"Buluttan damlacıklar yerine taş yağdı"...

...

"Bu kuş insanların kırıldığı, insanların gözyaşlarının aktığı yerlerde görünür. Zayıflara yardım eder, hastalar onu dört gözle beklerler. Küçük yaşta ölmüş çocukların ruhlarıyla konuşur, uyurken onları annelerine getirir. Karanlık pencerelere konar ve karanlıkta yaşayanlara aydınlığı anlatır.

Bu kuş bütün savaş alanlarının üzerinde uçmuştur ve bu yüzden de sarı-altın kanatları kararmıştır.

Barut dumanları ve yangınlar onun gözlerini yüzyıllık korkuyla doldurmuştur"

Angel Karaliçef


.........


"İrade"

-Zuhuratbaba Türbesi, sola açılan yol üzerinde. Adı doğru da, yeri yanlış. Köşede ekmek fırını var, oda doğru. Ataköy ekmek fırını.

-Öyle söylemişlerdi... Ziyaret eden akrabalar.

-Demek yanlış hatırlıyorlar... ya da siz hatırlamıyorsunuz. O dediğin yol, akıl hastanesine iner, aksi istikamete yürürseniz, bu defa anayola çıkarsınız. Bakırköy Meydanından İncirli istikametine çıkan anayola. Karşısında, Bakırköy pazarının kurulduğu yol başlar. Sağ yanınızda ise Bakırköy mezarlığının üst duvarı...Mezarlığın giriş kapısı, bir alt sokakta, Şükran Çiftliği sokağında...Halit Ziya Uşaklıgil, Cenap Şahabettin orda gömülü. Siz gördünüz mü Bakırköy'ü hiç?...Kartaltepe mahallesini, Çarşıyı?

-Hayır.

-Köşesinde eskiden yazlık Saray sineması bulunan o yola, halk arasında "Pazar yolu" denirdi. Resmi adını bilmem, Belki adını "Brüksel Şafağı" yapmışlardır.

-Veya "Brüksel Çıkmazı"...

-"Waşington Masalı" veya... Çok yürüdüm o pazar yolunda. Bak, şuraya hayali olarak çiziyorum, görüyormusun?...

-Evet.

-Bak, işte şöyle asağıya doğru iner, sağ tarafta kalan Kartaltepe İlkokulu'yla, yine aynı adı taşıyan caminin arka bahçeleri hizasına gelince sola kıvrılır, az ilerde yolun yine sağ kıyısında kalan Mustafa Necati İlkokulu'nun önünden geçip, gider... Nereye giderdi? Herhalde hipodromun oralara bir yerlere... Tam hatırlayamıyorum, o taraflara pek gitmezdim zaten. İşte Mustafa Necati İlkokulu'nun hizasından sola dönünce, hemen solda Şekerevler Ortaokulu'nun ön bahçesi çıkar karşınıza... Oyalanmadan hafif sağa kıvrılıp, gene sola dönerek dümdüz devam ederseniz, tekrar Anayola çıkarsınız.

-"U" çizdik.

-Aynı nal gibi... Pazar yolunun sol kıyısında ise, Şekerevler Ortaokulu'yla Saray sineması arasında bulunan Hıristiyan mezarlığının duvarı vardı. Saray'ın hemen altından başlayan bu duvar, kıyısı boyunca uzandığı yol Kartaltepe İlkokulu hizasından sola kıvrılır kıvrılmaz onu bırakır, içerilere...daha içerilere çekilir ve siz pazarın kurulmadığı tenha günlerde dahi, eğer yol üzerindeyken bakıyorsanız, onun nerede sona erdiğini göremezdiniz...

Taşlarının farklı oluşu dikkatimi çekmişti...

Taşlıtarla'dan taşındığımızın haftasında valideyle pazara çıktığımızda, duvara tırmanıp bakmıştım. Değişik, evet... Aşağıdaki pazarcılardan birine seslendim,

"Zaten taşları haç şeklinde...değişik... bu ne?"...

Adam bozuldu,

"Maşatlık, körmüsün" dedi...

-Niye bozuldu ki?

-Bilmem... Aslında ben taşlara bakarken satıcı bağırmayı bırakmış bana bakıyordu... Duvara tırmanmadan evvel, çaydanlık, plastik leğen satan pazarcıya, "Alfabede, 'e' seslisi,  'g' ile 'l'  arasında "iye' diye seslendirilmez" demiştim.

-?

-Satıcı, birtakım kadın isimlerini arda arda sıralayıp, "Gel!... Gel!... Gel!... Abla sende gel!... Sudan ucuz!" diye bağırıyordu. Ben de "Alfabede böyle okunmuyor" dedim, nasıl okunacağını gösterdim, "giyel!" değil, "gel"...

-ABC'de yani...

-?

-Alfabe yerine ABC...

-Anladım. Lunaparkı anlatıyordum. Ekmek fırınının ordayız yine. Şurası... Lunapark, işte bu ekmek fırınının karşısında, Zuhuratbaba sahasına, ki Yüce Spor klübüne aitti sanıyorum, bitişik arsa üzerine kuruluydu. İçinde, gündüzleri çayhane olarak hizmet veren bir açık hava gazinosu vardı. Etrafı dışardan seyredilmesin diye, paravana gibi, branda beziyle çevrili bu gazinoda, yaz akşamları, adı sanı duyulmadık isimlerin yanında, tanınmış şarkıcıların, grupların, komedyenlerin de katıldığı programlar yapılırdı...Cem Karaca, Barış Manço, Edip Akbayram, Erol Büyükburç... Pekkan gelmezdi, yok, Tülay olmalı... Zerrin'in ablasımıydı?... Cem Karaca, Dervişan adlı grubuyla sık sık gelirdi. Biletler ucuzdu.  "Kavga"yı, "Niyazi"yi, "Mor Perşembe"yi, "Karam"ı, "Yeni bir Gün"ü, "Dere Boyu Kavaklar"ı...Hayır, "Dört Kapı" en güzellerinden biridir, ancak o daha sonra... ve de...

