-Bu bombardıman altında üç hafta savaşmak bile büyük başarı.

-Bir defa Irak'ta savaş bitmedi. Onu aklından çıkar.

-Bitmedim mi? Tarık Aziz'i bile tevkif ettiler.

-Ne ettiler dediniz?

-Tevkif ettiler. Sonra hakkında bir sürü söylenti dolaşıyor.

-Allah, Allah!

-Siz duymadınız mı?

-Amerikalı işgalciler Irak'ın meşru yönetimini tevkif edemezler, olsa olsa hürriyetini tahdit ederler. İngiliz işgalcilerin  Birinci dünya savaşı sonunda Istanbul'da, Anadolu'da  yaptıkları kepazeliklere benziyor. O zamanda asker, sivil bir çok kişiyi "Türk savaş suçlusu" ilân etmişler, yakalanıp yargılanmaları için listeler hazırlamışlar, Ziya Gökalp'de dahil bazılarını işbirlikçi Istanbul hükümetine kurdurdukları ve Mustafa Nâzım Paşa gibilerinin başkanlık ettiği uydurma mahkemelerde "Türkler Ermenileri kestiler" iftirasıyla yargılamaya bile kalkışmışlardı.

Hattakilerden biri;

-Mustafa Nâzım Paşa'nın ölüme mahkûm ettiği Boğazlıyan Kaymakamı Mehmet Kemal Beyin Damat Ferit Paşa'nın çabaları, Şeyhülislâm Mustafa Sabri Efendinin fetvası, Padişah Vahdettin'in onayıyla Bayezit Meydanı'nda milletin gözleri önünde apar topar idam edilmesinden bir kaç hafta sonraydı. Milli Şehit Kemal Beyin son sözleri "Ecnebi devletlere yaranmak için beni asıyorlar. Eğer adalet buna diyorlarsa kahrolsun böyle adalet" olmuştu.

Bir diğeri;

-Fakat Tıbbiye öğrencisinden askerine, millet şehidine sahip çıkmış, Kadıköy'de büyük bir cenaze töreni tertiplenmişti.

-
Malta adasına sürülenler var sonra.

-Güçlü olan haklı...Maalesef.

-"Big man, pig man ha ha charade you are" dilime de pelesenk oldu... Rüyam da...

-"Whooo!... You well heeled big wheel, ha ha charade you are!"

-Ödüm koptu!

-
Joe! Biraz sonra. "Poster boy"u anlatacaksın.

-Tamam. Doha'da ki mi?

-
Kaç tane var ki?

-İki tane.

-
Doha'da kini...Siz sahi ne demiştiniz?

-Ödüm koptu dedim. Ordan bağırınca.

-Hayır, hayır ondan önce?... "Güçlü olan" neydi?

-Haa... "Haklı". Yani haklı olmasa da...

-Haklı!

-Öyle demiyorum ki.

-Kulağımla duydum, dediniz. Peki ya tersten?

-O ne demek?

-Yani haklı olan?

-"Güçlü"...

-...mü?

-?

-Yani tersi doğru oluyor. Düz olunça mana ters.

-Haksızda olsa güçlüyse...

-Orda bir mana kayması oluyor, gördün mü.

-?

-Cümleye "Haksızda olsa güçlüyse" diye başladın mı, "yinede haklıdır" diye bitirmek mecburiyetindesin... İç çekerek "Maalesef" eklemesi vaziyeti kurtarmıyor. Uluslararası siyasi ilişkiler uzmanları, gazeteci-stratejistler çok kullanır bu lâfı. Büyük cezalandırıcı, yenilmez tanrı olarak gördükleri ABD'nin her ne talep ederse etsin mutlaka kabul edilmesi gerektiğini, "kabul etmekten başka yapacak bir şey yok, çünkü başka çaremiz yok" gerekçesiyle "reel politik" bir izaha kavuşturduktan sonra duvarlarında Mustafa Kemal Atatürk resmi asılı stüdyoda ister istemez oluşan hafif hüznü, aralarından birisi gözleri kahve fincanın sapında, bu kelimeyle dağıtır; "Maalesef"... Yani "Hayatın acı gerçeği"...Yani "Güçlü olan haklı olmasa da...maalesef haklı". Hiç dikkat etmediniz mi?

-Şaşırttınız beni işte!

-Niye? Tezkere oylamalarında oturumların gizli yapılmasını 30 yaş kuşağından bir uluslararası siyasi ilişkiler uzmanı böyle izaha kavuşturmuştu; "ulusal çıkarların yüzü soğuktur"... Çünkü..."maalesef"... Sanki açıkça yanında yer aldıklarını söyledikleri ABD'nin kabul edilmesini istedikleri taleplerine "evet" oyu vermek öğünülecek, sımsıcak bir davranış olamazmış gibi...

