"Güzel yurdumuzu fakirliğe, memleketi yıkıntıya sürükleyen çeşitli nedenler içinde en büyüğü ve en önemlisi, ekonomimizde bağımsızlıktan yoksun oluşumuzdur"

"Kendine güvenmekten vazgeçiliyorsa, başkalarına güveniliyor demektir..."


Atatürk
Kurucu Ulusal Önder

 

 


Haftalık Sohbet


Hikâyenin İçindeki Anlatıcı,

-Nasıl peki durumu?...

Yüzbaşı,

-İyi... Ufak tefek şeyler hariç, gayet iyi...

-Senin yürüyüşüne gıcık olurdu.

-Ciddimisin?

-'Bu sergerde yürüyüşü' derdi.

-'Sergerde yürüyüşü' böyle bir şeymi?...

-O serseri yürüyüşü... 'Yersiz yurtsuz' takımından. 'Bolşevik kafalı'...

-Etnikçi Abdülkadir'in aforizması... 31 Mart 1920... Peyam-ı Sabah... Fasulyemi tenceredeki?

-Evet... Kuvvayı Milliyeciler için söylüyordu.

-Muhteşem Durmaz Öztalaneroğlu'da, 'Mustafa Kemal bir Türk tedhişçisiydi. Milli Mücadele Yılları, faşist-komünist terör yıllarıydı' diyormuş. 'Milli Mücadele Tarihi, Türk Terör tarihi'ymiş.

-Yeni İstanbul Güneşi'nde faaliyet göstermiyormuydu bu?

-O gazetede geçen sene faaliyet gösteriyordu. Sen şunları bir yıka. Hıyarları... Al bak, sana tırnak makası getirdim... Istanbul hatırası... İki tanede CD... Bu da 135 imzalı bildiri. 'Sırmı?' diye soruyordun, değilmiş...

- 'Etnikçi' Apaçık'da, 'Mustafa Kemal ve terör arkadaşları' diye araştırma dosyası hazırlıyormuş...'Etnikçiler'le 'Sağlıkçılar' aynı... Kutsal ittifak kurup, Milli-Ulusal Devlete karşı ortak cephe açtılar... Milliciliği, komünizm gibi öcü haline getirmeye çalışıyorlar... Boogie man!..

-Sermayenin vatan duygusunu yitirmiş, dışa teslim olmuş vatansız kanadı... Bunlara göre, yurtseverlik, Millicilik, 'proletarya enternasyonalizmi kadar tehlikeli'...

-Çoğu etnik soruncu olmuş... Aklın dimağın durur. 'Milliyetçi gazetelerde bile milliyetçiliğe karşı yazılar yazılıyor'... Köşe yazarlarının çoğu böyle... Etnikçilik, sevrci federalizm özlemciliği, medyayı yutmuş. Adamlar işi gücü bırakmışlar, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı'yla, karısıyla uğraşıyor... Kıbrıs Kurtuluş Harekâtı'nın 28. Yıldönümünde bir-iki göstermelik cümle haricinde, bu harekâtın adını bile ağızlarına alamadılar. Niye? Kendilerini Türk Milletine mensup olarak görmeyenlerden çekindikleri için.

-AB-ABD izin vermiyor, yasakladılar.

-Madem öyle düşünüyorsun, cesur ol... Ecevit'e 'İşgal emrini veren barbar Türk canavarı' diye saldır. Ne uğraşıyorsun adamın Ev'iyle... Sular akıyor değilmi, duş alıyorum.

-Azerbaycan?

-Azerbaycan eskidendi... Ermenistan'la Kuzey Irak modası var şimdi. İki parça olmuşlar. Bir taraf AB'yi, öbürü ABD'yi tanrı olarak görüyor. Bunların dost dediğine dost, 'Bu düşmandır, istediğin kadar milliyetçilik, solculuk, bilmem şuculuk, buculuk oynayabilirsin' dediğinede düşman. 'Tanrılar' bunlara Irak Devleti'ne düşmansın, diğerleriyle iyi komşuluk ilişkileri geliştir' diyor.

-'Sağlıkçılar'ın sağlık dosyası yok mu peki?

-Kendisini Türkiye Cumhuriyeti Devletinin üzerinde görüyor, kaynağı olmayan 'siyaset üstü bir konumdan' siyasi yapıyı denetliyor, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne, Milli-Ulusal Devlete savaş ilân edip, etnik parçalanmayı kabul ettirmek için psikolojik savaş yürütüyor, siyasetçinin sağlık dosyasını yayınlıyor, fakat kendi sağlık dosyaları ortada yok... Haydaaa... E, işbirlikçilik diye bir ruh hastalığı var... Türk adından utanma hastalığı?... Bunlar hep ruh hastalığı...