-Hangi yıllar?...

-Kaybolan yıllar!... 70'lerin sonları... Siz hatırlamazsınız, evini tarlasını, küpesini, bileziğini, kolyesini, "mücevherlerini" satıp parasını, bu arada emekli ikramiyelerini de, akla hayale sığmaz aylık faiz geliri kazanmak uğruna hiç "tanımadıkları" şahıslara teslim eden insanların, aynı büroları  bastıkları, fakat kimseyi bulamadıkları "faize hücum" yıllarının sonları... Türk toplumu, 2000'lerin eğitimcilerinin de eğitileceği bir eğitim programına alınmak üzereydi. "Mutlak liberalizm ruhu"nun eğitim programına...

-Banker faciası yılları...

-?

-O yıllara öyle diyorlar... Kitaplarda.

-Bankerlerin trajedisi miymiş?

-?

-Yani, "t" ünsüzü "te", "v" ünsüzü hala "ve" idi... Meselâ,  Kıbrıs'ta, "sonradan iade edilmek üzere fazla toprak alındığını" bilmiyor, aksine "AB, ABD baskısı nedeniyle, harekâtın, ilerde iktisadi açıdan zorluk yaşamamak için esas alınması gereken stratejik önemdeki bazı yerler alınamadan bitirildiğini, arada bırakılmaması gereken boşluklar kaldığını" zannediyorduk...

Şu kor gibi gözleriyle size bakan hayvanda, şu "Cani"de mevcut olan "mekan duygusu"nun, "utanma duygusu"yla aynı olduğu durumlarda insanlarda bulunmasının ayıp olduğunu öğrenmemizi de hep bu 20 yıllık eğitime borçluyuz.

"Apartheid rejimi" tespiti havada kalacağından, "Türk" okullarında "Kendilerini Türk milletine mensup hisseden, böyle hissetmekten mutlu olanlar"la, "Kendilerini Türk Milletinden saymayanlar"ın, tabelalarla, ok işaretleriyle ayrılmış muslukları, tuvaletleri kullandıkları gerçeği de, yine bu 20 yılık eğitim döneminde, işte 90'ların başlarında ortaya çıktı...

-?

-Siz ne diyorsunuz, toplum, bu 20 yıllık programdan geçirilmeseydi şimdi bıyıksız olan köşe yazarlarının yaşlı olanlarından çoğu ve birçok siyasetçi, bıyık denen şeyin, "üst dudak üzerinde anlamsız çağdışı bir kıl yığını"... yani bir çeşit apandisit, yani bir halta yaramaz kızlık zarı gibi, evrim dışı kalmış teknik bir fazlalık olduğunu hayatta öğrenemeyeceklerdi...

-?

-Vatan toprağı tarifi yapmıştık, hatırladınız mı?

-"Ressam"ın sözleri...

-Hayır, o hasret..."Vatan toprağı"yla ilgili olan tarifi sormuştum... "Akibetleri Yenilgidir" bölümlerinden birinde, "Vatan toprağı, deyince, 'yer kabuğunun canlıların yaşamasına elverişli, çürümüş organik maddeler ihtiva eden yüzeyi'nden fazlasını aklı almayanlar"... deniyordu. Nasıl ki alelade bir toprak parçasını gerekirse uğrunda ölünmeye değer kılan vatan manasını bu tariften çıkarmak mümkün değilse, yani unsurların toplamından fazla bir anlamı var ise, işte o ağız içi dokusuna benzer fazlalıkta da, doku parçasında da durum aynı... Klasik anlamda "ahlâk bekçiliği" ithamına gerek yok, bu değerin erkekler tarafından istismar edildiğini, dolayısıyla tıpkı kürtaj gibi, kızlık zarı tamirinin de bir sektör olduğunu biliyorum...

"Biz" iki yüzlü isek, bu istismarın sorumlusu, kendimizle sınırlı olmayan "sorumluluk duygusu"nun kendisimidir?... Yani, bir taraf için "sorumluluktan kaçma"nın adı, diğer taraf için "sağlıklı cinsel yaşamın başlangıcı" olabilir mi?...

Şöyle sorayım, bir erkek, bir gece yarısı yanından geçtiği benzin istasyonunu soyan soyguncuyla karşılaştığında "bana ne" deyip kaçmalımıdır?  Veya gözleri önünde tecavüze uğrayan bir kadının yardımına koşmak yerine sıvışıp kaçmalı, hatta seyretmelimidir?

-Asla. Yardım etmeli.

-Fakat etmiyorlar... Stockholm merkez istasyonunda, etrafta yüzlerce insan varken, güpegündüz, kadının feryatlarına bir Allah'ın kulu koşmadı. Kadına asansörde tecavüz ettiler... Acaba, soyguncuya karşı "aşırı reaksiyon" gösterdiği kanunen tespit olunan adamda varmıydı duymayanlar arasında?... Veya, orada olsaydı bu defa nasıl reaksiyon gösterirdi?... Bu kadar temiz hava yeter, üşüdüm, içeri girelim... Ben Cani'yle evin etrafında bir tur atıp, dönerim. Siz de içinde ne olduğunu sorduğunuz siyah sandığın dibinde bir karton kutu olacak, onu çıkarıp masanın üzerine koyun.