-Bağdat'ı bıraktılar işte, gördük televizyonda. İnsan nasıl üzülüyor.

-"Müsamere"yi mi seyrettiniz bütün gün?

Joe;

-"It's not over till the fat lady sings"

-O ne demek?

-Türkiye'de ki benzerlerine hortumcu dedikleri Çelebi'nin adamlarının milyonlarca Bağdatlı rolünde sahne aldıkları tek perdelik fon müzikli "müsamere".

-Hayır, "fat lady" diye bir lâf geçti sanki.

-Ha, o Joe... "Karamanın koyunu" gibi bir şey demek istedi. Joe lâfı karıştırma... İstiklâl savaşımızın başından sonuna, Anadolu'da, Trakya'da sergilenen işbirlikçiliği bilmiyor olamazsınız. Meselâ Kahramanmaraş'ta bile halk, ancak Fransız ordusuyla gelen Ermeniler intikam amacıyla saldırılar düzenlemeye başladıktan sonra işgal güçlerine karşı silâha sarıldı, direnişe geçti.

Hattakilerden biri;

-Birçok yerde, işgal güçlerine güçlerine karşı savaşmalıyız diyen subayları yakalayıp, İngilizlere teslim ediyorlardı.

-Evet.Trakya'da bir Yüzbaşıyı teslim etmişlerdi meselâ. Bütün İstiklâl Savaşları böyle. Muazzam kahramanlıklarla, mide bulandırıcı işbirlikçilik örnekleri hepsinde mevcut. Bence Irak, ABD-İngiltere-Anzak saldırısına karşı Irak, askeri ve siviliyle bütün bir millet olarak çok iyi savaştı ve  savaşıyor. Şartları dikkate alıyormusunuz?

-İşgalciler silah olarak çok daha iyi durumdalar.

-Başka?

-Medyayla psikolojik savaş yürütüyorlar.

-Başka? O kadarcık mı?

-Başkaaa...

-Peki, sayalım bakalım.

Irak, ordusuyla, siviliyle, 12 yıldır ambargo altında. Karşısındaki "İşgal Koalisyonu"nun askerleri, çukulatasından, vitaminine varıncaya kadar gayet iyi besleniyor. Irak askerinin, milislerinin ise yiyecek ekmeği olduğu şüpheli. Düşman askerlerinin evlerindeki hayvanları, köpekleri, kedileri daha iyi besleniyor. Sonra ambargo nedeniyle Iraklılar doğru dürüst tedavi olamıyor. Yaralandıkları zaman kullanacakları en basit antibiyotiklerden, ağrı kesicilerden mahrumlar. Anestezi yapılamıyor. Bebeklerin kollarını, bacaklarını keserken anneleri ağızlarına bez tıkıyor. Su yok... anestezi imkânıyla da bitmiyor ki. Suyun olmadığı yerde, doktor netsin neylesin, elini yıkayamıyor adam, nasıl ameliyat etsin.

Joe;

-Amerikalı işgal askerlerin peşinden de kamyonlarla buz gibi sular taşınır. Kameraların önünde o soğuk suları şakır şakır içerken, başlarından aşağı dökünürken, Iraklı çocukların nasıl baktığını görseniz... İki-üç şişe atarlar, "Al sat!"

-O ne?

Joe;

-Ahlâk!

-Sonra işgal güçleri denizden, havadan ağır bombardıman desteğine sahip. Silâh olarak çok üstünler. Bu üstünlüklere sahip bir ordunun  Umm-Kasr'dan Bağdat'a , kara savaşlarında 21 gün nasıl aciz kaldığını gördük. Ağır bombardıman desteği olmadan savaşamazlar. İnsan tipi farklı. Amerikalılar teknisyendir, fakat ölmesini bilmezler.

-Nasıl bir şey acaba üç hafta bombardıman altında yaşamak?

-Bir "mikro fırın"ın içinde uyumadan üç hafta kapalı kalmak gibi bir şey.

-Anlamadım.

-Bir deprem olsa şimdi?

-Allah korusun!

-Meselâ, şu anda bir deprem olsa nasıl davranırsınız? Çok yüksek bir binada bulunmuyorsanız, kendinizi dışarı atarsınız. Fakat bu depremin sebebi bir bombardıman ise, hayatınızı tehlikeye atmak olacağından, mecbur kalmadıkça dışarı çıkmazsınız. Bombardıman sürdükçe, şok dalgaları, depremde sürer. Canlı bir organizma olarak insan vücudu, gece-gündüz sürekli depreme, şok dalgalarına maruz kalan bir kapalı mekanda üç hafta yaşamaya müsait değil. Bu şartlarda yaşadığınızı düşünün. Uyuyamazsınız. Kalbiniz zayıfsa kalp krizinden veya sürekli titreşimlere maruz kalmaktan ötürü iç kanamadan ölebilirsiniz. Mecburen dışarı çıkan yakınlarınız, çocuğunuz, eşiniz bir daha dönmeyebilir... Ve siz bulunduğunuz karanlıkta tek başınıza veya ne bileyim bebeğinizle yapayalnız kalıp, psikolojik olarak çökebilirsiniz. Irak halkı 12 yıl ambargodan sonra  21 gün denizden ve havadan ağır bombardıman altında çok iyi dayandı, cesur bir millet olduğunu ispatladı.


devamı yarın

dolun__ay@hotmail.com