-Bu Wolfovitz adındaki suçlu unsur geçenlerde Türkiye'ye geldiğinde "91'de Turgut Özal Irak'a saldırmaktan yanaydı, Ordu karşı çıktı, 2003'te ise siyasetçiler karşı çıkarken, Ordu destekledi. Ordu bizi destekledi ama siyasiler üzerinde yeterince baskı kurmadı, o yüzden Kuzey'den cephe açamadık" diyordu değil mi?
 
 -O anlamda konuştu, evet.
 
-Yani böyle dedi değil mi?
 
-Kelimesi kelimesine değil, anlam olarak öyle.
 
-20 Mart Saldırısı başlar başlamaz, daha dün bir bugün iki, "Kuzeyden cephe açtırmadık, ABD cezalandırır tabii, hakettik" diye konuşmaya başlayanlar da 20 Mart Saldırısından önce, tezkere kâğıdı Meclis'te mutlaka onaylansın diye propaganda yaparken "91'de Özal'ı dinleyip yürüseydik, Saddam'ı devirirdik, masaya otururduk. ABD'ye yardım etmedik, yarım kaldı. Ah, ne kadar dövünsek yeridir, fırsatı kaçırdık, bari bu sefer kaçırmayalım, ABD kararlı, tezkere kâğıdı Meclis'te onaylansa da onaylanmasa da, BM Güvenlik Konseyi kararı olsa da olmasa da, Türkiye Kuzeyden cephe açılmasına izin verse de vermese de saldıracak" diyorlardı değil mi?
 
Hattakiler;
 
-Tezkere nesi?
 
-Kâğıdı.
 
-Evet. "ABD kararlı, tezkere kâğıdı onaylansa da onaylanmasa da saldıracak, o halde onaylayalım" diyorlardı. Elçiliklerde, yemekli toplantılarda yasananları, yabancı iradeler tarafından adeta yasanan kararları gizli oturumlarda tasdik etmekle mükellef yasama organına milli iradeyi temsil eden Meclis deniyor, bunlara göre Meclis'in bir tarifi de bu. Hatta "esas tarifi" bu
 
Hattakilerden biri;
 
-"Saldırsa da, saldırmasa da, onaylamam" diye düşünmesi lâzım halbuki.
 
-O dediğin şekilde Kurtuluş Savaşı Meclisi düşünür. Yalnız çocuklar hatırlarsanız saldırı kışkırtıcıları "Türkiye Kuzeyden cephe açılmasına izin verse de vermese de saldıracak"ın yanında bir de "Türkiye Kuzeyden cephe açılmasına izin verse de vermese de Kuzeyden cephe açacak" diyorlardı ki, o cepheyi açtılar.
 
-ABD cepheyi açtı mı?
 
-Açtı... Hayır, ABD Kuzey Cephesini o şekilde açtı değil, içerden açtılar. Türkiye'ye "üs-şehirler" kurulmasından bahsetmiyorum, Irak'a yönelik saldırı çerçevesinde Kuzey cephesi açmakla, Türkiye'de "üs-şehirler" kurulmasını birbirine karıştırmayın, bu ikisi farklı. Hem ABD'nin Irak'a saldırı çerçevesinde Kuzey cephesi açmasından neyi anlamıştınız ki?  Türkiye'nin "saldırı"ya fiilen karşı çıkmaması, fiilen "önlemeye" kalkışmaması, hele Irak'ın yanında fiilen omuz omuza savaşa girmemesi, saldırıdan önce, saldırı sırasında ve sorasında Amerikan Ordusuna ait "malzemeler"in sınırın öbür tarafına geçirilmesine izin vermesi, bombardıman uçaklarına hava sahasını açması, işgal saldırısında yaralanacak Amerikalı terörist unsurlara yardım ve yataklık etmesi, ABD'nin talepleri buydu... Şimdi durup hatırlayalım;
 
Tüccar-siyasetçiyle, asker siyasetçiler birbirleriyle anlaşamasalarda, "Türkiye'nin 'barışçı çözüm'den yana olmakla birlikte savaşı önlemeye gücünün yetmeyeceği"nde anlaşıp, ilân ettiler.
 
Meclis tezkere kâğıdını reddetmişte olsa, bu ayıbı, "taa bilmem nereden o kadar masraf edip, Akdeniz kıyılarına gelen ABD Ordusu"na ait "silâh" olmayan "araç"ları,
 
-"Dört tekerlekli aletler"i. Makineleri yani...
 
-...Öylemi?... Bu arada muhtemelen "savaşmaya değil, asayişi sağlamaya giden, dolayısıyla 'muharip olmayan' askeri unsurlar"da dahil, o dediğiniz şeyleri, "araçları" mehtaplı gecelerde, konvoylar halinde Irak'ın Kuzeyine geçirerek, bombardıman uçaklarına önce yüklü, sonra biri yükünü kazara düşürünce yüksüz, işte yüklü-yüksüz Türkiye hava sahasını koridor yaparak telâfi ettiler, daha ne kaldıki Kuzey cephesi açılmamış olsun?...
 
Hattakiler;
 
-O bombardıman gecesinde öyle diyorlardı, "Kuzey Cephesini açmadık, ABD bizi cezalandıracak". Artık izleyemiyoruz.
 
-Ben izliyorum, hâlâ öyle diyorlar. Genel Yayın Yönetmenleri de öyle diyor.
 
-O hep öyle diyor. "Waşington Gotik"i...
 
