türkiye'nin kararları olarak sunulan yanlış kararlara ise, tahammül edildi, o bebek bu... Meselâ komşu Irak'ın İncirlik'ten kalkan uçaklarla her Allah'ın günü bombalanması hiç saklanmadı. Fakat Irak'ta onlar tarafından tehdit olunduklarına inanan Amerikan, İngiliz pilotlarının kendilerini savunma maksadıyla ekin tarlalarını yakmaları, hareket eden her canlıyı bombalamaları medyada dini dayanışma duygusuyla bile şok olmaya değecek kadar önemli bulunmadı.

Hattakiler;

-Köşe olan çoktu, fakat şok olan pek yoktu...

-95'e kadar "işgal gücü" olarak adlandıran meclis içindeki muhalefet o tarihten sonra birden sustu, Çekiç Güç buharlaştı.

-Buharlaşmadı, medyada tarafından görünmez kılındı.

-...Türkiye'nin Afganistan'a asker göndermesine, bu kararı alanın Türkiye olduğu "tanrı"nın bir temsilcisi tarafından açıklandıktan, "tanrı"nın bir günahının bulunmadığı anlaşıldıktan sonra şok olan bilinç, aynı dine mensup olduğu Irak'ta ki kardeşlerinin ekinlerini yakan saldırgana karşı olmasına karşı ya, "diktatör"e daha çok karşı... "Mademki 'Saddam Hüseyin gibi bir diktatörü' destekliyorsunuz, o halde milyonlarca ölünüz!".  Kamuoyuna Türkiye'nin kendi aldığı kararlar olarak sunulan başka yanlış kararlara sessiz kalındığını gördükten sonra, söz konusu ettiğimiz bilince göre, demek ki yanlış olduğuna inanılan belli bir karardan "Türkiye'nin kendi kararı"ymış diye rahatsız olabilmek için, bu yanlış kararı Türkiye'nin kendisinin aldığının, aslında o kararı alıp dayatan ABD'nin bir yetkilisi tarafından ortaya çıkarılmış olması, kamuoyuna açıklanması lâzım çocuklar...

Hattakilerden birisi;

-Yine o bebek işte.

-Ya şimdi anlaşıldı mı? "Bana mı soruyorsunuz" diye oyalanmadan, hemen.

-Kararları alanlar Türkiye değil başkalarıysa, hem milletin yüzde doksan beşinin isteğine aykırı, hem de ahlâken, hukuken yanlış oldukları bilinseler de o kararlar mutlaka doğru, ama Türkiye Cumhuriyeti devleti tarafından alınmış kararlar ise, milletin yüzde doksan beşinin isteğine hem uygun, hem de ahlâken, hukuken doğru oldukları herkes tarafından bilinseler de sırf o başkaları, "tanrı"lar tanımadığı için mutlaka yanlışmış gibi kabul edilip, öyle davranılmak zorunda.

-Güzel. Misallerini de verin.

-Birincisine örneeek. Meselâ  Irak'a yönelik saldırıdan hemen önce Türkiye için asıl tehdit kaynağı, stratejik düşman değerindeki Bush rejiminin NATO'ya, Türkiye'yi, Türkiye'nin ortak stratejik düşmana karşı tabii müttefiki konumundaki Irak"a karşı koruyacağını açıklaması için Türkiye'nin haberi bile olmadan başvuruda bulunması.

Hattakilerden birisi;

-Bebek...yine.

-Çok güzel. Bush rejiminin başvurusu değil, örnek çok güzel, sonra? Çabuk, çabuk, çabuk.

-Ama insanın...

-...iki ayağını bir pabuca sokuyorum, çünkü bu bölüm çok uzadı, uykum geldi, zor duruyorum, evet, çabuk.

-İkincisi de 1 Mart Tezkeresinin Mecliste reddedilmesinden sonra silah yerine araç-gereçlerin, Amerikan askeri yerinede Amerikan ordusuna mensup muharip olmayan insanların saldırmak için değilde güvenliği sağlamak için Irak'a geçmeleri gibi.

-Kopya çektin ama bu da güzeldi. Bir de şu haberi şok olunacak, şok olmayı hak edecek şekilde hemen iki cümleyle düzeltin.

-... "Ankara'yı zor durumda bırakan sözler, Türkiye'nin Afganistan'a asker gönderme kararını biz alıp dikte ettik". Bu alt yazı. "Herkes bu kararı yanlış veya doğru Türkiye'nin aldığını sanıyordu, kamuoyuna böyle söylenmişti. ABD Dış İşleri Bakanı'nın dün yaptığı 'Kararı biz aldık, Türkiye'ye dikte ettik' açıklamasını ihbar kabul ederek harekete geçen yetkili organların çok sayıda sorumluyu sorgulanmak üzere gözaltına aldığı, yüzleri Amerikan bezinden maskelerle kapatılan sorumluların sorgulanmalarına paralel olarak baskınların Türkiye Cumhuriyeti devletinin karar mekanizmaları içindeki yabancı unsurlara doğru hızla genişleyeceği bildiriliyor".


-İşte bu.

Devam eder



dolun__ay@hotmail.com
 

 



Devam eder


dolun__ay@hotmail.com