Bush, "Oh, did you know that Saddam tried to kill my father?"

Castro, "Poor boy!"...



"An honest heart being the first blessing, a knowing head is the second"

Jefferson

...

"Siberiade"



"Kendisine bütün varlığıyla yönelen, sapına kadar gerçek aşkın yakıcı hararetine gayret etse dayanamayacağından değil, fakat alıştığı prangalarını kaybetmeye cesareti olmadığından, esaretine bir tehdit olarak algıladığı 'aşkın sahibi'ni yok etmekte 'kararlı' kadın, darbelerini aylardır oya gibi işlediği 'cinayet'in stratejisini, adamın en sonunda 'gösteri'nin orta yerinde, kendisine, herkesin duyabileceği yükseklikte bir sesle, mananın en argo biçimiyle 'kötü kadın!' olarak bağıracağı hesabı üzerine kurmuştu..."

Yüksek ateş korkusu........."

 

-Dün mü yazmışım?... Dün olamaz.

-Nisan.

-Bayram olması lâzımdı.

-Kıl payıyla öyleymiş... 24 Nisan.

-Ermeni iddialarının sahiplerinin "Türk"ü lânetle andıkları gün... Belli. Şu şeyi bulsana, Aşkın Yolu Sana'daki röportajı...

-Jeffrey'le yapılan röportajmı?

-Gore Vidal'inki... Los Angeles Weekly'de yayınlanan röportajda, "...son 50 yılda ABD'de federal hükümete karşı çıkmayan hiç kimse başkan seçilemedi" diyor, benzerlik dikkatini çektimi?

-Yoo...

-Nasıl dikkatini çekmez, Türkiye'de de aynısı olmadı mı?... Son 50 yılda, hep, merkezi hükümet, milli devlet düşmanlığı kışkırtılarak, okşanarak iktidar olundu. Bürokrasinin yavaşlığı, kırtasiyecilik, içten çürüme, kaynakların israfı gibi genel olarak doğru tespitler, Milli-Ulusal Devletin, "merkezi otorite"nin güçten düşürülmesi için bilinçli olarak istismar edildi.

-Plâvmı plânmı? sorusu gibi.

-Sanki plânsız bir faaliyet olabilirmiş  ve  şirketler böyle yaparmış gibi... Salata yapışına dikkat ediyorum, şiir gibi plânlı... Domatesleri soyuşun, ince ince doğrayışın... Kasap gibisin. Bıçakta çok keskin. Ebegümeci salatasımı...

-Domatesli fesleğen salatası... "Filanca yabancı şirket, bilmem kaç yıl sonrasını plânlıyor"... diyorlar.

-Yani bu bir hastalık... Merkezi otorite düşmanlığını, onu yok etmeyi, yerel yönetime önem vermenin, onu geliştirmenin şartı olarak görüyor adam. Güçlü bir yerel yönetimin, güçlü bir merkezi otorite demek olduğunu anlayamıyor.

Sonuç olarak şunu anlamak önemli. ABD ve Alman toplumlarında birleştirici olan bir idari-siyasi uygulama, Türkiye'de dağıtır. Ve adamda "dağıl" diye öneriyor zaten. Biz değişiyoruz, evet, fakat bunu, kendimiz yapacağız... Parçalanmadan, dağılmadan.

-Bill of Rights'ı aynen Amerika'da olduğu gibi uygulayalım diye bir şey yok. Azınlık kavramını AB ve ABD gibi anlamıyoruz.

-"Hangi Amerika" hem?... Vidal'in "cunta" dediği gazcılar, yağcılar, silâhçılar mı?... Yağcılarla, silâhçıların yaptığı gibi uygularsak,"Baskı rejimi!" olur... Açsana şunu biraz... Türküyü dinleyelim... Erzurum türküsü... Güzel bir türkü, oyunuda öyledir. Sahi, hiç Rumeli türküsü çalmıyorlar... demek bize bu kadar düşman oldular... rüyada "hesabını sorarım"...

-?

-Sorarım... Kulağına söyleyeyim. Kaçıyor!... Benden korkuyor.

-E, sonra?

-...Türk siyasi hayatında yer alıyor, fakat  "Kürt oyları" diyor adam. Bu, kendisini Türk milletine mensup hissetmekten mutsuz olanların, Türk'ün kurucu asli unsur konumunu tanımayan etnik federalistlerin, bu maksada yönelik olarak, "Türk-Kürt ayrımı yapılmasına karşıyız, herkes eşittir" demelerine benziyor ki, artık gizlenmiyor da... Açığa çıkmaları iyi. Türk siyasetinde yer alan kişilik ve yapılanmalar, "Blok halinde Kürt oyları" edebiyatı yapamazlar. Bu edebiyatın yapılacağı alanın adı "Türk siyaseti" değil...

-"Blok halinde Kürt oyları", aynı zamanda Lâz oyları, Boşnak oyları, Çerkez oyları demek...

