"Upuzun kapıların secde ettiği yerde"...


Dün şafak sökerken İslâm milletinin kahraman evlâdı, vatan mücahidi Irak
Devlet Başkanı Saddam Hüseyin, Anglo-Fars (Aryan) istilâcıları şehâdete
ulaşarak nasıl mağlup etti, şahit olmadın mı?... Kâfir-münafık ittifakına
karşı Irak'ı savunurken, varlığını Allah'ın tekliğine nasıl kurban edip
şehâdet ettiğine?... Allah'ın da Saddam Hüseyin'i mükâfatlandırıp, ebediyen
muzaffer kıldığına? Allah katına çıkmak üzereyken hakaretler ederek onu
aşağıladıklarını zanneden Kadisiye kaçkını kılıç artıklarını "kılıç gibi
durarak" nasıl ezdiğine?

Allah, halkını O'nun yolunda cihada çağıran mücahid Saddam'dan razı ki,
iradesinin kırılmazlığını, liderliğinin yenilmezliğini düşmanlarına itiraf
ettirip, ebediyen Irak Devlet Başkanı kıldı.
...

Hakikati duymak istemez miydin, hakikati?... Işığını tamamen örtmeyi hiç bir
dilin başaramadığı Hak'kın unutulmasına müsaade etmediği apaçık hakikati?

Allah'ın şehâdetine yine bir İranlının; Araba, ehli sünnete düşman bir Pers
casusunun hançeriyle vurularak ulaşan Hazreti Ömer'in adâletiyle hükmetti.
Allah'ın mülkünün yağmalanmasına müsâade etmedi. Yoksulları korudu. Sağlık,
eğitim hizmetlerinin seviyesini yükseltti. Yıllar önce, Irak'a saldırmaya
hazırlanan Fars Cumhuriyeti'nin ordularını ani bir hücumla tahrip etti.
Irak'ın, Filistin'in muhtemel "acemleştirilmesini-aryanlaştırılmasını"
önledi. Savaş sürerken, düşman güçleriyle işbirliği yaparak Irak şehirlerini
işgal eden, İslâm milletini sırtından hançerleyen bozgunculuk hareketini
ezmek ehli sünnet devletin elbet hakkıydı; ezdi... Allah şahit.

Batının yalan yayıcıları bilmezler mi? Düşman elinde esirken, milleti
savunan mücahitlikten vazgeçip Direniş'i durdurması, şehâdet yolundan
dönmesi, Irak dışına çıkması için işkenceciler ne çok yalvardılar, bir
bilsen. Ayaklarına kapanmadıkları kaldı. Ama o sözünü tuttu. Her fırsatta
mücahitleri birlik içinde cihada devam etmeye çağırdı; duymadık mı
diyecekler? Irak'ı savunurken Allah'a şehâdette kararlıydı. Allah'da O'nu
cesurca istediği şehitlik makamına ulaştırarak katına aldı; edebilirlerse
inkâr etsinler bakalım. Allah'ın arslanı, şimdi  iki evlâdı ve torunu gibi
Direniş'in şehit düşmüş bütün mücahitleriyle, gerçek Yeşil Zon'da bir arada.
Sesi ve görüntüsü, etle tırnak gibi Irak'ın her yerinde; her evinde; her
Irak'lının omuz başında; Direniş'in her cephesinde... Düşman kaçıp gittiği
gün tertiplenecek zafer törenlerine sesleri ve görüntüleriyle katılacaklar.
Bugün Karanlık Zon'da güç belâ barınan kuklalardan düşmanla birlikte
kaçamayanlar meydanlarda teker teker kırılırken hazır bulunacaklar. Şehidin
namazını kıl, kıldır. Mırın-kırın eden olursa "Allah'a münafıkça inanmaktan
apaçık kâfirleşme yoluna girildiğine alâmettir ki, diller, Allah'a şehit
olana 'şehit' demeye dönmez olur. Cehennemin en cehennem yeri onlar için
ayrılmış olsa, hak etmediklerini kim söyleyebilir ki?" deyip, sustur... 30
Aralık sabahı, belki de dehlizlerinin duvarları Irak'tan yağmalanan
eserlerle süslü "karanlık saray"ındaki yatağından dehşet içersinde fırlayan
Deccalbaşı'nın camı çerçeveyi "Saddam'ın kanında boğuluyorum!" feryadları
kopararak çın çın çınlattığını haber almış mıydın?...
...

