-Ve... "Bu MGK eleştirileri çoğu durumda Türk milletinin Irak'ın işgaline duyduğu öfkeyi, Türk Ordusu üzerine yönlendirip, boşaltmak maksadıyla yapılıyor" diyorsunuz.

-Aslında birbirlerinin üzerine yönlendiriyorlar.

-Danışıklı döğüş, doğru. Sizin sömürge tipi mukaddesatçılıkla, sömürge tipi Atatürkçülük diye adlandırdığınız kesimler arasında danışıklı döğüş, başka bir şey değil. Birincilerin daha ağırlıklı olarak "demokratikleşme süreci", diğerlerinin ise "çağdaş batıdan kopamayız" edebiyatı, aslında "bağımsızlık korkusu"dur. Asker-siyasetçiler içindeki sömürge tipi Atatürkçülerin "bağımsızlık korkusu"nun altında, "sonra gelir adamı kıtır kıtır keserler" korkusu yatıyor. "Tüccar-siyasetçi"nin ağırlıkta olduğu "sömürge tipi mukaddesatçılık" ise, "demokratikleşme süreci"nden kopulursa, içinde bulunulan sürecin, ki "çağdaşlaşma sürecidir, koruyacağız" diyen aynı birincilere göre bazen ve neredeyse "molla rejimi süreci"dir, tersine dönmesi anlamına gelir.

Rejimin bu haliyle "korunması"mı gerekir "kopulması"mı? İnanıldığı söylenen değerlere, ilkelere göre her kesimden samimi vatanseverler için cevabı belli, soru olmayan soru bu... Aslında bazıları Mustafa Kemal Atatürk'ü "Ladin" yapıp "kurtulacaklar" ama nasıl?


-Siz farklı düşünüyorsunuz sandım.

-Görmemek mümkün değil ki... Mesela Genelkurmay İkinci Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt'ın, 29 Mayıs'ta "Küreselleşme ve Uluslararası Güvenlik sempozyumu"nda yaptığı açış konuşmasında sorduğu, sizin de az önce alıntıladığınız o soruyu, "Acaba, güçlü ülkeler, kendi ulusal çıkarları yönünde tanımladıkları tehdit algılamalarını, güçsüz ülkelere dayatarak, o ülkelerin ulusal çıkarlarına zarar verecek yaklaşımlar içinde mi bulunuyorlar?” sorusunu 20 Mart Saldırısından önce sorması gerekmez miydi?

-Topraklarımızı Amerikan işgal askerine açan tezkerenin mecliste reddedildiği 1 Mart'tan hemen sonra mesela...

-Ne güzel olurdu... Mademki bağımsızlığın korunmasından, tam manasıyla tesis edilmesinden yanasın, Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök'ün 5 Martta Diyarbakır'da yaptığı, kararın etkisini sıfırlayan, perişan haldeki hükümeti, Waşington'daki çapulcu çetesini rahatlatan, "Biz hükümetin yanındayız, Irak konusunda aynı görüşe sahibiz" anlamında ki açıklama yerine, millete o soru sorulmalıydı. Genelkurmay Başkanının 8 Ocak'ta, bir resepsiyonda, gerek medya, gerekse ABD'nin amacıyla ilgili yaptığı tespitleri hatırlayın,

-"Savaşın başlamasını geciktiririz, sonuçlarını değiştirebiliriz fakat önleyemeyiz" cümlesi hariç, medyayla, ABD'nin amacıyla ilgili tespitler doğruydu. "Önleyemeyeceğini" önceden ilân ettiğin bir savaşın başlamasını ne kadar geciktirdiğin bir yana, sonuçlarını değiştiremezsin veya düşündüğün kadar değiştiremezsin.

-Hiç değiştiremezsiniz... Öyle olduğunu söylemesen, karşısına dikileceğini söylesen, "Önce Kırım Savaşı'nda, sonra Kore'de kanı ödünç verilen, Kütahya-Eskişehir Savaşında kayıplarının yüzde sekseni cepheden firar eden bu ordu, Sakarya Kayalıklarında kazandığı ruhunu yitirmedi, sizinle savaşırız, 60 milyonla savaşırız" desen, o günlerde sabah akşam "ABD kararlı... Operasyon gün sayıyor... Bağdat'ın günleri sayılı" diye savaş kışkırtıcılığı yapan Amerikan Propaganda Makinesine de bunu yapmaktan çekinmeyip, haddini bildirmiş olsan, ABD belki de göze alamayacaktı.

