"Milli haklarımızı ve ismetimizi müdafaa edecek hükümet ve erkek yoksa biz varız"

Kadıköylü Kadınlar. 19 Kasım 1918. Akşam Gazetesi.

...


Tekrar radyoda...


-Yine bağlanırız, alo?

-Artık çıkacağı kesin olan bir savaşta, bence Türkiye'nin masada yer alması...

-Çıkacağını nerden biliyorsunuz?

-Neyin?

-Savaşın mutlaka çıkacağını nerden biliyorsunuz?

-Medya söylüyor... Gazeteler, televizyonlar, radyolar. Diğer radyolar yani.

-Onlara savaşın mutlaka çıkacağı bilgisini nerden edindiklerini, sordunuz mu?...

-Sormaya gerek yok ki?

-Niye?

-Görünen köy kılavuz istemez ki...

-Gözünüze görünen köy hangisi?

-?

-Medyanın sizi "mutlaka çıkacağını inandırdığı savaş" hangisi, onu soruyorum.

-Anlamadım.

-Şimdi bak, siyasi hedef olarak birbirine ters, iki savaş" ihtimali var:

1-Irak Cumhuriyeti Devleti'ni yıkıp, yerine Türkiye ve İran'a, bütün Merkezdoğu'ya model olmak üzere, birbiriyle ihtilâflı etnik federal beyliklerden oluşacak "Kukla Irak federasyonu" kurmayı amaç edinen bir "savaş"...

2-Bundan 11 yıl evvel, ABD'yle Ankara'daki Amerikancıların adım adım kurduğu mevcut kukla devletçiğe karşı bir başka "savaş".

Sizin mutlaka çıkacağına inandığınız "savaş" hangisi?...

-Aklım karıştı.

-Sizi mutlaka savaş çıkacağına inandıran medyaya, haber bültenlerine bir sorun bakalım, "geriye sayımını" başlattıkları, "adım adım yaklaştığını" ilân ettikleri, doğuracak kadınlar gibi, başlamasına "gün saydıkları" savaş hangisi?...

-İki savaşta tekbir savaş olamaz mı?... Çünkü "sorunlu bölge Irak" bir bütün...

-"Sorunlu Bölge Irak" ne demek?

-"Irak bölgesi" işte...

-Sizle de işimiz var yani ha. Tahsilinizi öğrenebilimiyim? Veya mesleğinizi?

-İletişimciyim. İletişim bölümü son sınıf öğrencisiyim.

-Ne güzel işte... "Irak Cumhuriyeti Bölgesi" diye bir "devlet" olur mu?

-?

-Olur mu?

-Olmaz.

-Güzel işte... "...Yabancılara hoş görünerek, yumuşak ve nazik davranarak, büyük ülkülerin gerçekleştirilebileceğine inanma aymazlığını gösteren" kuklalar, "Kuzey Irak Sorunu"nu ört bas etmek için, "Irak Cumhuriyeti Devleti"nin adını "Sorunlu Bölge Irak"a çevirebilir fakat sizler de buna inanacak kadar salak olmadığınızı göstermek zorundasınız. Bunların maaşlarını ödeyen milletin bir ferdi olarak, sahip olduğunuz bireysel haklar arasında, "Türk'e Amerikan...Türk'e Yunan propagandası" yapanlardan hesap sormak da var.

Aynısı Türkiye'ye uygulanacak adımlar bunlar. Talabani garanti vermiş, Barzani söz vermiş, hiç önemli değil, Irak Devletini parçalayan devlet parçalanır, rejim değiştirenin rejimi değişir, sürece dahilsin çünkü... Sorumlularını da milletin elinden kimse kurtaramaz... Şu söz verdi, bu söz verdi, önemi yok, baştan maşa olmayacaksın. Türk milleti, şunun bunun oyuncağı olmaz, yeter ki gerçeklerden haberdar edilsin... Alo?...

-Ben Yılmaz.

-Uyumamış mıydın?