İlâhi İrade'nin uyarısı olan tezâhürleri doğru manâlarıyla görmeyip,
tersinden anlayan; bütün ikâzlara kulaklarını tıkayan batının üç deccalı
mutlaka kaybetti. Şimdi Persleşmiş anlayışın sahipleriyle kafa kafaya
vermişler, insanları esas savaş bu iki taraf arasındaymış gibi zannettirecek
bir gerilim oyunu oynuyorlar. Böyle davranmakla Allah'ı aptal yerine
koyduklarını farkına varamayan kavrayışı kıt kafalılar... İnandırıcı olsun
diye, oyuna "İran'ın işgalini ihtiva etmeyen, sınırlı bir savaş sahnesi"de
ekleyebilirler, aldanmayasın. Akıllarınca ikisi de kazanacak; ehli sünnet
idrâk, şia'yı "batıya direnerek nükleer silâh geliştirmiş lider İslâm
anlayışı" olarak mı görsün; yoksa Irak'ta uğradığı bozgunu unutturmak
isteyen ABD hakkında, "İran'a da saldırmak istediğine göre, artık ondan daha
az nefret edeyim, hatta cihat vermekten vazgeçip yanında yer alayım; Irak'ın
müttefiki göreyim" diye mi düşünsün bilemeyip, iki his arasında felç olacak.
Irak hakkında 16 yıl boyunca koparılan "Cehennem topu"... "Kitle imha
silahları"... "Canavar Saddam" yaygaralarıyla;  bugün İran hakkında
koparılan güya cinsinden yaygaralar arasında ki doz farkının maksat
farkından kaynaklandığını mücahitlerin göremediklerini sanan ehli sünnet
görünüşlülerin vay haline!...Bu bir Anglo-Fars ittifakı... Asrın başlarında,
Çanakkale'ye saldıran "kâfir koalisyon güçleri"ne karşı cihat çizgisinde
direnip, göğsünde Kur'an, dilinde ayet, şehâdete koşarak muzaffer olan
Mücahit Memetçik ruhundan, başında Amerikan bezinden çuvalla ramboluğa firar
eden Türk'ün hainiyle; Irak'ı sırtından hançerleyen güya Kürt görünüşlü
şımarıklarda bu ittifakın içinde. Tamah eden Türkmenin haini, Arabın öküz
kafalısı da... İnancında samimi bir müslüman olan şehit Saddam Hüseyin, "Bu
savaş bütün savaşların anası" dediğinde, kâfir-münafık koalisyon güçleri
alay etmişlerdi. Bak kaç savaş doğurdu, daha da doğuracak. İstilâcıların
karşısına elinde Kur'anla çıkmasını takdir edeceklerine, iftiralar atarak
küçümsemeye, hatta müslümanlığını şüpheli göstermeye kalkmaları yok mu....
Ama Allah burunlarından getireceği zamanı bilir.
...

Batı medeniyeti bu haliyle kurtuluş trenini kaçırdı. Tek dişi kalmıştı, onu
da Irak'ta, Afganistan'da kaybetti. Ebediyen Irak Devlet Başkanı şehit
Saddam Hüseyin, milâdi 2006 yılının 30 Aralık sabahı, kapıları üstlerine
örtüp mühürledi. Allah'ın sabrı sınırsız ama tanıdığı mühlet değil. Mühlet,
açıkça belli oldu ki 30 Aralık sabahı doldu. Batı toplumları hâlâ
uyanmayacaklar mı? Sorumlu olduklarını hatırlayıp, başlarındaki hükümetleri
hizaya getirmeliler. İstilâ ettikleri topraklardan bir an evvel
çekilirlerse, cılız bir ihtimal de olsa bağışlanmaları umulur. Üç deccal
hariç...

Allah'ın iradesi saddamdır. Sınırsız merhametini istismar edenlere, sınırsız
öfkesiyle öyle bir vurur ki; dağ, taş, vuruşun saddamlığına şahâdet eder.

Selâm sözünde direnenlere...