-Tıp sözlüklerinde yok, henüz.

-Bunları 'Merck Manual'de bulamazsın. Son baskısındada yok. Fakat kayıtlarda var... Bodrum mahzenindeki defter kitaplarında var. Bunlar hep 'anti-Türk fobisi'nin tezahürleri. Halkı hipnotize etmişler. Bir görsen, bir sürü televizyon, radyo kanalı. Bir iki kanal, işte, didinen, çırpınan, bir avuç programcı hariç, kendilerine bir dünya kurmuşlar. Beyinlerinden AB-ABD medyasına bağlanmışlar, çer, çöp dolduruyorlar Türk Milletinin kafasına...

-Duymuyorum. Mutfağa gelde konuş.

-Medyanın Milli-Ulusal devlet düşmanı kanadına diyorum... Mensubu oldukları milletin adını söylemekten korkan medyaya büyük bir öfke birikmiş.

-E, başka ne dedi?

-Kim?

-
Valide!

-Valide, ne diyor biliyormusun?... Dünya Kupası maçları oynanırken bir gece uğradım, işte ısrar etti kaldım, maça bakıyoruz... 'Eskiden Türk Milli Takımı derlerdi, şimdi yasaklandımı?' diye sormazmı. Ne cevap verirsin? Birinci çoğul şahıs sahiplik ekinin ikinci anlamı artık Türk demek demedim tabii.

-İnternet kullanmayı nerden öğrenmiş, kompüterimi var?

-Kulağına çalınmış... Söylenti. 'Neden yazılarında yabancı şarkıların sözlerini kullanıyor, bu çocuk Türk değilmi?' diyor. Ona göre.

-Türk sanatçılar bozulur diye çekiniyor, ondan demedinmi?

-Aah!...

-N'oldu!

-Su birden buz gibi oldu!...

-Söylemeyi unuttum, arıza var. Dikkat et, aniden haşlanırsın ha!... Köşeye sotalan... Noel Baba zanneden ufaklık vardı ya... komşu çocuk... Topunu çatıdan alacağız derken. düşmüştük?... İşte o haşlandı...

-Kutup ayısının yine postu var.

-Ne dedin

-Efendim?

-Çık, sonra konuşuruz!...

-Akşama kadar burda bekleyecekmiyim böyle?

-E, çık.

-Üst baş sabunlu... Gözlerim kapalı... Aklıma gelmişken söyleyeyim... Türk medyası içindeki sevrci federalistlerin, etnik parçalanma yanlılarının yürüttüğü psikolojik savaşa dikkat et, yutulma... 17 Kasım, DHKP-C muhabbetini söylüyorum.. Nasıl haberleştirdiklerine, 'Türk teröristi' edebiyatına dikkat et, esas maksadı gör... Aslında, 'ideolojik nefreti' kullanarak, ideolojik nefret üzerinden, Millicilere, Türk vatanseverlerine saldırıyorlar. Daha doğrusu, hangi parti öncülüğü yüklenecek, yoksa başka türlümü olacak, net değil, fakat, kadınıyla erkeğiyle, işadamıyla işçisiyle, sanatçısı sporcusu, askeri sivil toplumcusuyla, Rumelisiyle Anadolusuyla, Tuna'sıyla, o hakir görülen Tuna'sıyla şakır şakır gelen, bütün varlığıyla doğan 'Merkez Türkiye Hareketi'nin yolunu kesme hesabı yapıyorlar. Maksatları,Türk Milliyetçiliğinin üzerine terörist damgası vurmak...Fakat...Hele şükür!... Şimdi iyi.

-Bağırma. Duvarlar ince, yanda komşu var.

-Ürkermi?

-Korkabilir yani.

-Su soğuktu... Buz... Bırrr! Kulağıma su kaçtı.

-Zıpla.

-?

-Tek ayağının üzerinde, o kulağının üzerine doğru.

-Hiç de böyle saçma sapan bir şey duymamıştım.

-Usulü bu... zıpla. Yan, yan... Mitolojide bile böyle... Öyle işte, hah... Sahi, internet'te biraz dolaşabiliyorum... Bir iki gazete, sonra kayboluyorum. Fakat milleti inandıramıyoruz. Başka ne diyor?

