Hattakiler;

-Bu baskınların adı n'olacak?...  "Operasyon" olacak öyle değil mi?

-Operasyon diyeceğiz tabii. Türkiye'yi, Irak'ı, bütün Merkezdoğu'yu yeniden yapılandırmak için İstiklâl Savaşı kapsamında sömürgeciliğe ve işbirlikçiliğe yönelik eylemlerin adı "operasyon...taarruz", onların  her kesimden vatanseverlere yönelik eylemleri ise "saldırı... terörist saldırı".

-Veya tecavüz.

-O da olur. Meselâ Irak'ta Amerikan-İngiliz işgalci unsurlar Irak halkına ve milli kuvvetlerine "terörist saldırılar"da bulunuyor. Irak halkı ve Milli Kuvvetleri ise, suçlu Amerikan-İngiliz işgal güçlerine karşı "operasyon" düzenliyor.

-Tecavüz eden de mütacaviz oluyor. Medya "operasyon" diyorsa anlayacağız ki o bir "saldırı"dır. "Saldırı" diyorsa, demekki "operasyon"dan bahsediyor. Kolay.

-Amma yaptın ha. Bir ters bir düz...

-E, niye?

-Okumamış Taşlıtarlalı doğru söylüyor çocuklar,  medyanın her operasyon dediği ille saldırı, her saldırı dediği de ille operasyon demek değil, mesela "Irak'ta işbirlikçiliği kullanarak rejim değiştirmeye çabalayan Amerikalı işgalci sömürgeci unsurlar"ın Irak'ın Süleymaniye şehrinde Türk askerlerine yönelik saldırısını milletimize "Amerikan askerleri operasyon düzenledi, Türk askerlerini gözaltına aldı" diye duyuran aynı medya, Alman askerlerinin Bosna'da sanıyorum Türk ordusu mensuplarına yönelik saldırıda bulunmasını "Alman askerleri askerlerimize saldırdı" alt yazılarıyla, başlıklarıyla haberleştirdi, yanlış mı?

-Ama bir saniye.

-Sizin uyumadığınızı da hep unutuyorum nedense. Ben mi uyuyorum, bunuyorum mu... Demli bir çay mı olsaydı ya da.

-?

-Buyrun, buyrun.

-Alman Generali özür diledi, ABD ise...

-O ise, bırakın tamamlayayım, daha Süleymaniye Saldırısı'nın ilk günü, önceden kendi aldığı bir karar olduğu halde, kamuoyuna sanki Ankara tarafından ona önerilmiş gibi gösterilen, "oluşturulacak bir komisyon"da "ortak" olma teklifini kabul etmek zorunda kaldı... "Komisyon"dan tutunda, Genelkurmay Başkanlığı tarafından yayınlanan açıklamalarla yalanlanan "Kuzey Irak'ta ortak askeri tatbikat" yapmaya kadar... Peki yapılmadığı Genelkurmay Başkanlığı tarafından yayınlanan açıklamalarla ilân olunduğu halde, medyanın haber bültenlerinde, söz konusu "ortak tatbikat" haberinin, yalanlama haberinden daha önce ve adeta gerçekmiş gibi duyurulmasının nedeni ne olabilir sizce?

-Medyaya göre, Genelkurmay Başkanlığının yalanlamasının tek başına haber değeri yok.

-Doğru... Genel Yayın Yönetmenlerine göre öyle... Yalanlama haberini dinlerken "Bu arada, Irak'ın Kuzeyinde Türk-Amerikan birliklerinin ortak askeri tatbikatına askeri kesimden itiraz var" gibisinden bir hisse kapılınca farkettim bende. Süleymaniye Saldırısına "operasyon" denmesinin bir nedeni de alışkanlık çocuklar. Yıllardır Afganistan Operasyonu, Irak Operasyonu diyorlar, kolay değil. Süleymaniye Saldırısından bahsederken, dil kayma yapıyor...