-Hayır!

-"Güçlü olan haklı"dır demekle, siz güçsüz olanın haksızlığa uğramasını, başlı başına bir haksızlık olsa da kabul edilebilir bulmakla kalmıyor, kader olarak görüyorsunuz.

-Ben mi? Hayır!

-Siz aslında...

Hattakilerden biri;

-Kapattı.

-Ciddimisin? Bana telefonu elinden istemeden düşürdü gibi geldi.

-Sinirlendi biraz.

-Siz aslında "güçlü olan haksızda olsa dediğini yaptırır" demek istediniz diyecektim. Belli bir süre için, bu doğru olabilir. Güçlülük ve haklılık arasında, gücün, kudretin büyüklüğüne yenilmezliğine inanılarak ilişki kurmak, "hak ve gücün" iç içe bulunduğu bir bütünlük, birlik hali için mümkündür ki "ilâh"tır.

Hattakilerden biri;

-Allah'ın adlarından biri de "Hak". Şair, "Hakkıdır Hak'ka tapan milletimin istiklâl" diyor.

-Amerikan Propaganda Makinesinden, AKP Yönetiminin önemli bir bölümüne,"Türkiye'yi cezalandıracak" diye hop oturup hop kalkanların gözünde ise, ABD, onlar farkında olmasa bile, adeta "hak ve güc"ün birleştiği, hikmetinden sual olunmaz "tanrısal varlık"tır. Irak'a yönelik saldırıda, ABD'ye gösterilen teslimiyet, farkında olunsun olunmasın, bu ülkeyi "tanrısal varlık" olarak görmeden mümkün olamaz.

Kudretin büyüklüğünden, yenilmezliğinden hareketle haklılık ile, haklılıktan hareketle yenilmezlik sadece "İlâhlık hali"nde aynı anlamda mümkündür, aynı sonuca götürür. ABD, bütün gücüne rağmen yenilmez olmadığı gibi, Irak' yönelik saldırısında haksızdır. Bir müslümanın, Alo?

-Telefonu düşürdüm de birden.

-Hattakilere söyledim, inanmadılar. Gördünüz mü, "güçlü" olmadığım halde "haklı" çıktım!  Sınava çekiliyorum duygusuna kapılmayacaksanız eğer, ne demek hak?

-Hak mı? "Doğru olan" demek. "Doğruluk". Sonra, "kazanılmış bir pay" meselâ... "Hakedilmiş" yani.

-"Pastadan pay kapma" edebiyatındaki "pay"ın, "hakedilmişlik"den  anlaşılması gereken mana bakımından bu "pay"la bir ilgisi olmadığını biliyorsunuz.

-Komşunun yağmalanan evinden mal tırtıklama çakallığının, çalınanın adı o...

- "Adalet" demek sonra. İstediğiniz kadar "maalesef" diye tasvip etmediğinizi belli edin, üzülün, "güçlü olan haklıdır" deyip lâfı orada bırakırsanız, mesaj "güçsüz olan haksızdır"...olur. Çocuklar böyle anlar. Büyüyünce de gözleri hep komşunun tabağındaki yemekte olur. Veya...Bir saldırgan, onu yakalayıp, cezalandırması gereken insanlardan da, kurbanlarından da güçlü diye, yakalanıp cezalandırılamadığı müddetçe sanki işlediği her tecavüzde "haklı" olur mu?...

-Olmaz elbette.

-Amerika'nın Irak'taki konumu bu işte. Onu işlediği suçlar nedeniyle yargılaması gerekenleri yakalayıp yargılamaya çalışan bir kanundışı. Haklılığını haklı olmaktan değil, fiziki gücünden alan bir adalet olurmu? Asıl şaşmanız gereken bunun "maalesef olacağına" inanılması.

Batı düşüncesinde böyle. Güç, ona sahip olanı haklı kılar. Sebeb ve maksat olarak davranışlarını, konumunu haklı göstermeye, kabul ettirmeye, inandırmaya yarar. Haklı olmak için güçleniyorsun. Konumun ve davranışların insanın özünde mevcut "iyilik-kötülük" ölçülerine göre kötüde olsa, kötülükte olsa, güç kullanarak haklı gösterebilir, kabul ettirebilirsin. Öyle değil mi Joe?

-"Loser-winner" hikâyesi. Hayat, daha fazla "güç" edinerek, edindikleri o "gücü" kullanarak haklı olanlarla, daha az güce sahip olduklarından ötürü haksızlığa uğramayı "hak edenler" arasında bir "yarış"...