-Çorap söküğü gibi gider. Yani denemez derken, Türk Milletine mensup olan adamın kökenini değil, etnik maksada bağlı siyasetine dikkat çekiyoruz.

-Jefferson'ın  "totaliterizm"e, böyle idarelere karşı  mücadele edilmesini istediğini söyleyenler var.

-Kimler? Bültencilermi, programcılarmı?

-Programcılar. ABD'de "doğal asimilasyon" varmış. Jefferson'da zorla asimilasyon yokmuş, halbuki Mustafa Kemal Atatürk baskıcı imiş... Türkiye'de "zorla asimilasyon" varmış.

- Amerikan yerlilerinin yok edilmesi "doğal asimilasyon"muymuş?

-Sormadım.

-Temelinde bir soykırım var. Zencilerin yüzyıllarca aşağı ırk muamelesi görmeleride öyle... "doğal" değil. Taklit edemezsin!... Aynısını Türklerinde diğer etnik gruplara uygulamasını elbette düşünemeyiz, fakat ABD'deki gibi  "doğal yoldan asimilasyon"a itirazı olmadıklarını söyleyenler, Cumhuriyetin kuruluş yıllarında işbirlikçilerin çıkardığı isyanların doğal olarak bastırılmasını "soykırım "olarak adlandırmaktan vazgeçmeli... Yani gökten zembille inmiyor bu "doğal asimilasyon" denilen şey. "Zoraki" dönemden geçiyor. Bu da  "doğal"

 -Yani Jefferson'da, diğer "Kurucu Babalar"da, rejim değişikliği adı altında başka devletleri yıkmak yok.

-Yok elbette...  "Uluslararası hukuk, hiçbir devleti, 'bir başka devletin rejiminin değiştirilmesi gereken bir rejim olduğuna kendisini BM yerine koyarak karar verebilme yetkisi'yle imtiyazlandırmamıştır"... Uluslararası hukuka, BM'nin temel prensiplerine aykırı sebepler ileri sürerek "rejim değişikliği" adı altında, siyasi-idari yapıları değiştirmek, kukla rejimler, idareler kurmak, yaz mevsimi yaklaşırken bir "mucize rejim"den diğerine geçmeye benzemez, bunun yolu bir açıldı mı sonu yok... Artık her devlet, kendisinde bir başka devletin siyasi-idari yapısını değiştirme hakkını görür, komşusunun rejimini değiştirmeye kalkışır.

-Bütün Irak'ta rejimin değiştiği gün, kukla rejime karşı, "rejim muhalifi millici" hareketler ortaya çıkar, hükümetlerini kurarlar. "Gerçek Irak Hükümeti"... "Irak Milli Kurtuluş Cephesi Hükümeti"...

 -Kuzey Irak'taki kukla rejimi değiştirip, Anavatan Irak'a bağlanmak isteyen vatanseverler, Anavatana dönüş hükümetleri kurabilirler meselâ... Washington'dan, Brüksel'den değil, fakat Türkiye'den bakarak, Kuzey Irak, Kuzey Kıbrıs paralelliği böyle kurulur.  Batısı, Doğusu, Güneyi ve Kuzeyiyle, her anavatan bir bütündür...Her kesimden millicilerin, vatanseverlerin destekleyeceği büyük bir Merkezi hareket doğar.

-Sadece Merkezidoğu'da değil, batıda da zamanla benzeri gelişmeler olur. "Sürgündeki İngiliz Muhalefet Konseyi" gibi...

-Elbette, eğer Irak Devleti, gerekçelerin haklılığı ve uluslararası hukuka uygunluğu şeklen mevcut 91 saldırısından farklı olarak bulunmayan bir saldırıyla değiştirilecek olursa, bunun sonuçları "Saddam sonrası" edebiyatıyla ABD saldırısından sonra "cennet Irak" kurulacağı propagandasını yayan haber bültenlerinin aksine, Irak'la sınırlı kalmaz, batı ve Ankara'da dahil bütün dünyada hissedilir.

-Gücü, gücü yetene. Şimdi de öyle değil mi? Şu salatadan tadsanıza... Nasıl?

-Ne var için de?... Şurup tadında...

-Çok mu tatlı olmuş.

-Çok güzel manasında çok tatlı... Yani öyle ama "kitabına uydurmak" her zaman mümkün olamıyor.

-Putin, ABD'nin BM Güvenlik Konseyi'ne sunduğu taslağı reddetti meselâ...

-Öylemi?... Haber bültenleri bir şey söylemiyor. Baksanıza şu ekrana...

-Amerikan silâhları kataloğu gibi...

- Film de artık yalama oldu, üzerinde benekler uçuşuyor, bak... Aylardır bakıyorum, her haber bülteninde aynı... tansiyon düşmesin diye...  Bir sefer olsun, Türk milletinin "kararlılığı" lafını duymadım.