-İster istemez.

-Alışkanlık diyorum ya işte, daha bunun istemesimi... Afganistan Operasyonu, Irak Operasyonu diyenler neden Kosova Operasyonu yerine Kosova Savaşı diyorlar peki? Size bir de ipucu vereyim, bu tıpkı "savaşçılığın" Çeçenistan sınırları içinde mümkün olması gibi bir şey çocuklar.  Filistinliler ise hiç değişmedi, biliyorsunuz onlar yarım asırdır hep "Filistinliler" diye bilinegeldiler. Bir sonraki haberde Tahran'ın filanca semtinde "üç el silâh sesi duyulduğunu, silâhın tabanca olduğu" bilgisiyle birlikte duyuran fakat Bağdat alt üst olsa, genellikle  "ölü ve yaralı olup olmadığını henüz bilinemediği" bilgisiyle yetinen TRT'ye göre İstiklâl Savaşı'nın bir adı da  "silahlı çatışma" olmaya başladı yavaş yavaş, ona göre... İstiklâl Radyosundan Raid!

-Hattayım.

-Oku. Musul Direnişiyle ilgili o yazıyı oku.

-..."Savaş, erkekçe olmayan, pasif bir ahlâka, donmuş bir topluma meydan okumadır. En ikna olmuş bir pasifist dahi hücuma geçmiş süvarilerin, taarruz eden askerlerin, gürüldeyen tankların, çölden havalanan savaş uçaklarının görüntüsü karşısında büyülenir. Kadınların savaşçılara hayran olması, şairlerin harika eserler terennüm etmesi ve rahiplerin alınlarını meshetmesi boşuna değil. Savaşın bedelini önemsemeyen ve lideri öven bir Roma atasözü veya bir Kuran ayeti, Shakespeare'den ya da Nietzsche'den bir mısra bulmamız mümkün. Kan dökmeyi bağışlayabiliriz, ama alçakça bir işi asla.

Devrik Arap yöneticinin genç evlâtlarının katledilmeleri, Başkan Bush için tam anlamıyla alçakça bir suç teşkil eder. Bu suçla o, bir ahmaktan caniye, silâhsızlandırılmış bir devlete karşı şüpheli bir galibiyet kazanandan iğrenç bir caniye, bir yalancıdan lânetolası bir hırsıza, uçak gemisinin üzerindeki kibirli başkandan, habis bir canavara dönüşmüş oldu. Saddam Hüseyin hakkında her ne düşünürsek düşünelim, oğullarının ahlâk kurallarına aykırı ve insafsızca öldürülmeleri eski usullere bir sınırsızca dönüştür. Bu Napolyon'un Dük d'Enghien'i öldürmesinden, Üçüncü Richard'ın cinayetlerinden daha kötüdür. Stalin ve Hitler, Churchill ve Roosevelt milyonlarca insanı öldürdüler, fakat düşmanlarının çocuklarının peşine düşmediler.

Eğer başkan onların asil kalplerini söküp, kolalı gömleğine kanlarını akıtarak yeseydi şimdi olduğundan daha iğrenç olmazdı. Bu, yönetici sınıfın ahlâken çöküşüdür: okulları, Harvard ve Yale, bir zamanlar Amerikan beyefendilerinin aristokratik eğitimden geçtiği yerler, Lawrence Summers the Platitudinous, Samuel Huntington the Trivial, Leo Strauss the Godless ve Alan Dershowitz the Torturer klavuzluğunda ahlâken en aşağı noktaya indi. Belki daha uygun bir yönetici sınıfı Sing Sing (Hapishanesinde) daha ucuz bir maliyetle elde etmek mümkündür.