-Malum şeyler işte... Bilirsin...

-'Kendinizide mahvettiniz, bizide'...

-Üç aşağı, beş yukarı, öyle şeyler. Saçları bayağı beyazlamış. 70 yaşına geldimi?

-70 yaşında. Birader karşıya taşınmış, öylemi?

-Sık sık yokluyor... Komşularda var, merak edecek bir durum yok. Amma vahşi adamsın ha! Ekmek tahtasını kullansana... Masanın üzerinde ekmek kesilirmi?

-Birşey olmaz. Sözünü unutma. 'Hah, deyince aklıma geldi. Bak şu reklâmdaki 'Hah!.. Hah!' kısmını kestiler...

- 'Hı-haa, hı-haa!' demiyormuydu?... 'Hah...Hah' deyince okur, kahkaha atıyor zannedebilir.

-Farkındayım... Fakat, 'hı-haa, hı-haa' deyincede, estetik olarak iyi görünmüyor.

-?

-Yani, 'Ha, hı, öylemi' filan diye, 'kem-küm' ediyormuş gibi bir şey oluyor. Kâğıt üzerinde iyi durmuyor.

-'Anti-militarist' reklâmıda göstermiyorlar... Yatağın üzerine oturmuş, çocuğa savaş masalları anlatan Napolyon Bey'le, 'Çocuk için bu da gerekli' diyen masal tutkunu bir Baba ve sinema delisi bir Anne'nin bulunduğu reklâm... Onu da göstermiyorlar galiba. Bu fasulye ne zamandan beri kaynıyor?...

-Üç saat oluyor... Dört, beş saat filan işte. Bence, Napolyon Bey, Napolyon Bey değilmişde, Mustafa Kemal'miş gibi... Yani Mustafa Kemal'de olur... Orası senin hayal gücüne kalmış artık. Fakat çocuğa 'Savaş kötü bir şeydir' demiyorlar yekten... 'Çocuk için bu da gerekli', fakat, sadece 'masal olarak'... Peki bu çocuk, kayıttan şarttan tanınmaz hale gelmiş 'Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir' ilkesini yeniden tesis etmek gerektiğinde, 'Ya Bağımsızlık, Ya Ölüm... Ya Bağımsızlık Ya Teslimiyet' diye bağırabilirmi?

-E, annesi izin vermez.

-Vermek zorunda... 'Asıl sinema hayat. Buna geç kalıyoruz' diye sesini yükseltsin.

Peki, Milli iradeyi temsil eden Türkiye Büyük Millet Meclisi, meselâ Temmuz ayı sonunda olağanüstü toplandığında, dış güçlerle, Atatürk'ün dış politika stratejisini hiçe sayarak, mevcut Anayasayı çiğneyerek yapılmış, fakat milletvekillerininde pek bilmediği, hatta duymadığı anlaşmaları, Türk Milletinin gözleri önüne serebilirmi? 'Ya Bağımsızlık, Ya Teslimiyet' diye açıklama yapabilirmi?... Mesela,

'Biz Türkiye Büyük Millet Meclisi'yiz. İçte ve dışta, AB ve ABD'ye teslimiyet politikasını reddediyoruz, Türk siyasi yapısı, bu yapı içinde Türk Devletini tasfiye faaliyetlerini son sınırına getiren etnik parçalanma yanlısı işbirlikçi kliklerden arınmaya mecburdur. Merkezidoğu'da rejim değişikliği, devlet yapısının tasfiyesi anlamına gelir. Ermenistan'a gösterilmeyen düşmanlığın daha fazlasının gösterildiği komşu Irak Devletiyle, İsrail'le kurulan iyi komşuluk ilişkilerinden daha az olmayan bir komşuluk ilişkisinin derhal kurulması gerekir.

Mensubu oldukları milletin adını şu yada bu sebeble söylemekten utananlar, çekinenler, Türk siyasi yapısı içinde siyasete devam edemezler. Böyleleri, adını söylemekten şu veya bu nedenle utandıkları, çekindikleri Türk Milletinin karşısına çıkamazlar, 'Seni temsil ediyorum' diyemezler. Kurucu asli unsur Türk Milletini bu konumundan uzaklaştırarak oy isteyemezler.

Böyle yapılanmalar, Türk Milletini çocuk yerine koymaktan vazgeçmeli, siyasi hayatlarına, adını yüksek sesle söylemekten utanmayacakları saflarda devam etmeli.