-Hem hangi savaş? Haksız bir saldırı olduğu için başlatılmasına karşı çıkılırken, Amerikan Propaganda Makinesinin, "Operasyon gün sayıyor... Saddam'ın günleri sayılı... ABD çok kararlı!" diye kışkırttığı "savaş"mı? Sırf güçlü olduğu için herkesin onun haklı olduğuna inanmasını, boyun eğmesini isteyen, karşı çıkanların terörist sayılacağını, teröristleri de mutlaka yakalayıp yargılayacağını söyleyen ABD terörizminin Irak'ta sebeb olduğu "fiili durumu" kabul etmeyenlerin İstiklâl savaşı değil herhalde.

Kararı kalbinle vereceksin...Hergün 3000 bin tane çocuk malaryadan ölüyor. Hergün bir "11 Eylül"... Bağdat'a yağdırdığın her biri 10 tonluk bombalardan mı yapacaksın, yoksa cibinlik mi?  Veya önünde bir tabak yemek... senin. Hemen ötedeki aç insana yarısını verip vermemek kalbine kalmış. Kararı kalbiyle veren adamın boğazından geçmez zaten. Götürür verir. Aklın inkârı değil, aklın kalbe bağlanması... İnsan aklıyla düşünür, fakat kalbiyle hisseder, sever. Bunu anlayın.

Amerika silâh olarak güçlü, kalp olarak zayıf. Kalbi güçlü olanlar kazanacak. Kararları kalpleriyle verenler kazanacak.  Bombardıman Waşington rejiminin yenilgisini geciktirir, engelleyemez. Güç kalpte. Alo?

-Pasta da Türkiye'de.

-?

-Pasta diyorum, Amerikan Propaganda Makinesinin kendisi. Bu "çelebileri" ters çevirip silkelemeli. Çulsuzluk ortadan kalkar.

-Kimler?

-Vatan toprağını arsa gibi görenler

-"Sat gitsin-ver gitsin"cilik, özelleştirmecilik görüldüğü her yerde millileştirilmeli diyorsun.

-Hem de nasıl. "Güç, ona sahip olanı haklı kılar" sözünü duyunca aklıma geldi. Diyelim ki Irak'ı bombalayacak Amerikan uçaklarına yakıt satacaksınız, ya da sömürgeleştirildiği taktirde Irak'ta, "yeniden yapılandırma" adı altında meselâ, Fırat, Dicle kenarına kurulacak gazinoların, kumarhanelerin, batakhanelerin, otellerin, motellerin, bunları birbirine bağlayacak yolların inşaatından "pay" kapmayı hesaplıyorsunuz, bu durumda ABD-İngiltere- Anzak saldırısının gerçekleşmesi işinize geliyor. Elinizde de televizyon, gazete var ne yaparsınız?

-Bunu hattakilere ev ödevi olarak vermek lâzımdı. Sorunu dinlerken benim de aklıma bir kadın demokrat yazarın  sözleri geldi. Sorunun cevabı o sözlerde. ABD-İngiltere-Anzak Saldırısının ilk günleri. "Kısa sürecek bir operasyon"cuların "Bu operasyon uzun süreceğe benziyor" noktasında, "ABD bizi cezalandıracak"la, "Jeo-stratejik önemimizi dikkate alsa da, affetse" arasında afalladıkları günlerden birgün, 23 Mart gecesiydi galiba... İşte gazeteciler stüdyo bozması denilen televizyon odalarında... N'oldu ki?

-Bir şey olduğu yok.

-Sanki biri "üff!.. püff" diye üfleyip, püflüyor gibi geldi de. İşte bak yine.

-Sigara içiyor arkadaşlardan biri.

-Ha, yoksa dedim hani... Neyse, özel üniversitelerin uluslararası siyasi ilişkiler uzmanları, uluslararası siyasi ilişkiler uzmanı gazeteciler, uluslararası siyasi ilişkiler uzmanı gazeteci-stratejistler şöyle eğri bir  tezgâh etrafında...

-Masada mı?

-Eğri tezgâh suntası gibi bir şeyin etrafında.

-Masa.

-Masa mı deniyor? Adı o mu, bildiğimiz masa mı? Bu masa yay gibi. Şekil olarak ay gibide duruşu yay gibi... işte kadınlı erkekli helmelenip çay, kahve, neskafe içerek... reklâm arasında sigara da tüttürerek!...haftalık görüş alış-verişinde bulunuyorlar konuşuyorlar ya, işte o bahsettiğim gece televizyonu daha açar açmaz, "pat" bir lâf;

"...ABD demokrasiyle idare ediliyor. Çok şükür ki demokrasiyle iade ediliyor. Irak’ta, Küba’da çirkinleştiriyor. ABD’de duyarlı bir halk var. Irak’ta bir ses çıkabiliyor mu? Çıkamıyor".

-Çıkaramıyor muymuş?