-Uyku tutmadı... Bir arayayım dedim. Marş mı çalıyor?

-Evet. Haki renkte. Bir saniye, alo? Bağlanyoruz, tamam. Hattakiler, birlikte dinliyoruz.

Mecliste...

Kürsüdeki Konuşmacı;

-Evet. Gerçekleri Türk milletinden gizlemenin sonuçlarını Türkiye-AB ilişkilerinde AB taleplerinde gördük. ABD taleplerini oldu bittiye getiremezsiniz. Son 12 yılın bütün gizli kapaklı yönleri açığa çıkarılmalı. Türk Milleti Meclise gelir, desteğini gösterir, talepler reddedilir.

-ABD'nin delilleri varmış. Yakında fotoğraflarla açıklarlarsa, mahçup olursunuz bak.

-Hiç sanmıyorum. ABD'nin sunduğu, sunacağı fotoğrafların delil olarak bir değer taşıyacağına inanmak kolay değil. ABD, bulamadığı delilleri kendisi imal ediyor. Sabıkalı. Hatırlayanlarınız olacaktır, 94-95 yıllarında, zamanın Yugoslavya Devlet Başkanı Miloşeviç, Bosna Sırplarının lideri Karadzic'i imzalanan barış plânına razı etmek için Sırbistanla Bosna arasındaki sınırları kapadığını ilân etmiş, fakat Miloşeviç'in doğru söylemediğini iddia eden ABD, zamanın Dış İşleri Bakanı Albright tarafından BM Güvenlik Konseyi'ne sunduğu fotoğraflarla, Yugoslavya-Bosna sınırının açık olduğunu, kamyonlarla silâh sevkiyatının devam ettiğini "belgelemişti". 

Bu bir İsveç gazetesi. Görüyormusunuz?... Gazetenin bugünkü nüshasının ilk sayfasında yer alan bir haberde, o sırada  Sırbistan, Bosna, Karadağ sınırında görev yapan İsveçli subay, ki tecrübeli, sözüne güvenilir bir isim, tek bir kamyonun dahi geçmediğini söylüyor. Albright'ın kendisi bile kandırılmış olabilir.

Bu bana Kuzey Irak'ta ki mevcut yapılanmanın adım adım kurulduğu 11 yıl boyunca, "Oralarda endişe edilecek bir durum olmadığına" MGK'yı da inandıran raporları hatırlattı. Hayır, görmüş değilim, kahvelerde konuşuluyor. Meclis'te AB talepleri görüşülürken, bu da konuşulmalı. Kuzey Irak'ta ki mevcut yapılanma 12 yılda adım adım nasıl kurulmuş, Ankara'daki "kurucular" kimler, Türk Milletinin önüne bir çıksın bakalım bu gerçekler...

-Saddam, Halepçe'de 25 bin kişiyi kimyasal silâhla öldürmüştü Körfez savaşında!

-Yetişkin bir hanımefendiye yalan söylemek hiç yakışmıyor doğrusu.

-Ntvmsnbc'de okudum.

-Nerden okursanız okuyun. Halepçe'den, Körfez savaşında yaşanmış bir hadiseymiş gibi bahsediyorsunuz ki, bu doğru değildir. Halepçe, Irak-İran savaşı boyunca, bu durumu fırsat bilerek Irak'ın büyük bölümünü İran'ında desteğiyle işgal eden ayrılıkçılara karşı Irak Devletinin meşru bastırma hareketi sırasında yaşandı. Beş bin kişi öldü. Tıpkı Osmanlı Devleti'nin savaş halindeyken ona karşı ayaklanan Ermenilere karşı kendisini savunması gibi bir hareketti...

-Olsun, bir sivil bile ölse tasvip edilemez.