-Benimde dikkatimi çekti. Neden acaba?... Fazla Amerikan filmi seyretmekten olamaz mı?

-Bünye sağlamsa, filmlerde eli ayağı düzgün yapımlar ise, birşey olmaz...

-Niye böyle peki bunlar?

-Sanal realite diyorlar ya o işte... Hayat, analog... Sahili döven dalgalar... Gitarın tellerinden yayılan ses...  kozmik parçacıklar...

-Sıcak, soğuk...

-İki kalp arasında aşk... Varlığın mevcudiyeti, herşey analog, herşey... Dijitalizm ise, "1 ve 0"...  Yani bunlar "şey"in kendisi değil, bilgisinin "kod"u...Bilgiyi depoluyor. Yani o depoda buğday filan yok, yetişmiyor... Gerçeğine çok benzeyen "buğday tanesi"ni yapar ve gösterirsin. O kadar "gerçek gibi"dirki, giderek, "gerçeğinden bile daha gerçekmiş gibi" görünmeye başlar. Gerçeklikten, vatanından koparsın.

-"Hologram gerçeklik"... Bu, "Sohbetler"de vardı.

-Ezberlemişsin işte... Hafızan gayet iyi.

-Meclis'in yapamadığı açıklama vardı ya, o bile aklımda.

-Ciddimisin?

-Okuyayım mı?

-Hata yaparsan, cezalandırırım bak...

-Efendim?

-Korkma, "Bill of Rights" dairesinde.

-Başlıyorum;

"Biz Türkiye Büyük Millet Meclisi'yiz. İçte ve dışta, AB ve ABD'ye teslimiyet politikasını reddediyoruz, Türk siyasi yapısı, bu yapı içinde Türk Devletini tasfiye faaliyetlerini son sınırına getiren etnik parçalanma yanlısı işbirlikçi kliklerden arınmaya mecburdur. Merkezidoğu'da rejim değişikliği, devlet yapısının tasfiyesi anlamına gelir. Ermenistan'a gösterilmeyen düşmanlığın daha fazlasının gösterildiği komşu Irak Devletiyle, İsrail'le kurulan iyi komşuluk ilişkilerinden daha az olmayan bir komşuluk ilişkisinin derhal kurulması gerekir.

Mensubu oldukları milletin adını şu yada bu sebeble söylemekten utananlar, çekinenler, Türk siyasi yapısı içinde siyasete devam edemezler. Böyleleri, adını söylemekten şu veya bu nedenle utandıkları, çekindikleri Türk Milletinin karşısına çıkamazlar, 'Seni temsil ediyorum' diyemezler. Kurucu asli unsur Türk Milletini bu konumundan uzaklaştırarak oy isteyemezler.

Böyle yapılanmalar, Türk Milletini çocuk yerine koymaktan vazgeçmeli, siyasi hayatlarına, adını yüksek sesle söylemekten utanmayacakları saflarda devam etmeli.

Vatanın birliği bütünlüğü, asli kurucu unsur Türk Milletinin ölüsü üzerinde sağlanamaz. Bu hesabı yapanlar, geçmişte olduğu gibi bugünde hüsrana uğrayacaklardır.

Dostunu düşmanını, ABD ve AB değil, kendisi belirleyen Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti Devleti, işçi, işadamı, asker, sivil, safını Millicilikten yana belirleyen herkesin menfaatinedir"...

-Çok güzel. Biraz heyecanlandın. Bende unutmadan şunları ekleyeyim.

1- "Uyum yasaları"ndaki itiraza mevzu mahzurlar, AB üyeliğiyle ilgili müzakerelerin başlatılacağı tarihin belirsizliğiyle sınırlı olmadığına, bu belirsizlikten kaynaklanmadığına göre, müzakere tarihiyle, mahzurlar arasında, "tarih belli olduğu takdirde kendiliğinden ortadan kalkacakmış gibi"  bir kanaat uyandırmak yanlıştır.

2-Etnikçilerin, AB'nin "etnik temelde demokratikleşme" talepleriyle  örtüşen isteklerinin, Irak Devletine yönelik ABD talepleriylede örtüştüğünün görülmesi ve söylenmesi lâzım.

.........

-Uyanın hayrola... Ne örtüşmesiydi o?

-Nerdeyim?

-Ev'de.

-Fethi?

-Fethi yok, çoktan gitti... Göreve gttiler.

-Ben?

-Siz Ev'desiniz.

-Peki siz rüyada değilmiydiniz?

-?

-Yani bütün gece hep ikimizmi konuştuk?...

-Korkarim ki öyle oldu... Mutsuzmu oldunuz?

-Demek "rüya içinde rüya içinde rüya" idi... Ve hepsi tekbir...

-Kahve istermiydiniz?

-Olur... Bayramlık fincandan isterim.

-Hayır, efendim!




 

*Konchalovsky filmi