-Konuk demokrat kadın söylüyor. Fakat bu çıkaramama tespiti, şimdi elde mikrofon, sırtında askeri yelek, ayağında postal, bina kapılarını, "İşte diktatörün Irak petrollerinin satışından kazanılan paralarla kendi keyfi için yaptırdığı saraylarından birisi daha! Şimdi milyonlarca Bağdatlının ayaklanarak devirdiği bu eşkiyanın içeride nasıl keyfettiğini ekran başında oturan izleyicilerimizle birlikte görelim" deyip yiğitçe tekmeleyerek içeri giren, bir başka gün, "Sesini çıkartanı, rejimi övmeyeni, BAAS partisinden izin almadan bir yabancıyla konuşanı, selâm vereni, günlerce akıl almaz yöntemlerle sorguya çektikleri BAAS'ın penceresiz, havasız, tavanından üzeri tozlarla kaplı kirli bir ampul sarkan, şıp şıp sular damlayan köhne işkence odalarından birisini daha
" tanıtan televizyon muhabirlerinin saldırıdan önce Bağdat'tan, "Halk oldukça sakin. Irak yönetimini destekler görünüyor. Bugün şehirde dolaştık, Bağdatlılarla sokak röportajları yaptık. Açıkça desteklemediğini söyleyene biz pek rastlamadık. Irak halkının bu tavrının rejimin sert doğasından kaynaklandığını söyleyen arkadaşlarımız da var. Her yerde Saddam Hüseyin resimleri. Bugün Irak Devlet televizyonun da Devlet başkanı Saddam Hüseyin'in yine ABD'ye çatan bir konuşması yayınlandı. Konuşmasında  dini motiflere de yer veren Saddam Hüseyin, ambargodan ABD'nin sorumlu olduğunu iddia etti, Irak'a karşı sömürgeci kampanya yürütmekle suçladı"... diye haberler geçmelerini, sesler çıkarmalarını açıklamıyor. Ki o günlerde Irak'tan veya Türkiye'den hiçbir doğulu gazeteci, Waşington'dan, "Halk oldukça sakin. Waşington yönetimini destekler görünüyor. Bugün şehirde dolaştık, Waşingtonlularla sokak röportajları yaptık. Bush'u açıkça desteklemediğini söyleyene biz pek rastlamadık. Amerikan halkının bu tavrının rejimin doğasından kaynaklandığını söyleyen arkadaşlarımız da var. Televizyonlarda bugünde adet olduğu üzere Bush'u askeri üslerde dolaşırken, köpeğini başını okşarken, yayalara el sallarken, Oval Ofisde rejimin kilit isimleriyle toplantılar yaparken gösteren görüntüler vardı. Bugün bir ara FOX, CNN ve diğer kanallarda, ABD Başkanı Bush'un yine Irak'a  çatan bir konuşması yayınlandı. Born Again Christian mezhebine bağlı Bush, dini motiflere de yer verdiği  konuşmasında ambargodan Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin'in sorumlu olduğu iddiasını yineledi, Irak'ı çok tehlikeli gizli kitle imha silâhları bulundurmakla, ABD'yi, dünya barışını, demokrasiyi ve bütün insani değerleri tehdit kampanyası yürütmekle, suçladı. Geçtiğimiz yıl içinde, 'İslâm'ın sahte bir din olduğunu' belirten ABD Başkanı George. W. Bush, ABD'nin uluslararası hukuku hiçe sayan saldırgana, Irak'tan yönelen tehlikeye karşı kendisini ve insanlığı korumakta kararlı olduğunu vurguladı, Irak'taki rejimi değiştirme, Saddam Hüseyin'i devirme kararlılığının sürdüğünü  söyledi.

Başkan Bush'un bu konuşması, bu konuşmanın aslında yönetimi desteklemedikleri, Saddam Hüseyin'i devirmek istedikleri halde, sırf Irak Devlet televizyonu, 'Saddam Hüseyin'in oğlu Uday'ın sahibi bulunduğu televizyon ve gazete'lerden oluşan medya ağı nedeniyle yönetimi desteklediklerini, Saddam Hüseyin'i devirmek istemediklerini zanneden Irak halkı arasında sevinçle karşılanacağını, rejimi değiştirme mücadelesinde cesaretlendireceğini belirten Amerikan politik çevrelerinde, Pentagon
'da ve medya dünyasında sevinçle karşılandı, cesaret verici bulundu "
...diye ses çıkaramıyor, haber geçemiyordu.

Irak'tan, Türkiye'den gazetecileri bırak,
şu günlerde dahi "Bu haksız bir saldırıdır" diye ses çıkaran Amerikalı gazeteciler, televizyoncularlerini kaybediyor, hatta profesörler, aydınlar nerede olduklarını kimselerin bilmediği toplama kamplarına kapatılıyorlar.

Bugün ABD'de korkunç bir baskı rejimi hüküm sürüyor.


Devam eder



dolun__ay@hotmail.com