Bu, Ordunun ahlâken yıkılışıdır. İdama katılan ağır silâhlarla donanmış yüzlerce Amerikan askeri kendilerinin ve Silâhlı Kuvvetlerin şerefine leke sürdüler. İsrailli suikastçileri taklid ederek korunmasız insanların üzerine roketler ateşlediler. Onlar artık asker değil, onların yeri cellatların yanı. Korkakça hareketleri onları Cehennemin daha aşağılardaki, seslenseler duyacağı bir mesafede Judas'a yakın çukurlarına havale edecek.

Bu, medyanın ahlâken yıkılışıdır. İmparatorluğun bu uysal inekleri, korkakça cinayetin ötesinde, ahlâki uçuruma yürüdüler. TV âlimleri dolar ve şeykel üzerinden kanın fiyatını tartıştılar. TV ekranları iki güzel genç adamın kanla kaplı başlarının sergilendiği kumar masalarına döndü, korkunç bir manzara fakat daha da korkunç olanı Wall Street'te Dow Jones'un Arap kanı içerek yükselişini kutlayan keyifli komisyoncu, yatırımcı kalabalığıydı. Bu, insanlık tarihinin ilk alçakça cinayeti değil fakat sükunetle karşılanan ilki; Mammon'a kanlı kurban töreni. Ahlâki iğrençliği iyileştiren spasm olmadı, hasta toplumu sarsmadı.

Saddam Hüseyin torunu, 14 yaşındaki çocuğun ölü, parçalanmış vücudu, Bush ne zaman kendi çocuklarına ve torunlarına baksa, Makbet'in ziyafetinde Banquo'nun kanlı hayaleti gibi onu taciz edecek. Hüseyin'in evlâtlarının Teksaslı katili hiçbirşey fakat Macduff'ın evlâtlarının İskoçlu katilinin acımasız bir kopyası.

Hıristiyan bir ülkede kiliseden afaroz edilmiş olacaktı, İsa'nın Krallığında düşmanlarının çocuklarının kinci katiline yer yok. Purim'de Haman'ın çocuklarının katledilmesinden övgüyle sözeden Şaron ve Perle'le dostluğu boşuna değil.

 Saddam Hüseyin'in soylu ve kahraman evlâtları kaçmadılar;  milyonlarca doları ceplerine atıp teslim olmadılar, şerefsiz büyük medyanın ileri sürdüğü gibi Minsk'te, Riyad'da uzanıp, yatmadılar. Bağdat'ın Genç Aslanları, saldırganın üstün güçlerine karşı döğüştüler ve anavatanlarını savunurken düştüler. Kusay ve Uday yaşarken beraberdiler; ölümlerinde de ayrılmadılar. Onlar, Galya'nın Vercingetorixs'inden Siuların şefi Oturan Boğa'ya, Santa Clara'nın Che Guevara'sından Qastal'ın Abdül Kadir el Hüseyin'ine, İmparatorluğa karşı diğer trajik ve yiğit savaşçılarla birlikte, insanlığın ortak hafızasında daima sevgiyle yaşayacaklar.

Onların son duruşu Irak'ı kurtardı ve Araplara öz saygısını kazandırdı. Onlar bedenen öldüler fakat ruhen hayattalar; katilleri ise sadece yaşayan ölü. Ortadoğu bağımsızlığını tekrar kazandığı zaman, onların isimleri abidelerimizin değerli mermerleri üzerine altın harflerle yazılacak"

Hepsi seçme, 50 misli kuvvetle saldıran Amerikalı terörist istilacılara 6 saat boyunca hafif silâhlarla kahramanca karşı koydukları, saldırı helikopterleriyle, füzelerle saldıran düşmanı defalarca püskürttükleri Musul'da şehadete ulaşan Saddam Hüseyin'in kahraman evlâtları Uday-Kusay kardeşlere, torununa ve korumaya ve şimdiye kadar nerede ve kim olursa olsun haklının yanında döğüşürken toprağa düşmüş bütün vatanseverlere Allah'tan rahmet diliyoruz.



Devam eder


dolun__ay@hotmail.com
 

 



Devam eder


dolun__ay@hotmail.com