-"Tanrı, manrı yok. Tanrı öldü!" diyeceksin, korkmayacaksın. İstiklâl Savaşı'nı kaç milyon nüfusla kazandı bu millet, hatırlayacaksın. Bak sıradan Iraklı ne diyor, "Biz 26 milyon Iraklıyız, İngilizlere daha önce yaptığımız gibi, Amerikalısını da, İngilizini de süpürüp atacağız..." diyor...

-Eğer 8 Ocak tespitlerin de...

-Bir saniye, unutmadan. Hattakiler! Haber bültenlerinde, gazetelerde kullanılmaya başlanan "Saddam Hüseyin rejimi devrildikten sonra veya Saddam Hüseyin'in devrildiği 9 Nisandan bugüne, şu kadar Amerikan askeri, İngiliz askeri öldü" ifadesine dikkat edin. Doğrusu, "Amerikan- İngiliz işgal saldırısının başladığı 20 Mart 2003'ten bugüne, şu kadar Amerikalı işgalci, İngiliz işgalci öldürüldü" ifadesidir. 9 Nisan 2003, insanlık tarihine, "batıda ve Türkiye'de medya diktatörlüklerinin doğruyla insanlık arasına ördüğü yalan duvarının çöktüğü gün" olarak yazıldı, sakın unutmayın. "Ölü-tanrı"nın hizmetkârları Allah'ın ışığını dilleriyle örtmeye, gerçeği değiştirmeye çalışıyorlar, müsaade etmeyin çocuklar, bu defa müsaade etmeyin. Konuşurken, yazarken dilinize dikkat edin.

-Dinlerken, okurken, seyrederken de öyle.

-Joe, Doha'da yaşadığı tecrübeyi anlatırken hatırlatmıştı. Evet, Konuşurken bir yandan da cevaplarını düşündüğünüz sorular cinsinden...

Hattakiler;

-E, daha "ABD'nin Irak'ı işgaline destek veren, katılan Polonya'nın davranışının adı ne?" sorusunun cevabını konuşmadık.

-Ondan önce "Peace on Earth" ibaresi var, hele onu hiç konuşmadık.

-Ama o "Bunu Nereye Yazarsınız?" sorusuydu...farklı. Hem hepsi aklımda.

-Çok oldu ama.

-Olsun. "Tarihte n'oldu, n'olmadı?" diye bir köşe açıyoruz. Konuşurken bir yandan da 1915 ve 1974 tarihleri üzerinde düşünmeye başlayın. Allâme cevabı istemiyorum, bir kaç cümle yeter. Sonra bunun "90"ı var. Anahtar kelime "göre", ona göre. Buyurun, devam edin.

-Danışıklı döğüş deyince zannedilir ki taraflar toplanıp, ne yapacaklarını yüz yüze konuşurlar, kastettiğim danışıklı döğüş bu değil. Bir araya gelip oyunu nasıl oynayacaklarını yüz yüze kararlaştırmazlar. "Batıdan kopmamak"ta anlaştığımıza göre davranışımı ona göre ayarlarım.

-Balans ayarı.

-Ya şimdi...

-Okumamış Taşlıtarlalı, hattan ayrıldın sanıyordum, sesin soluğun çıkmıyordu? Müsaadenizle, Taşlıtarlalı arkadaş lâfını unutur çünkü...

-Benim anlamadığım bir şey var. Geçen gün bizim orda iş dönüşü fırıncı pastanesine uğradım, üstü vernik boyasıyla cilalanmış gibi pırıl pırıl pırıldayan susamlı çubuk galetasıyla, poğaça aldım...Yanına da güzel pişirilmiş bir bardak çay...

-O dediklerini bende severim ama yeri değil, yayın yapıyoruz şimdi.

-Bu dediklerimin konuyla ilgisi var. Peki Wolfowitz adındaki Waşington rejimi mensubu unsur... unsur desem olur mu?

-Olur... Şahıs, öğe, eleman, terörist unsur...

-Suçlu.

 


Devam eder


dolun__ay@hotmail.com


 

 



Devam eder


dolun__ay@hotmail.com