Vatanın birliği bütünlüğü, asli kurucu unsur Türk Milletinin ölüsü üzerinde sağlanamaz. Bu hesabı yapanlar, geçmişte olduğu gibi bugünde hüsrana uğrayacaklardır.

Dostunu düşmanını, ABD ve AB değil, kendisi belirleyen Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti Devleti, işçi, işadamı, asker, sivil, safını Millicilikten yana belirleyen herkesin menfaatinedir'.

-Sanmam... Püreye dönmüş bu? Bunları ıslatmadın tabii.

-?

-Bir gece önceden suya yatırmadınmı fasulyeleri?

-Buruşurlar diye düşündüm.

-Buruşsunlar... Pantolonmu bunlar?... Kuru fasulye... Hiç anacığını seyretmedinmi mutfakta yemek yaparken?

-Ben tavanı seyrederdim. Sağa sola bakınırdım... Ayakkabımın altına bakardım.

-?

-Bir numara filan varmı, diye. Hakikatten çocuk maması gibi bir şey olmuş... Tadı da sanki.... yanmışmış gibi...

-Benim elime bölükte düşecektinki sen. Neyse... Sahanda yumurta yaparız. Biz alışığız sahanda yumurtaya.

-Yenecek gibi değil!... Şeker katsam, pudra şekeri meselâ?

-Şeker fazla kaçtı diyeceksin, tuz katacaksın. Olmadı, limon suyu... O da olmadı karbonat, marbonat... Sonra, ayarı tutturalım derken, boncuk tutkala kadar gidecek.

-O kaza idi. Pederden sirayet. Bilinçaltı.

-Allah'ın kazası çok. Hele senin etrafında.... 'Helva, kuru pasta araştırmaları'ndan biliyorum. Bir rapor haline getirmediğinden, insanlık bu araştırmalardan...

-Şimdi aklıma geldi... Bir Alman politikacının karısının yemek pişirmesini nasıl haberleştirmişler biliyormusun, 'Adam, ay sonunu güç getiriyor. Karısı Ev'de yemek bile piriyor'muş... Zavallı kadıncağız... Adama konserve kutusu açtırmak varken sen tut yemek pişir, kadınlık onurunu ayaklar altına at.

-Çocuk bile doğurmuştur... Acaba çay bile pişirmişmidir?

-Aynı böyle. 'Yemek bile pişiriyor'. Çok şaşırmışlar. E, biz bu halimizle pişiriyoruz işte?... Pilâv yapalımmı?

-Bence boşver. Yorma kendini... Yemeyeceğimiz kadar püre var. O değilde, Dışişleri bakanının karısıyla basın toplantısı yapmasını eleştirmelerine dikkat ettinmi?... Niye eleştirdiler?

-Hillary Clinton olsa takdir ederlerdi.

-Hem de nasıl... Başbakan Bülent Ecevit ve ailesi üzerinden Milli-Ulusal Devlet düşmanlığı yapanlar, Hillary Clinton'ı 'Kadını görüyormusun, kocasına nasıl yardımcı oluyor' diye takdir edenler zaten. Adam, karısıyla konuşuyormuş, görüşünü alıyormuş... Alır... Erkek, sevdiği kadının fikrini almayacakta, kimin fikrini alacak?... Erkek veya kadın, yolu yordamınca bundan daha tabii bir şey olabilirmi?...

-Son cümlen nefisti. Şartlara bakmaksızın... Fakat 'zincir' sözüde veriyorsun. Sonra?

-Tabii asıl sebeb, Türk Dışişleri Bakanının Kıbrıs'ta AB lobisinin uygulanmasını istediği politikalara uzak durması, görülebildiği kadarıyla Türkiye ve Irak Devletleri'nin etnik federal parçalanmasına karşı çıkması.

-Kadınlar böyle saldırılara cevap vermeli. Kadın söz sahibi olacak... Neyse, gel bahçeye çıkalım biraz... Bu saatlerde ortaya çıkar.

-Ne çıkar?

-'Aurora borealis' dedikleri hikâye...

-O ne demek, bir çeşit hastalıkmı?

- 'Northern lights'... Bir yıl uzak kaldın, unuttunmu?...

-Latince hava attın demin.

-Birşey attığım yok. Gelirken, birde müzik ayarla.

-Hangi CD?

-En kenardaki... 'Saraydan Kız Kaçırma'.

 

 


29 Temmuz 2002