-Fakat bir sivil ölünce, sayıyı 10 olarak verirseniz, bu davranışınızı, bu ölümü tasvip etmesi muhtemel bazı anlayışı kıt kafalı insanları, "bir sivil bile ölse, bu durumun tasvip edilemeyeceğine ikna maksadı"yla açıklayamazsınız değil mi? Türk Milletinin duygularını istismar etmek amacıyla yapılmış bir tahrifatı düzeltmek tasvip etmek anlamına mı geliyor?  Hem sizin Halepçe için üzüldüğünüzü de sanmam, Irak'ta 12 yıldır ambargo nedeniyle ölen sivillerin sayısı milyonu geçti, siz bir defa olsun konuşmadınız. İstismar ediyorsunuz, hadi itiraf edin.

Şimdi Türklük, Atatürkçülük içindeki Amerikancıları şöyle teşhis edeceksiniz... Bu iyi niyet meselesi değil, kimsenin kalbini de bilemeyiz. 90'ların başında zamanın iktidarınca kabul edilen Merkezdoğu'yu etnik-dini federal parçalama projesini benimseyen bu kişilikler açıkça söyleyemezler fakat;

1- Kuzey Irak'taki mevcut yapılanmayı,

2-Irak Cumhuriyeti Devleti'nin birbiriyle ihtilâflı etnik-dini parçalara ayrılmasını çoktan benimsemişlerdir.

Böyle düşünenler, ister "merhaba", ister NTVmsnbc, ister 24 Saat programı olsun, konuyla ilgili konuşmalarında, yazılarında bir punduna getirip, bir cümleylede olsa;

1-Halepçe'yi telaffuz etmek suretiyle, Ermeni iddialarını savunanların "Ermeni soykırımı-Barbar Türk edebiyatı"nın bir versiyonu olan "Kürt soykırımı-Barbar Arap edebiyatı" yaparak,

2-Halepçe'de görmezden geldikleri sırttan hançerlemeyi, "Osmanlıyı arkadan vuran pis Arap" şeklinde bir defa daha hatırlatarak, "yenilmez tanrı ABD"yle,  Kuzey Irak'taki mevcut yapılanmaya göz kırparlar.

Niçin?. Zira bunların bilinçaltında, farkında olup olmadıklarını bilemeyiz, Amerika'nın yenilmez-erkek tanrı, Merkezdoğu'nun ise bir Amerikan Kapatması olduğu fikri, duygusu diyelim yer etmiştir.

Kendilerini öyle görebilirler fakat milletimizi asla!...

-Türk kadınını aşağılayamazsınız. Türk kadınına kapatma diyemezsiniz!

-Türk kadınının göğüslerinde süt yerine komşu kanı taşımasından niçin rahatsız olmuyorsunuz peki?...

-Türk kadınına kapatma diyemezsiniz!

Tekrar radyoda...

Hattakilerden biri;

-Daha sormadan "Ben müslümanım... Ben müslümanım!" derler... 12 yılda bir defa olsun Irak'a yönelik ambargoyu telaffuz ettiler mi acaba?

Yılmaz;

-Halepçe'yi Irak'a yönelik 91 saldırısı sırasında gerçekleşmiş bir hadise gibi göstermeleri, unutkanlıktan değil, mevcut kampanyaya katkı olsun diye yapılmış bir tahrifat.

Selin Hanım;

-Ağır konuştu çok. Bir kadınla böyle sokak çocuğu gibi konuşulmaz ki... Ayıp denen bir şey var.

Tekrar Mecliste...

Kürsüdeki Konuşmacı;

-Okuyorum, "Meclisteki görüşmelerde, Hükümet sözcülerinin eleştiriler karşısında, 'yenildik, istediklerini yaparlar, hüküm galibindir' şeklindeki sözlerine karşı, Kadıköy kadınları gazetelere gönderdikleri bir yazıda, 'Milli haklarımızı ve ismetimizi müdafaa edecek hükümet ve erkek yoksa biz varız' diyorlardı"...

Akşam Gazetesinin 19 Kasım 1918 tarihli nüshasında yayınlanmış. Bir gün sonrada Minber Gazetesi basmış.

Türk kadını böyle olacak işte. Onları ABD-AB taleplerine bu ruhla karşı çıkmaya davet ediyorum.