-Ne diyecekti ki?  "Kuzey cephesi açmak adı altında istediklerim yerine getirildi" derse, bu sefer, onlara 13 yıldır üflendiği üzere iri pasta dilimi beklentisi içindeki ekran başındakilere n'apması gerekecek? Evet?...Az önce yazısını okuduğum Engelhard terminolojisiyle?
 
Joe;
 
-"Thanksgiving"e benziyor.
 
-Bak, yine...
 
-Şükranlarını sunması gerekecek!
 
-Aferim. Onlara "Buyur masaya otur, gerçi tanrı bu petrolleri bize verdi, kimseye 'zırnık yok' ama olsun, al şu iri dilimi, Musul-Kerkük petrollerini. Bu arada Irak'ın Kuzeyinde 13 yıldır adım adım kurmadığım 'fiili durumu'da sona erdiriyorum" diyememesi için de, talepleri yerine getirilmiş olsada, "istediğini alamamış görünmesi", Wolfowitz'den Türkiye'deki propagandislere, hep birlikte koro halinde "hayır, taleplerimiz yerine getirilmedi, hatta Türkiye bizi sattı!" diye bağrılarak, suçluluk duygusu uyandırılması lâzımdı. Her an cezalandırması mümkün, öfkeli, kararlı bir ülke görüntüsü.
 
-"tanrı-ülke" görüntüsü.
 
-Taşlıtarlalı neydi anlamadığın?
 
-Küçük Bush'un babası tam tersini söylüyor. Geçen akşam iş dönüşü fırıncı pastanesine uğradım dedim ya, orada yabancı bir dergide okudum tesadüfen. Geceyarısı. Tabak çanak bulaşığa gitmiş, masa örtüleri toplanmış, ilâç için bir poşet bile kalmamış, neyse çocuk yabancı değil, ben de poğaçaları, galetaları üzerine koymak için kapının arkasındaki okunmuş yabancı dergi yığınından sormadan bir dergi aldım. İşte o dergide, bir röportajmıydı artık... küçük Bush'un babası, "91'de yerine geçecek adam olmadığı için devirmedik" diyor. Tam anlayamadım ama...
 
-2 Mart 98 tarihli Time dergisi olmalı. George Bush'la, o dönemdeki Ulusal Güvenlik Danışmanı Brent Scowcroft'un "Why We didn't Remove Saddam" başlıklı açıklamaları. Joe biliyorsun değilmi o yazıyı?
 
Joe;
 
-20 Mart Saldırısından önce İnternet'te buharlaştı o yazı.
 
-Şimdi hangisi doğrusu? Bu adamların 13 yıldır tekrarlayıp durdukları, "91'de Ordu Özal'ı dinleyip yürüseydi, Kuzey cephesini açsaydı Saddam'ı devirirdik, masaya otururduk. Kuzey cephesini açmadığımız için 91'de yarım kaldı" iddiasımı, yoksa Bush'un söyledikleri mi?
 
-Her ikiside yalan. Bush'un babası "denedik deviremedik" diye itiraf edecek değil, "yerine geçecek adam yoktu, devirsek ülke karışırdı" diye vaziyeti kurtarmaya çalışıyor. Peki bugün Irak'ta durum ne? ABD 91 Saldırısında da Irak devletini yıkmak istedi, şöyleki, bunu "bir halk ayaklanmasıyla devrilmiş rejim" süsü vererek yapmaya çalıştı. Bush'un babası Irak'ın Kuzeyindeki ve Güneyindeki işbirlikçilere, "Saddam Hüseyin'i devirin" çağrısını  91 yılının Ulusa Sesleniş konuşmasında kendisi yaptı bir kere. Her iki bölgedeki işbirlikçiler de bu çağrıya uyup, Mart başında  ayaklandılar, fakat Irak Devleti işbirlikçi kalkışmayı bastırdı. Halk ayaklanmasıyla devrilmiş rejim süsü verme plânı 91'de bozgunla sonuçlandı, 2003 yılı 9 Nisan'ında ise o kadarı bile olmadı, bunun üzerine bir film çektiler... Hatırlıyorsunuz değilmi, Turgut Özal'ın işbirlikçilerle Çankaya Köşkünde tertiplediği meşhur "gizli toplantı" ki bir hafta sonra Hürriyet Gazetesinde birinci sayfadan açıklandı, işte o toplantı bu kalkışma sırasında, 8 Mart 91 tarihinde yapıldı.
 
Hattakilerden biri;
 
-Kalkışma bastırılır bastırılmaz da, işbirlikçilerin "ABD bizi önce ayaklandırdı, sonra Irak'ın helikopterlerini kullanmasına izin verdi" klişesi devreye girdi. Ben de bunu anlamıyorum, sen batıdan yönelen sömürgeci saldırganla savaşan merkezi otoriteyi Irak devletini sırtından hançerleyeceksin, sonra da kumarı kaybedince, sana yardım ederken bebeleri, çocukları "Hacı" diye tezahürat yaptırdığın aynı saldırganı sana ihanet etmekle suçlayacaksın, böyle bir mantık olur mu? Helikopterler bir defa Irak devletinin. Kullanmak için ABD'den izin almaya mecbur mu? İzin almadan kullanırsa ahlâksızlık mı yapmış oluyor? Uluslarası hukuk mu zedeleniyor? Irak'ın durumu Osmanlının savaş sırasında Ermeni işbirlikçiler tarafından sırtından vurulmasına benziyor.
 
Joe;
 
-"Victimization" diyorlar.
 
-Efendim?
 
-Yani bu bir strateji.
 
 
 
Devam eder
 



dolun__ay@hotmail.com